24 Ağustos 2016 Çarşamba

Afacan Gençlik Evi


Size bugün çok sevdiğim bir mekandan bahsedeceğim: Afacan Gençlik Evi.

Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın düzenlediği bir eğitimde gittim Afacan Gençlik Evi'ne. Eğitimin konaklamalı olması nedeniyle iki gece kaldık. İzmir-Bergama üzerinde Yenişakran'da bulunuyor gençlik evi. Merkezden biraz uzak.

Pek çok kitleye ev sahipliği yapan mekan daha çok kültürlerarası buluşmalar ve eğitim grupları için oldukça tercih edilesi bir yer.

Size bu merkezi en iyi şekilde anlatabilmek için web sitesinden şu paragrafı aktarıyorum:

''Afacan Buluşma Merkezi, uzun yıllardır kültürlerarası gençlik buluşmaları düzenleyen Berlinli ve İstanbullu sosyal girişimcilerin yaşama geçirdiği, kar amacı gütmeyen bir düşüncenin ürünüdür.''


Farklı ülkelerden gruplar da geliyor, özellikle çocuklar. Biz gittiğimizde -yanlış hatırlamıyorsam- Almanların bulunduğu bir çocuk grubu vardı. Biz de 30 kişilik bir grup olmamıza rağmen eğitim sırasında hiçbir sıkıntı, çakışma yaşamadık.

Ekim ayında gittiğimiz için yine de oldukça sakindi merkez. Böylece hem manzaranın hem mekanın tadını çıkarttık. Manzara demişken hem denize gireyim hem de oturup saatlerce izleyeyim diyorsanız tam öyle bir yer. Dilerseniz havuz da var bu arada. Bir de oyun alanı var, langırt ve masa tenisi bulunan. Kitapseverler için bir güzellik de pek çok kitabın bulunduğu bir okuma odası olması. Eğitim ve toplantılar için düzenlenmiş bir de salon bulunuyor.



Geniş deniz manzarasının yanında merkezin yeşil alanı da oldukça büyük. Odalardan bahsedersek sade ve kullanışlı. Bizim kaldığım oda da çok temizdi. Odalarda duş da bulunuyor. Fakat güneş enerjisi kullanıldığı için gün içinde sürekli sıcak su bulma konusunda sıkıntı olabiliyor.

İşletme sahibi de çok sıcak. Sizi bir misafir gibi ağırlamaktan çok oralı gibi hissettiriyor. Alışılmışın biraz dışında bir tarzı da var bu konuda. Mesela yemeğinizi siz alıp masaya taşıyorsunuz, sonunda ise tekrar içeri taşıyorsunuz. Onların da belirttiği gibi ticari bir kaygıları yok. Bu nedenle herkesin, ziyaretçilerinin de, bu oluşumda bir payı bulunuyor.

Yemek demişken sabahları açık büfe kahvaltı var. Akşam ve öğle yemeklerinde ise mis gibi ev yemekleri çıkıyor. Çok fazla bir çeşit beklemeyin, fakat lezzetlerine diyecek yoktu.

Gittiğimiz ekibin de harika olması sebebiyle çok güzel iz bıraktı bende Afacan Gençlik Evi.

Eğer daha çok bilgi sahibi olmak isterseniz web sitesine göz atabilirsiniz.

Fotoğraflar Afacan Gençlik Evi sitesinden alıntıdır.


2 Ağustos 2016 Salı

Ayvalık - Cunda Adası

Balıkesir tatilini bitirmişken arayı soğutmadan bir yazı hazırlamak istedim :)

Bu yıl ilk defa Balıkesir'e gitme şansı buldum. Hal böyle olunca nerelere gidilir, nerede denize girilir, ne yemeden dönülmez gibi bir sürü şey araştırdık tatile başlamadan önce. 

Merkezde kaldığımız için tatil yerlerine ulaşım biraz sıkıntı oldu. Eğer kendi aracınız varsa benim önerim Balıkesir'e mutlaka arabayla gelmeniz. Pek çok yer görmek istiyorsanız bu önemli bir nokta. Çünkü tatil yerlerinin hepsi ilçelerde ve en az 150 km merkezden uzak diyebilirim.






