9 Aralık 2012 Pazar

Serenad ~ Zülfü Livaneli

Bana bu kitabı okutan geçen yılki sıra arkadaşım oldu. Sınıftayız bir baktım bir yandan kitabı okuyor bir yandan da ağlıyor. Bu durum kitabı bitirinceye kadar sürdü sanırım. Madem bu kadar etkileyici bir kitap, ben de aldım hemen listeme. 

Seksen yedi yaşındaki Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'in ABD'den Türkiye'ye gelmesiyle başlıyor olaylar. Romanın ikinci ismi ise profesörü karşılamaya gelen İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler Sorumlusu Maya Duran. Konu oldukça kapsamlı, pek çok tarihi olaya değinilmiş kitapta. Başta Struma gemisi olmak üzere, Mavi Alay, Yahudi Soykırımı...

Romanın en çarpıcı kısmı Max ve Nadia'nın hikayesiydi. Konu olarak gerçekten etkileyiciydi. Ama bana çok kopuk geldi. Daha doğrusu asıl hikaye bir yerlere sıkıştırılmış hissini uyandırdı. Belki bu olay daha iyi kullanılsa, romanın geneline yayılsa daha bir etkileyici olurmuş. Bu bölümde olaylar gerçekten yoğun bir şekilde anlatılmış. Ama diğer bölümlerde bunun aksine daha durağan bir anlatım vardı.

Beklentimin altında bir kitap oldu benim için. Konusu ne kadar tatmin etse de anlatım bir o kadar yetersiz geldi. Sanatsal yönünü, anlatımını düşük buldum. Sanki sırf ders verme, bir şeyleri öğretme amacı varmış da bunun bir roman olduğu önemsenmemiş hissini verdi bana. 

Fakat şimdiye kadar hiç duymamış olduğum Struma gemisini öğrenmem konusunda ise katkısı oldu.
Önerebileceğim bir kitap, fakat siz yine de beklentinizi çok yüksek tutmayın derim ben.


20 Ekim 2012 Cumartesi

Gecelerim Ve Falaka ~ Ahmet Rasim

Ahmet Rasim'in okuduğum ilk kitabı Gecelerim Ve Falaka. Kısa sürede bitirdiğim bir kitap olmasına rağmen beni çok fazla sarmadı. Kitabın türü anı olduğu için bir roman sürükleyiciliği yok zaten kitapta.

Kitap gecelerim ve falaka olmak üzere iki bölüme ayrılmış. İlk bölümde yazarın yaşadığı geceler anlatılırken, ikinci bölümde dönemin okullarına ayrıntılı bir şekilde yer vermiş Ahmet Rasim. O dönemin falakaya dayalı olan eğitim şeklini konu almış eserde. Bu bölümde oldukça bilgilendirici eleştiriler, dönemin koşullarını yansıtan bilgiler var.

Kıyaslamak gerekirse Falaka kısmını daha çok beğendim. Kitabın güzel yani oldukça sıradan olaylar bile yazarın üslubuyla edebi nitelik taşır hale gelmiş. Bu özelliğiyle de kitap edebiyatımız için önemli eserlerden. Ahmet Rasim'in üslubunu, edebi kişiliğini öğrenmek adına yararlı bir kitap diye düşünüyorum.

3 Ekim 2012 Çarşamba

Aşkın Tarihi ~ Nicole Krauss

Kitabın oldukça sade bir kapağı var. Ve belki de biraz sıradan bir ismi. Ama içerik olarak sıradan olduğunu söyleyemem. Farklı bir dili var yazarın. Coşkulu değil, aksine çok sakin ama ilgi çekici.

Karakterlerden ilki baş kahraman Leo Gursky. Biraz ölüm korkusu yaşıyor, belki birazdan daha fazla. Ve Leo Gursky'nin aşık olup kitabını yazdığı kız. O kızın ismini alan Alma var bir de. Sonra onun bu kitap serüvenini takibi. Farklı farklı pencereler var olaya bakacağınız.

Kitap bölümlere ayrılmış, her bölümde konunun farklı yanlarından olayı aktarmış yazar. En sonunda da bu olaylar birbirine bağlanıyor. Romanın gidişatına baktığımızda biraz sıra dışı bir anlatım izlenimi uyandırdı bende. Güzel kurgulanmış olduğunu düşündüm. Bu yüzden daha güzel, o gidişata uygun daha anlamlı bir son olmalıydı diye düşünüyorum. Sonu çok kopuk geldi bana. Bu da kitap hakkındaki değerlendirmemi, düşüncemi etkiledi haliyle.

Hoşuma giden yerleri olsa da bende fazla iz bırakan, beni etkileyen bir kitap olmadı Aşkın Tarihi.


Leo Gursky, her akşam üst kattaki komşusuna, hâlâ hayatta olduğunu belli etmek için radyatörüne vurarak, Starbucks'taki süt tezgahında dikkatleri üzerine çekerek, yaşamdan biraz daha zaman çalmaya çalışıyor. Ama hayat her zaman böyle değildi: Altmış yıl önce, doğduğu Polonya'da, Leo âşık oldu ve bir kitap yazdı. Kendisi bilmemesine rağmen, o kitap da kurtuldu: Okyanusları ve kuşakları aşarak hayatları değiştirdi. On dört yaşındaki Alma, adını kitaptaki bir karakterden almıştı. Bir yandan erkek kardeşi Kuş (kendini Mesih sanıyordu) ile uğraşıp, bir yandan da Vahşi Doğada Hayatta Kalma Yolları adlı kitabını yazan Alma, son derece meşguldü. Ama günün birinde posta kutusunda gizemli bir mektup bularak, adının kaynağını bulmak ve ailesini kurtarmak için bir maceranın içine atıldı.