En merak ettiğimiz yer ve ilk durağımız Ayvalık oldu. Merkezde deniz kenarında yürüdük, rastgele sokaklara girip dar yollarda eski evlerin arasında gezindik. Antikacılar, zeytinyağı satışı yapan butik dükkanlar, küçük restoranlar, kahveciler... Sıra geldi yemeğe. Ayvalık'a gelip de Ayvalık tostu yemeden tabi ki olmaz. Sahilin karşısındaki caddede Migros var. Hemen yanında ise Tostçular Çarşısı. Yan yana dizilmiş bir sürü tostçu. Daha gitmeden Avşar Büfe'nin adını duyduğumuz için orayı tercih ettik. Zaten Ayvalık tostunu seven biri olarak lezzetli buldum, fakat önceden yediklerinizden bir farkı var mı derseniz, yoktu. Biz yine de geleneği bozmayalım dedik. Eğer bir yerde dinleneyim, denizin tadını çıkarayım derseniz de sahil kenarında yan yana 3-4 mekan var. Biz Orfanos'u tercih ettik. Birer çay içip yorgunluğumuzu giderdik ve manzaranın keyfini çıkarttık.






Sıra geldi meşhur Cunda Adası'na. Sahilden -yanlış hatırlamıyorsam 15 dakikada bir- tekne kalkıyor adaya. İsterseniz tekne yerine otobüs de var. Otobüsün fiyatı 3, teknenin ise 5 tl. Biz gidiş ve dönüşte tekne tercih ettik. Yaklaşık 10 dk kadar kısa bir sürede adaya varıyorsunuz. İner inmez sahil kenarındaki dondurmacılar, balık restoranları, hediyelik eşya satan yerler karşınıza çıkıyor. 

Sahilde kısa bir yürüyüşün ardından Cunda'nın ara sokaklarına daldık. Renkli restoranlar, cıvıl cıvıl duvarlar, kapı önleri ve canlı renkleriyle pembe zakkumlar... Sonra karşımıza ünlü Karadeniz Pastanesi çıktı. Merak edenler için Vino Şarap Evi de aynı sokakta. Adada en çok bu sokağı sevdim sanırım ben. Çoğu kişi de aynı şeyleri düşünmüş olacak ki, sokakta çok fazla fotoğraf çektiren kişi vardı. Karadeniz Pastanesi'nde kısa bir mola vererek meşhur damla sakızlı kurabiyelerini tattık. Farklı çeşitleri olan kurabiyenin -sade ve fındıklıyı hatırlıyorum şu an- orijinalliğini bozmamak adına sadesini tercih ettim ben. Tadı oldukça yoğun olan bu kurabiyeyi damla sakızı seven biriyseniz denemelisiniz. Pastanenin peynirli dereotlu kurabiyelerini de bayılarak yedim, öneririm. Daha pek çok kurabiye, tatlı ve börek çeşidi de vardı. Önerim sipariş vermeden önce içeri girip tüm lezzetlere bakarak seçim yapmanız.






Kolaylıkla bulabileceğiniz Taş Kahve ise oldukça kalabalıktı. Eğer dilerseniz burada da oturup bir kahvesini içebilirsiniz. Biz buraya uğramadık. İçimde kalan en büyük şey ise adaya gelip balık yiyememek oldu. Adada papalina balığı oldukça ünlü. Pek çok mekanın önündeki menülerde bu ismi görebiliyorsunuz. Fiyatlar genellikle 10-15 tl arasında. Kurabiyeleri fazla kaçırınca balığa yer kalmadı malesef.

Gidemediğimiz ve aklımda kalan bir diğer yer ise Tepedeki Değirmen. Adaya gelirken tekneden de göreceğiniz bu yer Sevim ve Necdet kitaplığı olarak kullanılıyormuş diye duyduk. Eğer adaya yolunuz düşerse burayı da listenize ekleyin derim.