15 Eylül 2012 Cumartesi

Postcrossing (yardım)

Şimdi ben yazmayı, mektuplaşmayı falan seven biri olarak postcrossing olayına takıldım son günlerde. Birkaç blogda görüp özeniyordum. Ki bunda en etkili blog cessie nin blogudur efendim. Blogunda paylaştığı posta kartlarıyla beni bu olaya özendirmiştir kendisi. (Öyle özenti biri değilimdir ama heves ettim işte :))

Ama yabancıyım maalesef bu postcrossing'e. Sizden istediğim bilen, ilgilenen varsa beni biraz bilgilendirebilir mi

Nedir bu postcrossing?
Ne gerekir katılmak için?
Yaklaşık ne kadar da bir posta kartı göndeririz?
Uluslararası olduğu için bazı şartlar gerekir mi?
Bize posta kartı göndermek dışında bir maliyet gerektirir mi?

Çok soru sordum sanırım. Ama öyle bilmeden atlamak istemedim.
Yardımlarınızı bekliyorum :)

14 Eylül 2012 Cuma

Kitap Kurdu Böjük Çekiliş



Kitap Kurdu Böjük'ten yine çok satan kitaplardan ikisini verdiği bir çekiliş.
Son katılım tarihi bugünmüş, madem hala şansım var bir deneyeyim :)
Siz de katılmak isterseniz buraya ;)

Adora ~ Bertrice Small

'Üç erkek onu karısı olarak istedi. Kudretli Osmanlı sultanı Orhan, Mesembria hükümdarı cesur korsan İskender ve Adora'nın kalbinin asıl sahibi Şehzade Murat.'

Kitap Bizans prensesi Teodora(Adora) nın hayatını konu alıyor. Okumayı düşünenler için öncelikle belirtmeliyim ki, bu kitabı tarihi roman niyetine satın almayın. Dışarıdan öyle görünebilir ama daha ziyade aşk romanı tadında. Araya tarihi olaylar serpiştirilmiş sadece. Daha çok entrikalar, savaş, saray, aşk üzerine kurulu roman.

Eğer kitabı tarihi roman olarak değerlendirmeye kalkarsak yazarı eleştirmemiz gereken konular var. Mesela erotizmin romanda gereğinden fazla yere sahip oluşu bunlardan biri. Yani araya sürekli yakınlaşmalar sıkıştırılmış ve yazar bunu betimleye betimleye uzun uzun anlatmış. Sonuç olarak Osmanlı padişahlarının kadınlara fazla düşkünlüğü gibi bir iz bırakıyor akıllarda ki bu da pek hoş olmamış. Bazı bölümler vardı ki Osmanlı'nın yanlış tanıtıldığı fikrine kapıldığım yerler oldu, okumayanlar için fazla bahsetmek istemiyorum.

Ama bu yorumlardan kitabı beğenmediğim anlaşılmasın. Çok akıcıydı, kısa sürede bitiverdi ve bitirdikten sonra da beni etkilemeye devam etti. Beğendim de ama bunda kişilere takılı kalmadan bir aşk romanı havasında okumamın etkisi fazla.

9 Eylül 2012 Pazar

Kitap da Bir Aşk ♥




Şu sıralar tam da bu moddayım. 
Kitaplarımla aşk yaşıyoruz. 
E daha nolsun :)


8 Eylül 2012 Cumartesi

Amelie


Fransız filmlerine, müziklerine karşı sempatim olmuştur her zaman. Amelie filmiyle ilk karşılaştığımda da kesinlikle izlemeliyim dedim. Gerek afişi, gerek oyuncuları, müziği... Ve tabi ki Audrey Tautou. Öyle tatlı, öyle yakışmış ki rolüne. 

Filmin bende nasıl bir etki bıraktığını ben de tam olarak kestiremedim. İçtenlikle çok başarılı, çok beğendiğim bir filmdi diyemiyorum. Ama kötü eleştiriler de yazamıyorum, beğenmedim diyorum film hakkında. Büyüleyici, farklı bir havası var bu filmin. Açıkça belirtmeliyim ki özgün bir film olduğu başlı başına bir gerçek. Bir kere anlatımı öyle hoş ki. Beni en çok etkileyen filmin anlatımını yapan esrarengiz ses. Söylediği etkileyici sözler, onları söylerken kullandığı o ses tonu.


Bu filmi bana izleten konusundan ziyade oyuncuları, mekan, ışıklar, o tatlı hava oldu. Arada sıkıldığım da olmadı değil. Beklentiyi yüksek tutmuşum diye düşündüm. Kısacası bu filmi iyi yapmaya yeten etkenler bunlardı diye düşünüyorum.

Komedi filmi gibi güldürmüyor, ama izlerken yüzünüzde sürekli tatlı bir gülümseme oluyor.