Ama dondurma yemeden dönmedik elbette. Birbirinden farklı birçok çeşit mevcut. Benim en çok ilgimi çeken ise Santa Maria oldu. İçerisinde tarçın ve bisküvi parçaları var. Her ne kadar tereddüt etsem de tadına bakmadan geçemedim. Sonrası mı, dayanamayıp bir top daha istedim. Yediğim en farklı dondurmaydı diyebilirim, ben aromasını çok beğendim. Tadı ise hala damağımda. Eğer yeni lezzetlere açıksanız denemenizi öneririm. Mekanın ismini hatırlamıyorum fakat sahilde yan yana iki dondurmacı var. Bizim tercihimiz arkasında geniş bir yeri de bulunan bir işletmeydi ve oldukça kalabalıktı.

Cunda ile ilgili önemli bir nokta ise arnavut kaldırımları bence. Adanın yapısını koruyan bu güzel sokaklar yanlış ayakkabı tercih ettiyseniz sizin için biraz sıkıntı olabilir. O yüzden bence spor ayakkabı, hiç olmadı rahat bir sandalet giymeyi tercih edin, terlikten kaçının derim.

Adadan merkeze yarım saatte bir -çeyrek geçe ve çeyrek kala- tekne kalkıyor. Dönmeden önce hediyelik eşya satan yerleri yeniden gezdik. Bu yerlerden biri de sahilin hemen karşısındaki Tarihi Çarşı denen yer. Magnetlerimizi almayı unutmadan teknenin yolunu tuttuk.



Sıradaki rota ise Sarımsaklı Plajı. Ayvalık Migros'un karşısındaki duraklardan Sarımsaklı'ya giden minibüsler var. Upuzun bir kumsalı var Sarımsaklı Plajı'nın. Duyduğumuza göre plajın uzunluğu 8 km. Denizi ise tertemiz. İki şezlong ve bir şemsiye 25 tl. Fakat kendi şezlongu ve şemsiyesini getiren de oldukça fazla kişi vardı. Hatta plajın en ön sırası tamamen böyle diyebilirim. Benim için denizin en güzel yanı ise kum olmasıydı. Aynı zamanda hemen derinleşmiyor da. Bir de deniz suyu sıcaklığı tam benlikti diyebilirim. Girer girmez suyun sıcaklığına alışıyorsunuz. Çok yakında bir de Badavut plajı varmış. Biz gidemedik, fakat oranın da oldukça güzel olduğu söyleniyor. Sarımsaklı için tek olumsuz eleştirim sahil kenarında yürüyememekti sanırım. İnsanlar denize o kadar yakın yerlemişler ki kumsala. Denize girmek için bile onları aşmanız gerekiyor. Durum böyle olunca da uzun sahilde rahatlıkla yürüme şansı olmuyor.

Gitmek istediğimiz yerlerden biri de Şeytan Sofrası idi. Gün batımını izlemek için gitmeye karar verdik, fakat sonradan değişen planlarla Edremit'e geçmemiz gerektiği için Ayvalık'tan ayrılmak zorunda kaldık. Eğer bu tepeye gitme imkanı bulursanız gün batımına denk getirmeye çalışın. Manzaranın çok güzel olduğunu söylemeyen yok. 

Gezi boyunca en çok dikkatimi çeken şey ise yerlerin yabancılaşmamış olmasıydı. Yerli halk daha fazla, tabelaların neredeyse tamamı türkçe, fiyatlar da gözlediğim kadarıyla uygun. Böyle bir yerde tatil yapmak bana kendimi daha iyi hissettirdi. Sonuçta kendi ülkende farklı bir dile bu kadar maruz kalmayı, pek çok şeye 3-4 katı ücret ödemeyi kim tercih eder.

Gördüğümüz yeni yerler, tattığımız farklı lezzetler ve doğasıyla güzel bir anı oldu bizim için Ayvalık tatili. Her ne kadar aklımızda yapmak istediğimiz başka şeyler kalsa da tadını çıkarttık bence Ayvalık ve Cunda'nın. Özellikle hiç gitmeyenler için yeni bir rota olabilir Ayvalık. 