(Sanırım biraz fazla soyut bir değerlendirme oldu)

Filmden bir replik,
'Fırsatlar Fransa bisiklet turuna benzerler, onu çok beklersin ama çabuk geçer.'


Filmin Özeti
Paris'te garsonluk yaparak, kendine özgü bir dünyada yaşayan saf, çekingen ve masum bir kızdır Amelie. Annesinin beklenmedik ölümü, babasının soğuk tavırları ve yaşadığı travmalar sonucu, sevimli ve boş şeylerle uğraşarak kendisine eğlence yaratmaya çalışsa da aslında hayatı sıkıcı bulduğu için kendisini son derece yalnız hissetmektedir. Bu kısır döngü Amelie’nin evde bulduğu bir kutuyu ve onun aracılığıyla sahibini keşfetmesiyle birlikte bir anda bıçak gibi kesiliverir... Amelie aşık olmuştur. (alıntı)

6 Eylül 2012 Perşembe

Malafa ~ Hakan Günday


'Malafa satmanın ve satın almanın öyküsüdür.'

Malafa farklı bir kitap.
Hakan Günday da farklı bir yazar bence.
Bu farkı anlamak için sanırım kitaplarını okumak gerek. Malafa okuduğum ilk Hakan Günday kitabı. Kitapçı da ilgilendiğimi gören kız çok methetti. Dikkatimi de çekince aldım hemen. Okuyup bitirince de bu kitabın yazarın okuduğum son kitabı olmayacağına emin oldum.

Romanın merkezi Antalya'da bulunan evrenin en büyük kuyumcusu Topaz Jewellery Center. Yapılan satışlar, 'tezgahlar' anlatılıyor. Hem de o mesleğin jargonuyla. Bu yüzden bilmediğimiz bir sürü kelimeyle karşılaşıyoruz. Yazarın ne demek istediğini anlamakta zorlanıyoruz ilk sayfalarda. Ama sonradan onun diline alışıyoruz. Zorluk yaşamak istemeyenler için netten kitaptaki sözcüklerin anlamlarına bakabiliriz (Ben öyle yaptım mesela).

Çok güzel tespitlerde bulunmuş Hakan Günday. Bunlar belki bilindik ama dillendiremediğimiz tespitler. Ya da  anlatımdaki farklılığıyla daha bir dikkat çekici olmuş. Mesela bunlara kitaptan bir örnek,

'Sizin en büyük sorununuz da bu. Bir rakı sofrasında dost olup, ertesi sabah birbirinizi bıçaklayabiliyorsunuz. İlk tanışmanızda yakınlaşıp, birbirinizi tanıdıkça uzaklaşıyorsunuz.Bizse tersini yapıyoruz. Uzaktan başlayıp ağır ağır yaklaşıyoruz. Dost olmamız uzun sürüyor ama dostluklarımız kalıcı oluyor. Doğu ile batı arasındaki fark hilal ve haç arasındaki fark kadar.
Hilal bombeli.
Haçtaysa dik açılar var.
Hilal altında yaşayanlar da bombeli hayatlara sahip. Genişler, kurallarla ilgilenmiyorlar, zamanla ilgileri yok, çöl kumu gibi uçuşuyorlar. Haçın gölgesindekilerse sert ve köşeli hayatlar yaşıyorlar. Yasaları, kuralları olan, dik açılı hayatlar. Hilalin altındaki insana, haçın gölgesindeki düzeneğe inanıyorlar. Dolayısıyla hilalle yaşayanların her biri ayrı bir düzenek geliştiriyor. Küçük çeteler. Küçük düzenler. Haç, insana tek bir düzenek emrediyor. Doğu ile batı arasındaki fark bu.'

Topaz'da yaşanan bir gün anlatılıyor romanda. Oradaki düzenin işleyişi, tezgahtarlar, tezgahlar, müşteriler... Ahçikler, mart, tram... Ve şaşırtıcı bir son. İpucu vermeyeyim ki tadı kaçmasın okumayanlar için.

''Dünya bir tezgahtır.
Tezgahın hangi tarafında hayat olduğuysa ancak ölünce anlaşılır.''


'Topaz Jewellery Center evrenin en büyük kuyumcusudur. Temeli Kapalıçarşı'da, çatısı Antalya'dadır. Çatının altında dört kat yatar. Her biri yedi yüz metrekaredir. Topaz'ın penceresi yoktur. Havalandırma sistemi eşsizdir. Bina, var olmayan bir ülkenin büyükelçiliğine benzer, içine adım atıldığında Türkiye'den çıkılır. Dışarıdan Kabe'ye, içeriden ana rahmine benzer. Topaz, üç delikli bir kasadır. Her deliğin şifresi farklıdır. Birinci delik ana giriştir. 

Ön cephenin balina grisi rengindeki duvarı, hayat geçirmez camdan üretilmiş kapılar taşır. Girerken yüksek, çıkarken alçak görünmesinler diye doğu cephesinde ikizleri vardır. Topaz'ın ikinci deliği doğu cephesindeki siyah camdan kapılardır. Binanın bağırsağına denk düşen arka cephedeyse duvarla aynı renkte tokmak taşıyan balina grisi demir bir kapı vardır. 

Topaz'a giren birinci deliği, çıkan ikincisini kullanır. Çünkü Topaz'a girmiş olan turistle, girecek olan turist karşılaşmamalıdır. Topaz'da çalışansa girip çıkmak için, duvara gömülmüş, görünmez delikten geçer. Topaz Jewellery Center, evrenin en büyük kuyusudur.'  (Arka Kapak)

4 Eylül 2012 Salı

İki Şehrin Hikayesi ~ Charles Dickens

Ba - yıl - dım !

Aylardır kitaplığımda duruyordu da ben klasiklere ısınamadığımdan bir türlü elime almıyordum. Neyse ki kitap konusunda fikirlerine değer verdiğim bir arkadaşım övgüyle bahsetti de bu eseri okumakta daha da geç kalmadım. Açıkça söylemeliyim ki en beğendiğim kitaplar arasında yerini aldı. Hem de klasiklere olan ön yargımı kırmış oldu fazlasıyla.

Kesinlikle herkes okumalı, kitaplığında bulundurmalı bu eseri.

Kitabın hangi yanını övsem bilmiyorum. Öncelikle çok gerçekçi bir anlatımı var. Fransız İhtilali'ni resmen yaşatıyor. Dil de bana fazla ağır gelmedi, bunu kitapta biraz ilerledikten sonra daha iyi anlıyorsunuz. Aşırılık yoktu kitapta. Öyle sıkıcı betimlemeler, tarihi olaylarla karşılaşmadım. Evet gerçek bir klasik bu kitap.

Biraz ilerleyip olaylar gelişmeye başladıktan sonra her sayfasında acaba ne olacak diye ilerliyorsunuz. Son sayfalarda bu heyecan giderek katlanıyor. Ve gerçekten mükemmel bir final. Kitap gerçekten doyurucu. Tatmin edici bir sonu var. Sizi kitabı bitirdiğinize kesinlikle pişman etmiyor Charles Dickens.

Es geçilmemesi gereken bir eser diyorum.

Okumadıysanız okuyun, okutturun.


"En iyi zamanlardı, en berbat zamanlardı, bilgelik çağıydı, aptallık çağıydı, inanç devriydi, kuşku devriydi, Işık dönemiydi, Karanlık dönemiydi, umudun baharıydı, umutsuzluğun kışıydı,  önümüzde her şey vardı, önümüzde hiç bir şey yoktu, doğrudan cennete gidecektik, doğrudan cehenneme gidecektik, - sözün kısası, o zamanlar da tam bu zamanlar gibiydi: Sesi en yüksek çıkan yetkililer, her şey ancak en üstün en aşırı mertebelerde anlaşılsın diye tutturmuştu.'' (ilk paragraf)

30 Ağustos 2012 Perşembe

Momo ~ Michael Ende

'Momo ya da zaman hırsızlarının ve çalınmış zamanı insanlara geri getiren çocuğun tuhaf öyküsü'

Momo bana Ebru'nun(morbaykuş) kitaplaşma etkinliğiyle gelen hediyesi. Önce gönderdiği kitaplardan Alamut'u okudum. Sonra araya bir Ahmet Ümit kitabı sıkıştırıp hemen Momo'ya başladım. Bu kitabı nasıl anlatsam bilemiyorum.

Çocuk kitabı olarak geçiyor aslında kitap. Ama aslında her yaştan insanın okuması gerekiyor. Michael Ende masal tarzı bir anlatımla günümüz modern toplumunu eleştirmiş. Nasıl anlatsam hani ne zaman birini aramak istesek, birine, bir yere gitmek istesek hep zamanımız olmadığından yakınırız ya. Hep iş güç peşindeyizdir. Yapacaklarımız hiç bitmez. Gündelik hayatın işlerinden sevdiklerimize zaman ayıramayız. İşte bunu çok güzel bir dille eleştirmiş yazar.

Masum, saf ve cesur bir küçük kız Momo. En büyük yeteneği dinlemek. Bu yüzden etrafında arkadaşları eksik olmuyor. Fakat zaman hırsızları 'duman adamlar' yüzünden etrafından arkadaşları bir bir azalmaya başlıyor. Ve Momo arkadaşlarını, tüm insanları kurtarmak için bir mücadeleye başlıyor.


''Zamandan tasarruf edeyim derken aslında başka şeylerden tasarruf ettiğinin kimse farkında değildi. Yaşamlarının gittikçe daha zavallı, daha tekdüze ve daha soğuk geçtiğini kavramak istemiyorlardı. Bu gerçeği sadece çocuklar, ta yüreklerinde hissettiler. Çünkü artık kimsenin onlara ayıracak zamanı yoktu.''

''Oysa zaman, yaşamın kendisiydi. Ve yaşamın yeri yürekti.''

''İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe zaman azalıyordu.''

28 Ağustos 2012 Salı

Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm


Son günlerde artan Behzat Ç. hayranlığımın üzerine filmini de izlemeye karar verdim. Söz konusu olan film olunca diziye göre beklentim biraz arttı tabi. Ama beklentilerimi karşılayamayan bir filmdi. Sanki dizinin herhangi bir bölümüymüş izlenimi uyandırdı bende. Eğer yayınlanmaya devam eden bir dizinin filmi çekiliyorsa bir fark olmalıydı bence. 'Gerçi Behzat Ç. nin her bölümü ayrı bir film, o da ayrı bir konu'. Filmin sonu ise ayrı bir muammaydı. Bu arada sinema filmi olunca dizide bolca rastladığımız küfürler bu sefer sansürsüz.