29 Temmuz 2016 Cuma

Üniversite Tercihleri - Çocuk Gelişimi Bölümü

Üniversite tercihleri başlamış, hatta bitmesine sayılı günler kalmışken bende okuduğum bölümle ilgili bir yazı hazırladım adaylar için :)

Öncelikle bilmeyenler için Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü'nde okuyorum ve 4. sınıfa geçtim. Bu doğrultuda verdiğim bilgiler de daha çok lisans çocuk gelişimi bölümü hakkında olacak.

4 yıllık lisans eğitimini bitirdiğinizde 'Çocuk Gelişimci', bu alanda yüksek lisans yaptığınızda ise 'Çocuk Gelişimi Uzmanı' unvanına sahip oluyorsunuz. Çocuk gelişimcinin görev tanımında 0-18 yaş grubu tüm çocukların gelişimini desteklemek yer alıyor. Bu çocuklar arasında normal, özel gereksinimli, hasta, korunmaya muhtaç ve risk altındaki çocuklar bulunuyor. Bölüm TM-3 puan türüyle öğrenci alıyor.

Çocuk gelişimcinin iş alanlarından bahsedecek olursak sağlık alanında (hastaneler), eğitim alanında (üniversiteler, milli eğitime bağlı özel eğitim kurumları ile rehberlik ve araştırma merkezleri), sosyal hizmet alanında (çocuk ve gençlik merkezleri, sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme kurumuna bağlı merkezler) ve gönüllü kuruluşlarda çalışma olanakları var. Kısaca çocuğun olduğu her yerde 'çocuk gelişimci'nin önemli bir yeri var.

Lisans derslerinden bahsedecek olursak, ilk yıl çocuk gelişimi ile ilgili giriş dersleri, psikoloji, biyoloji ve genetik, anatomi, antropoloji, sosyoloji gibi temel dersler ve matematik, türk dili gibi ortak dersler bulunuyor. Bunun yanı sıra çocuk gelişimi ile ilgili bazı seçmeli dersler de var. İkinci yıldan itibaren dersler daha çok gelişim alanları üzerine: bilişsel gelişim, dil gelişimi, motor gelişim, sosyal gelişim gibi. Aynı zamanda özel eğitim ile ilgili de zorunlu ve seçmeli dersler bulunuyor. Seçmeli dersler alanında hem bölüm içi hem de bölüm dışı kendinizi geliştirebileceğiniz pek çok ders seçme imkanına sahipsiniz.

Teorik derslerin yanı sıra pratik içerikli zorunlu stajlar da var. Bu dersler kapsamında okul öncesi kurum, özel eğitim kurumu, hastane ve ilgili sağlık kuruluşlarında staj yapma imkanı oluyor.

Dersler konusunda dikkat çekmek istediğim bir nokta daha var ki, bölüm hakkında bilgi almak isteyenler için önemli olduğunu düşünüyorum. Üniversite tercihleri sırasında bölüm hakkında bilgi sahibi olmayan bazı kişiler bana sürekli dikiş dikme, el becerileri konularında iyi olmam gerektiğini, derslerin ağırlıklı bu yönde olduğunu söylemişlerdi. Tabi ben bunu çok fazla dikkate almayıp bölümlerin web sitelerinden ders içeriklerine bakmıştım. Hem yaptığım araştırmalar hem de 3 yıllık eğitimim sonucunda derslerin gelişim ağırlıklı olduğunu gördüm. Bölümün sağlık bilimleri fakültesine bağlı olması da bu etkenlerden biri.

Öğrencilerin ve adayların karşılaşabileceği bir soru işareti ise, meslek tanımı ve iş imkanları üzerine. Yukarıda zaten iş imkanlarından bahsettik. Fakat size yakın çevrenizden, okul, dershane, komşu tarafından 'ana okulu öğretmeni mi olacaksın?' gibi sorular gelebilir. Siz de bu soru işaretini taşıyor olabilirsiniz. Bu ayrımı yapmak önemli, 'Okul öncesi öğretmenliği' Eğitim fakültesine bağlı iken, 'Çocuk Gelişimi' bölümü Sağlık Bilimleri Fakültesi'ne bağlı ve sağlık kuruluşlarında çalışma imkanına sahip. Tabi burada bahsettiğim Sağlık Bilimleri Fakültesine bağlı Çocuk Gelişimi Lisans Programları.