Dizideki belli başlı oyuncular dışında, önemli rollerde yer alan Cansu Dere, Tardu Flordun ve Rıza Kocağolu vardı filmde. Cansu Dere seçimini kesinlikle yanlış buldum. O role yakışmamış, nasıl desem üstüne oturmamış eğreti durmuş. Her sahnesinde doğrulattı film bana bu fikrimi.

Diziden aldığım zevki almadım değil doğrusu, ama benim için bir film olarak vasattı.





26 Ağustos 2012 Pazar

Şeytan Ayrıntıda Gizlidir ~ Ahmet Ümit

İşte bir Ahmet Ümit kitabını da bitirmiş bulunuyorum.  Okumak isteyenler uzun soluklu bir roman beklemesinler. Şeytan Ayrıntıda Gizlidir'in türü de polisiye, fakat bu sefer bir roman niteliğinde değil. Kısa kısa polisiye hikayelerden oluşuyor kitap. Öyle olunca oturup 1 günde bitirebilirsiniz. Ya da bir roman havasında değil de gidip gelip arada bir hikaye okumak da daha fazla zevk verebilir.

Benim kitabın beğenmediğim yanı, başlıyorsun bir hikayeyi okumaya olay iyi güzel, sonra bir bakıyorsun pat katil birisi çıkmış. Roman olmayınca sürükleyiciliği kalmamış olayın. Bir soruşturma 3-4 sayfada sonuçlanıyor. O yüzden doyumluk değil tadımlık bir kitap oldu benim için. 

Kısacası mükemmel değil ama güzeldi.
Önerir miyim?
Evet ;)

23 Ağustos 2012 Perşembe

Fedailerin Kalesi Alamut ~ Wladimir Bartol

Okuduğum en sıra dışı kitap !
Okurken aklım çoğu şeyi kabullenmekte zorlandı fantastik geldi ilk başlarda
Ama okuduğum en fantastik kitap demiyorum kesinlikle, en sıra dışı.
Çünkü bu kitapta ne kişiler gerçeğin dışında ne de yaşanan olaylar, mekanlar...
Aksine tarihten bir kesit.
Çevresine dehşet saçan, akıl almaz fikirlere sahip, insanı hayrete düşüren, zaman zaman kanını donduran zaman zamansa bu nasıl bir zihindir ki böyle dahiyane fikirler aklına gelir diye içten içe tuhaf bir hayranlık beslediğim kişi; Hasan Sabbah.
Ve onun ulaşılmaz kalesi 'Alamut'

Katıldığım kitaplaşma etkinliğinde sevgili Ebru(mor baykuş) gönderdi bana bu kitabı. Bir kez daha teşekkür ediyorum Ebru'ya. Kitabı okuyunca bu konuda neredeyse hiç bilgim olmadığını öğrendim. Önce büyük bir istekle bitirdim kitabı. Yazara hayran kaldığımı da es geçmemeliyim. Yabancı bir yazar bu konuyu nasıl bu kadar yakından anlatabilmiş, her seferinde bir kez daha şaşırdım doğrusu. Başından sonuna kadar yazarın büyüleyici havası peşinizi bırakmıyor. Kitabı bitirdiğimde de kendimi o havadan kurtaramadım. Bu konuda tarihi anlamda pek bilgim olmadığı için bilgim romanla sınırlı kalmasın isteyip küçük çaplı bir araştırma yaptım bu konu hakkında.

Kitap bir tarihi kurgu niteliğinde. Gerçek bir olay ve kişiler üzerine kurulmuş olmasına rağmen öne çıkan bazı yanlışlıklar var mesela. Bunlardan en çok öne çıkanı kitapta bahsedilen Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ve Nizam'ül Mülk'ün gençliklerine dayanan arkadaşlıklarından bahsedilmesi. Tarihçiler gerek kişilerin yaşlarındaki farklılığa, gerekse yaşadıkları yerlere bakıldığında bunun mümkün olamayacağını, bunu ispat eden bir tarihi vesikanın da olmadığını belirtiyorlar. Bu yüzden okurken bunları göz önünde bulundurmanızda fayda var. Ders, araştırma vs. kitabı değil sonuçta roman da, bu yüzden ben okuduğuma pişman olmadım. Çünkü yazar Hasan Sabbah'ı, onun kendi yarattığı cennetini, kalesini öyle güzel tasvir etmiş ki. Her şey bir bir canlanıyor gözlerinizde.

Ben şimdiye kadar bu kitapla karşılaşmadığıma üzüldüm. Ve okuduğuma pişman olmadım. Siz de es geçmeyin bence ;)

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Mor Baykuş'tan Gelen Paketim

İlk kitaplaşma etkinliğim oldu bu benim. O yüzden de heyecanım biraz fazlaydı sanırım. Son anda katıldım her şeyden bir tutam blogu nun bu etkinliğine ve iyi ki de katılmışım, iyi ki de böyle bir etkinlik yapmış dedim.

Etkinlikte mor baykuş blogunun sahibelerinden biri olan Ebru'yla eşleştik. 
Sevgili Ebru sağ olsun hiç bekletmeden gönderdi kitaplarını. Blogunun adına yakışan bir renkte özenli bir paket hazırlamış :)


Heyecanla paketimi açtım ve içinden bu güzellikler çıktı. İnce davranıp iki kitap yollamış hem de. Öyle güzel iki kitap seçmiş ki benim için. İkisini de önceden okumamıştım. Ve ilk anda ilgimi çektiler. Tabi ki bunda kitapların içlerine yazdığı o güzel notların da hakkını yememek gerek. Ve bu güzel pembe kalemi de eklemiş paketinin yanına. Kitaplardan biri Vladimir Bartol'un 'Fedailerin Kalesi Alamut', diğeriyse Michael Ende'ye ait olan Momo. Şimdiden birini okumaya başladım bile. Okur okumaz yorumlarımı paylaşacağım blogda. 


Yıllar sonra bile kitabın kapağını açtığımda bakacağım güzel notlar yazmış bana. Gerçekten de güzel bir hatıra olacak benim için, mutlulukla hatırlayacağım. 

Çok güzel bir etkinlik oldu bu benim için. Çok hoş biriyle tanışmış oldum böylece ve yeni kitaplarımla :)

Ebru'ya teşekkür ediyorum benim bu yazarları tanımamı sağladığı için ve güzel arkadaşlığı için :)

Tabi bu etkinliği yapan her şeyden bir tutam blogunun sahibesine de ayrıca teşekkürler :)

                                                                               
Ben de bugün kargoya verebildim sonunda paketi :)
Umarım kısa zamanda eline ulaşıp, onu mutlu eder :)







7 Ağustos 2012 Salı

Çalıkuşu


Aşkına rağmen gururlu bir genç kız. Deli dolu, rahat çoğu zaman ama bir o kadar da olgun. Her şeyi geride bırakmayı göze alıp o devirde kendi isteğiyle ve tek başına Anadolu'ya gidecek kadar cesur. Etrafındakilerin 'çalıkuşu' diye andığı Feride...

Olayı bilmeme rağmen izlemekten öyle büyük bir keyif aldım ki. Önceleri de trt de yayınlanmış ve izlemiştim ama aklımda kalmamış. Kitabını da henüz okuyamadım maalesef, listede öylece bekliyor. Özetiyle yetindik hep şimdiye kadar. Bugün birden trt de tekrar yayınlandığını gördüm. Şanslıymışım ki henüz yeni başlamış. Sabahları 10.05'de başlıyor. Sırf dizinin hatrı için erken uyanırım gibi geliyor bana.




Klasik kelimesini öyle hissettim ki izlerken bile. Hiçbir şey batmadı benim gözüme. Hevesle, heyecanla izledim.Normalde sonunu bildiğim filmleri, kitapları tercih edemiyorum. Ama bu sefer defalarca izlesem bıkmam dedim. Öyle güzel yazmış ki Reşat Nuri ve öyle güzel oynamış ki en çok da Aydan Şener.





Müziğiyse ayrı bir güzel tık tık
Diyorum ki izlemediyseniz izleyin, okumadıysanız okuyun
Hatta bir daha izleyin, bir daha okuyun :)


6 Ağustos 2012 Pazartesi

Cake Boss 'Pastacılar Kralı'




Uzun zamandır travel and living de bayılarak izliyordum. Sanırım şimdi discovery de çıkıyor. Geçenlerde trt hd de tanıtımını gördüm, sanırım ordan da yayınlanacak artık. Buddy her bölümde harika şeyler çıkarıyor ortaya. Her seferinde bu kadar mükemmel görünen bir şey ne kadar lezzetli olabilir ki diye düşünürken programın sonunda cevabımı alıyorum :))

Her bölümde kişiye özel pastalarla karşımıza çıkıyorlar. Doğum günü, yıl dönümü, mekan açılışı aklınıza ne gelirse artık. Pastanın hikayesini dinlemek de çıkan sonucu görmek de zevkli oluyor. Ailecek çalıştıkları bir mutfakları var. Ben izlerken keyif alıyorum. Belki sizin de ilginizi çeker :)

Bu muhteşem şeyler sadece birkaçı :)

   






3 Ağustos 2012 Cuma

Sultanı Öldürmek ~ Ahmet Ümit

'' Şahane bir aşk, çoğu zaman harcanmış bir hayat demektir. ''

Ahmet Ümit'in son çıkan kitabı Sultanı Öldürmek. Yine polisiye bir romanla karşımızda yazar. Adından ve kapağından da anlaşılacağı üzere, bu sefer daha çok tarih kokuyor roman.

21 yıl önce sevgilisi tarafından terk edilmiş tarih profesörü Müştak Serhazin. Onu seven adamı bırakıp kariyer peşinde koşan dünyaca ünlü tarih profesörü Nüzhet. Her ikisinin de hocası olan Tahir Hakkı ve asistanları. Başkomiser Nevzat ve ekibi. Ve döneme damgasını vurmuş bir padişah... Yine bir cinayet... Cevabı yüzyıllar öncesinde aranan bir soruşturma...