Biraz da Hacettepe Üniversitesi'nden bahsedersek,
Üniversite Sıhhiye ve Beytepe olmak üzere 2 kampüsten oluşuyor. Tıp, Diş Hekimliği, Eczacılık ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Sıhhiye kampüsünde yer alıyor. Beytepe kampüsü ise daha çok üniversite kampüsü havasında. Sıhhiye de Hacettepe Hastanesi'nin de bulunması nedeniyle Beytepe kadar bir kampüs ortamı yok. Fakat kampüsün merkezi bir yerde olması da avantajlarından.

'Hacettepe' Çocuk Gelişimi'nden bahsedersek,
Çocuk Gelişimi Lisans programının en yüksek oldu

ğu üniversite Hacettepe. Bu imkan bize nitelikli bir akademisyen kadrosu, köklü bir eğitim yapısı sunuyor. Kız öğrenciler sınıfın büyük bir çoğunluğunu oluşturuyor. Eğer dilerseniz isteğe bağlı hazırlık da okuyabiliyorsunuz.

Bölümün bir de öğrenci topluluğu var: Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Topluluğu (HÜÇGET). Son yıllarda aktif olarak çalışan topluluk alanda kendinizi geliştirmeniz için de pek çok imkan sunuyor. Bunun yanı sıra üniversite, topluluk, gönüllü kuruluşlar tarafından düzenlenen kongre, seminer, kurs gibi ulaşabileceğiniz pek çok fırsat var. Yani burada okuyorsanız kişisel ve mesleki anlamda kendinizi ne kadar geliştireceğiniz size kalmış :)

Daha ayrıntılı bilgiye bölümün web sitesinden de ulaşabilirsiniz.
Bu bölümü tercih etmek isteyenlere bir önerim ise, bulunduğunuz şehirde çocuk gelişimci varsa gidip konuşabilirsiniz. Böylece yüz yüze konuşma imkanı bulup pek çok sorunuzun cevabını alabilirsiniz.


Şimdilik benim aklıma gelenler bunlar oldu.
Eğer aklınıza takılan başka sorular varsa yorum olarak bırakabilirsiniz.

Son olarak herkese önerim ise,
Çok okuyun, araştırın tercih yapmadan. Fakat her şeyden önce kendi iç sesinizi dinleyin. Siz ne istiyorsunuz, kendinizi nerede görmek istiyorsunuz. Sizin ne istediğiniz ailenizin, öğretmeninizin ya da komşunuzun ne istediğinden tabi ki de daha önemli. O yüzden her şeyden önce kendinize kulak verin. Olmak istemediğiniz bir mesleği sırf üniversiteye gitmek için tercih etmeyin. Tercihlere yazdığınız her üniversiteyi, bölümü içinize sinerek yazmaya çalışın.
Çünkü sevdiğiniz işi yaparsanız mutlusunuz.

Tercih yapacak herkese kolaylıklar dilerim :)

9 Mayıs 2016 Pazartesi

O2 Çocuk Laboratuvarı



14 Mayıs cumartesi günü ebeveyn, öğrenci, uzman ve çocuklarla ilgilenen herkes için dolu dolu bir etkinlik var:  'O2 Çocuk Laboratuvarı'

Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Topluluğu (HÜÇGET) tarafından düzenlenen etkinlik 'Hacettepe Üniversitesi Sıhhiye Kampüsü Kültür Merkezi Kırmızı Salon'da gerçekleşecek.

Nedir bu O2 biraz da ondan bahsedelim;
'Çocuğunuza O2 verin!' sloganıyla yola çıkan ekip etkinliğini 'Oynuyorum ve Okuyorum' üzerine oluşturuyor. Tam gün sürecek programın sabah oturumu 'çocuk ve oyun' konulu. Öğleden sonraki ikinci oturum ise 'çocuk edebiyatı' üzerine.

İlk oturumda 'çocuk ve oyun' konulu alan uzmanlarının yer aldığı bir panel var. İçeriği 'oyuncak seçimi, oyun terapisi, müzikli oyunlar' gibi konulardan oluşuyor. Sonrasında ise interaktif bir eğitim gerçekleşecek. Çocuk edebiyatı oturumunda ise 'Yaş dönemlerine göre kitap seçimi' konulu konuşma ve TÜBİTAK Meraklı Minik ekibi yer alıyor.