Ahmet Ümit bu sefer daha çok Osmanlı üzerinden yürütmüş kitabını. Pek çok bilgi ve pek çok olaya yer vermiş döneme dair. Tarih meraklıları bu kitaptan biraz daha fazla tat alacak bana kalırsa. Bu arada yazar bizi yine şaşırtan bir son hazırlamış diğer romanlarında da olduğu gibi.

Polisiye seven biriyseniz, biraz da tarihe ilginiz varsa okuyun derim :)

2 Ağustos 2012 Perşembe

Behzat Ç. 'Bir Ankara Polisiyesi'

Televizyonda tek bir bölümünü bile
izlemeyip sonradan sempati beslediğim dizi :)
Hep bir merak etmişimdir ama denk gelmedi. Yazın yapacak bir şey bulamamaktan sıkılırken diziyi en başından izlemeye karar verdim. Daha 3 bölümünü izledim ama sevdim ben. Bunda Erdal Beşikçioğlu'nun etkisi çok büyük tabii. Bölüm çapında sürükleyici ama daha çok dizi-film tadında olduğu için çok da bağlamıyor ekrana. Her bölüm de farklı soruşturma, farklı hikayeler... Bu yanını sevdim ben dizinin. En azından diğer bu tarz dizilere göre çok da hayalperest gelmedi bana. Behzat karakterini de sevdim. Çoğu kişinin belki farkında olmasa da ona ihtiyacı var, Behzat'ınsa sadece kızına. Polisiyeden tat alıyorsanız önerebilirim sizlere.

Duyduğuma göre dizi Emrah Serbes'in romanından uyarlamaymış. Yazarın daha önce kitaplarını okumadım. Ama diziyi fark etmeden önce kitaplarını listeme almıştım. İlgilenen varsa yorumlarınızı beklerim :)

Bu arada yazar bir başka röportajında Behzat Ç. romanlarının devamının geleceğini de söylemiş tık tık ;)

Okumak isteyenler için Emrah Serbes'in diziyle ilgili röportajı tık tık ;)

Ve yazarın kitapları için de buraya ;)

31 Temmuz 2012 Salı

İskender ~ Elif Şafak

Bu yıl deniz-kum-güneş üçlüsünün yanına eklediğim kitap Elif Şafak'ın kitabı İskender'di. Uzun zamandır okumak istiyordum fakat bir türlü elime alamamıştım. Aldıktan sonra da bırakamadım tabi.

Nasıl tarif etsem bilmiyorum ama okuyanlar bilir Elif Şafak'ın kendine has bir üslubu var. Tüm kitaplarında o havayı hissediyorsunuz. Bu kitapta da yaşadım ben onu.

İskender benim için akıcı, kısa sürede bitirdiğim bir kitap oldu. Bir yaşam hikayesi diyelim romanın konusuna. Büyük bir aileyi ele alıyor roman, ama tek birinin hayat hikayesini değil, ailedeki bütün bireyleri ayrı ayrı inceliyor Elif Şafak. Ben özellikle Baba ve Piç romanında da olduğu gibi karakter analizlerine bayıldım, okurken hiç sıkılmadım. Her başlığın altında farklı bir hayatı, farklı bir konuyu okuyorsunuz. Sonra ne olacak şimdi bunlar nasıl birbiriyle ilişkilenecek diye diye kitabın sonuna kadar geliyorsunuz. Sonra yazar konuyu öyle bir bağlıyor ki tüm taşlar yerine oturuyor. Ve okuyanları şaşırtıcı bir son bekliyor.

Kitapta hoşuma giden yanlardan biri ise ilk sayfalarda yer alan ailenin soy ağacı diyelim. İlk başlarda biraz kafanız karışabiliyor karakterler konusunda ve dönüp sayfaya baktığınızda kim kimin kızı, oğlu annesiymiş vs. anlayıp kaldığınız yerden devam ediyorsunuz okumanıza.

Sanat, sanat için mi toplum için mi tartışması vardır ya. Bu kitap her ikisini de karşılıyor bana kalırsa. Okurken keyif alıyorsunuz, sıkmıyor, roman tadını veriyor tam anlamıyla. Bununla da kalmayıp bir toplumsal mesaj veriyor karakterleriyle.

29 Temmuz 2012 Pazar

Polisiye Sevdam

Başlığa bakıp da beni öyle yılların polisiye tutkunu olarak düşünmeyin tabi :) Benim bu sevdam daha yeni sayılır. Biraz bahsedeyim şimdi sizlere,