Herkese açık olan etkinlik için herhangi bir katılım koşulu gerekmiyor. Kayıt yaptırmanız yeterli. Program içeriği ise afişte yer alıyor.
Detaylı bilgi için,
Harun Taştemir 0505 696 2799
Merve Tayız 0 505 952 3886


Konuşma yapacak alan uzmanları;
Panel Başkanı,
Prof. Dr. İsmihan Artan
'Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı'


Panelistler,
Yrd. Doç. Dr. Saniye Bencik Kangal
'Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkan Yardımcısı'
(akademisyenanne)
Uzm. Sibel Özdemir
'Çocuk Gelişimi ve Özel Eğitim Uzmanı, Aile Danışmanı'
(uzmanannem)
Arzu Dinçer
'Uluslar arası Oyun Terapisti, Aile Danışmanı'


Çocuk Edebiyatı,
Doç. Dr. Arzu Yükselen
'Medipol Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı'
Bilge Karagöz
'Meraklı Minik Dergisi'


İlgilenen, merak eden herkesi etkinliğimize bekliyoruz :)

24 Nisan 2016 Pazar

İstanbul Oyuncak Müzesi

Baharın neredeyse yazı hatırlatan bu sıcak günlerinde çocuğunuzla gidebileceğiniz bir yer önerisi var bu kez blogda :)

İstanbul Oyuncak Müzesi !

2005 yılında Sunay Akın tarafından kurulmuş müze. Öyle çok uğraşmış ki bu müze için, pek çok ülkeden tarihini yansıtan oyuncaklar getirmiş. Her katta geçmişten günümüze pek çok oyuncak var. Ziyaret eden her kişinin çocukluğunda mutlaka bir kısmını gördüğü oyuncaklar... Bebekler, dolgu oyuncaklar, uzay araçları, askerler... Benim en çok dikkatimi çeken minyatür oyuncaklar oldu. Öyle küçük detaylara sahip ki, örneğin bir mutfak tüm ayrıntılara sahip ve hepsi çok küçük. Resmen ince ince işlenmiş üzerine. Katları sırasıyla gezerken zamanda yolculuğa çıkmış hissine kapılıyorsunuz.

Bir de alt katta tatlı mı tatlı bir Müze Cafe var. Buraya girdiğinizde sanki evcilik oynarken misafirinize çay içmeye gitmiş gibi hissedebilirsiniz. Öyle şirin ki rengi, dekoru... Müzeye gitmişken uğrayıp bir çaylarını içebilirsiniz, ki bu esnada orada Sunay Akın ile karşılaşmanız da mümkün :)

Müzede aynı zamanda bazı tarihlerde etkinlik ve atölyeler de düzenleniyor. Web sitesine girdiğinizde bu detaylara ulaşmanız mümkün.

İster yetişkin olun ister çocuk bu geziden keyif alacağınıza emin olabilirsiniz.

Biz üşenmedik Ankara'dan gezi düzenledik oyuncak müzesine. Siz de İstanbul'a yolunuz düşerse
mutlaka uğrayın. Hele ki İstanbul'daysanız hiç kaçırmayın :)

Ben sizi en iyisi geziden müzeye ait bazı fotoğraflarla baş başa bırakayım
(:




















21 Nisan 2016 Perşembe

Hacettepe Üniversitesi Sağlık ve Sanat Şenliği


Ulaşmamız gereken öyle çok çocuk var ki

Sosyoekonomik durumu iyi olmayanlar, adalet sisteminde yer alanlar, ihmal ve istismar mağduru olanlar, ülkesinden göç etmek zorunda kalanlar, özel gereksinimli çocuklar...

Bunlardan biri de hastanede yatan çocuklar.

23 Nisan yaklaşmışken, bir yandan da bu yılki etkinliğimizin hazırlıkları sürerken size geçen yılki etkinliğimizden bahsetmek istedim: Hacettepe Üniversitesi Sağlık ve Sanat Şenliği

Çocukların yüzündeki gülümsemeyi görmek, onlara hastanede de olsa oyunun varlığını unutturmamak adına düzenledik etkinliği. Gönüllü ekibinde Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencileri olarak biz de vardık.

Önce konferans salonunda bir açılış yapıldı. Yataklarından kalkabilen çocuklar katıldılar ve çocuk şarkıları söylendi. Sonra iki gruba ayrıldık. Servisten çıkabilen çocuklar oyun odalarında hazırladığımız atölyelere geldi. Ebru, resim, kukla, origami gibi pek çok şey yaptık birlikte. Bir de serviste kalan çocuklar vardı. Risk grubunda bulunmayan çocukların yanlarında birebir etkinlik yaptık. Etkileşimli kitap okuma, kuklalarla oyun, parmak oyunları...

Bir de hazırlık süreci vardı tabii. Kısa bir ön eğitim aldık önce hastane sistemi ile ilgili. Sonrasında iki gün uyumadık onlara küçük hediyeler hazırladık. Etkinliğimizde kullanacağımız materyalleri oluşturduk. Yorgunluğumuza da değdi elbette.

Etkinlik sırasında fark ettiğim en güzel şey çocuk ve oyunun ayrılmaz olduğuydu. Oyuna daldığı an içinde bulunduğu durumu unutup mutlu olmaları öyle güzel ki. Burada da ebeveynlerin tutumu giriyor devreye. Çocuğunu ortama alıştırmak, kaygısını gidermek için yapabilecekleri en güzel şey aslında onlarla keyifli vakit geçirmek, sağlık durumunu göz ardı etmeden oyun oynamak.

Siz de bu 23 Nisan'da bir çocuğu sevindirin ve yüzündeki gülümsemeyi kaçırmayın :)

19 Nisan 2016 Salı

Sevdalinka ~ Ayşe Kulin

'Sevdalinka' listemdeki kitaplar arasındaydı. Ayşe Kulin'in yeni kitabı için Ankara'da düzenlenen bir imza gününde bu kitabı almaya karar verdim ben de. Uzun zamandır Ayşe Kulin okumamış bir okur olarak dilinden biraz uzak kalmıştım.

Kitabın ana konusu Bosna katliamı. Tarihi pek çok bilginin yanı sıra gazeteci olan Nimeta ve ailesi, kocası ile olan ilişkileri ve gazeteci olan Stefan ile arasındaki ilişkiyi anlatıyor kitap. 'Sevdalinka' kelimesi de Boşnak dilinde aşk şarkıları anlamında. 

Nimeta'nın hayatını okurken Boşnakların yıllarca yaşadığı zulme, en sevdiklerini kaybetmelerine tanık oluyoruz. Bir gazeteci gözüyle Nimeta ve Stefan yaşadıklarını aktarıyor. Şehirlerinin yağmalanışı, eşleri ve çocukları gözlerinin önünde öldürülenler, iş yerlerinin harabeye dönüşü, yiyecek ve içecek pek çok şeyi bulamama... Kitabın bir bölümünde de kamplardan bahsediliyor. Okuması gerçekten zor sayfalar. Yaşananların çarpıcılığı, şiddeti burada daha bir güçlü çarpıyor yüzümüze.

Kitabın anlatımı çok gerçekçi geldi bana. Yaşananlar bir bir canlandı sanki gözümde. Fakat kitabın yaklaşık ilk yarısı, devletin liderleri, aralarındaki politik ilişkilerin anlatıldığı bölüm ilgimi çekse de okumakta zorlandım. Bazen isim karmaşası yaşadım, bazen olaylar arasındaki bağlantıyı kurmada zorluk çektim. Fakat özellikle ilk yarıdan sonra çok hızlı ilerledi kitap ve kendimi daha çok kurgunun içinde hissettim. 

Olayların anlatımı hızlanmışken ve sonunu merakla beklerken bitti kitap. Sonu pek içime sinmedi benim. Sanki Nimeta'nın hikayesi yarıda kalmış gibi hissettim. Belki başka bir sonla bitse daha da severdim kitabı.

Özellikle Boşnakların yaşadıklarını anlamaya çalışmak için okunası bir kitap Sevdalinka.