Kitap okumayı oldum olası sevmişimdir. Ama çok uzun süre elime bir polisiye kitabı geçmemişti. Ben de özellikle ilgilenip okumamıştım. Hatta sevmeyeceğimi bile düşünüyordum. Ta ki yaklaşık 2 yıl öncesine kadar. En yakın arkadaşlarımdan birine kitapları sevdirmeye çalışıyordum. (Benim kendimce bir savunmam var: Bence kitap okumayı sevmeyen değil, hangi tarz kitaptan hoşlandığını bilmeyenler var.) Bu arkadaşım için de böyle düşünüyordum. Dedim sevse sevse en çok polisiyeden hoşlanır bu çocuk. Polisiye yazarlar, kitaplar hakkında pek fikrim yok tabi. Başladım netten araştırmaya. Üzülerek söylemeliyim ki pek de fazla Türk yazarla karşılaşmadım. Sonra Ahmet Ümit çıktı karşıma. Tam da İstanbul Hatırası kitabının çıktığı sıralar. Yazarı araştırdım, baktım ki en çok okunanlardan. İstanbul Hatırası ise o sıralar çok satanlar arasında. Birkaç gün içerisinde yazarın İstanbul Hatırası ve Beyoğlu Rapsodisi kitaplarını alıp arkadaşıma hediye ettim. Sonra bir başladı bu arkadaş kitabı okumaya ne zaman mesaj atsam kitap okuyorum diye cevap geliyor. Sonra kitapları bitirdi. Ahmet Ümit'in diğer kitaplarını okumaya başladı. Böylece bir kitapsever daha kazanmış olduk. Bu yorumlardan sonra bende bir hayli merak ettim tabi. İlk Beyoğlu Rapsodisi'ni okudum, arkasından İstanbul Hatırası... Sonra bunları Kavim, Sis ve Gece, Bab-ı Esrar ve yazarın birkaç kitabı daha takip etti. Ben oldum mu bir Ahmet Ümit hastası. Tabi bir yandan da polisiye. Birkaç da yabancı yazarların kitabı. Tabi Ahmet Ümit'in yeri bambaşka benim için.

Eğer sizin de sevdiğiniz polisiye yazarlar, kitapları varsa lütfen önerilerinizi esirgemeyin :)

26 Temmuz 2012 Perşembe

Vikitap

Size bu yazımda vikitap adlı bir siteden bahsedeceğim. Belki birçoğunuz haberdarsınızdır fakat bilmeyenler için biraz bahsedelim.

Bu site için kendi sayfasında da yazıldığı gibi bir sanal kütüphane diyebiliriz. Bu tarz birkaç site daha varmış fakat benim böyle bir olaydan haberim yoktu. Sevgili yolunneresindeyim blogunun sahibi serrose sayesinde öğrendim vikitap'ı.

Sitede kendi kütüphanenizi oluşturabiliyor, okuduğunuz, okumak istediğiniz ve okumakta olduğunuz kitapların bir listesini yapabiliyorsunuz. Değiştirmek istediğiniz kitaplarınız için bir de takas uygulaması konulmuş siteye. Okuduğunuz kitap hakkında yorum yapabiliyor, 10 üzerinden puan verebiliyorsunuz. Böylece merak ettiğiniz bir kitap hakkında üyelerin görüşlerini okuyabileceğiniz değerlendirmeler de var. Benim sitede en çok hoşuma giden özelliklerden biri ise 'tavsiyelerim' bölümü oldu. Vikitap sizin kitaplara verdiğiniz puanlamalara göre size kitap tavsiyelerinde bulunuyor. Böylece şimdiye kadar hiç bilmediğim yazarları tanıma fırsatım oldu.

Eğer sizde bir vikitap üyesi olmak istiyorsanız tık tık ;)

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Kar Kelebekleri ~ Nusret Özcan

Nusret Özcan'a ait olan bu kitap Eşik Yayınları tarafından yayınlanmış ve 68 sayfadan oluşuyor. Beni kitapta rahatsız eden yazıların puntosunun biraz büyük olmasıydı.

Kitap için kısa bir hikaye diyebiliriz. Yaklaşık bir saatte rahatlıkla bitirebilirsiniz. Özellikle adından etkilenerek almıştım. Sarıkamış'ı, tereddütsüz canını veren şehitlerimizi, karı, kışı, soğuğu anlatıyor. Bu konuyu barındıran her kitap mutlaka çok değerli ama ben bu kitabı biraz zayıf buldum. Böyle bir destanın daha etkileyici, daha coşkulu anlatılmasını beklerdim. Bu yüzden beni tatmin etmedi. Konunun başı sonu belli değil sanki. Bende bir romandan alınmış kesitler izlenimi vererek eksiklik uyandırdı. Belki daha kapsamlı, birazcık daha uzun olabilirdi diyorum. 

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Okunmayı Bekleyenler...

Kendimi kitap alma konusunda ne kadar frenlemeye çalışsam da bazen engel olamıyorum. Ya da listemde olmayan ama dikkatimi çeken, indirimde rastladığım kitaplar oluyor bazen ve bu tutkuya daha fazla mani olamıyorum. Hal böyle olunca da okunmayı bekleyenler gittikçe artıyor. Aslında bir kitabı alır almaz o hevesle okumayı daha çok sevsem de, işte bunlar da benim okunmayı bekleyen kitaplarım...



Aralarında okuyup yorum yapmak istediğiniz kitap varsa çekinmeyin yazın önerilerinizi bekliyorum :)

Gecikmiş Ramazan Postu




Herkesin Ramazan ayı huzurlu, bereketli ve eski ramazanların coşkusuyla geçsin Hayırlı Ramazanlar :)

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Blog Dünyası Bir Kişi Daha Arttı :)

2-3 yıldır sürekli blogları inceleyip heveslendikten sonra en sonunda kendi blogumu da açmış bulunmaktayım.
İlk adımı atıp açtık bakalım.
İnşallah her seferinde keyifli şeylerle karşınızda olur, kendimi sevdiririm :)
Bol yazılı, bol keyifli, bol sohbetli bir blog diliyorum yepyeni bloguma :))