23 Aralık 2013 Pazartesi

DenizBank 3. Kısa Film Fest Yarışması, FastPay'i En İyi Anlatacak Yönetmenleri Bekliyor

DenizBank tarafından 3. kez düzenlenecek olan Deniz Film Fest ile mobil cüzdan fastPay’i en iyi anlatan viral seçilecek. “fastPay’i en iyi sen anlat, büyük ödülü sen kazan!“ konulu yarışmada dereceye girenleri 5.000 ile 15.000 TL arası ödüller bekliyor.

Yenilikçi ürün ve hizmetleriyle farklılaşan DenizBank, sektörde fark yaratan uygulaması fastPay’i en iyi anlatacak yönetmenleri bekliyor. DenizBank tarafından 3. kez düzenlenecek olan Deniz Film Fest ile DenizBank’ın mobil cüzdanı fastPay’i en iyi anlatan kısa film seçilecek. “fastPay’i en iyi sen anlat, büyük ödülü sen kazan!“ konulu yarışmada filmler maksimum 2 dakika sürecek. Yarışmacılar çektikleri filmlerde isterlerse viral, isterlerse gerçekten hayattan örnekler, isterlerse de sokak röportajları şeklinde bir film yapabilecek ve çekim için her türlü cihazı kullanabilecekler.

Başvuru yöntemi

Katılımcılar çektikleri videoları, video paylaşım sitesi Youtube’a yükleyecek ve linklerini DenizBank Facebook sayfasında bulunan 3. Deniz Film Fest uygulamasına girerek 20 Ocak – 28 Şubat 2014 tarihleri arasında başvurularını yapabilecekler. İzleyiciler, 1 - 13 Mart 2014 tarihleri arasında, uygulamada bulunan ve beğendikleri filmleri “like” ederek oylayacak. En fazla “like” alan 30 film, 17 – 28 Mart 2014 tarihleri arasında jüri tarafından değerlendirilecek. Jüri Belgesel Sinemacılar Birliği Başkanı ve Belgesel Yönetmeni Hasan Özgen, Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak ve Yönetmen Taner Elhan’dan oluşuyor. İlk 3’e girecek filmler için DenizBank tarafından sırasıyla 15.000, 10.000 ve 5.000 TL ödül verilecek. Ödül töreni ise 8 Nisan 2014’te düzenlenecek.

Dijital bankacılıkta ezber bozan uygulama: fastPay

DenizBank’ın fastPay uygulaması özellikle gençlerin birbirlerine hızlı para transfer etmeleri, üye işyerlerinde, ellerini cebine atmadan sadece telefonlarından ödeme yapabildikleri inovatif bir mobil cüzdan uygulaması. Uygulama sayesinde DenizBank müşterisi olsun olmasın herkes cepten cebe 7/24 ücretsiz para gönderebiliyor. Kullanıcılar DenizBank Mevduat Hesabı’nı veya kredi kartını fastPay cüzdanına bağlayabiliyor, fastPay işyerlerinde alışveriş olanağına sahip oluyor. Alışverişlerde ödeme yaparken NFC, QR Kod gibi hiçbir ekstra teknolojiye ihtiyaç duyulmaması ise fastPay’in rakiplerinden ayrıldığı en önemli fark olarak dikkat çekiyor.

Ayrıca fastPay ile istenilen DenizBank ATM’sinden kartsız para çekilebiliyor. Uygulama AppStore, WindowsPhone Store ve Google play’den ücretsiz olarak indirilebiliyor.

Bilgi için:
Bersay İletişim Danışmanlığı / 0212 337 51 00
Rasim Yılmaz  /  Tel: 0212 337 51 49 / GSM: 0554 289 49 01 /  rasim.yilmaz@bersay.com.tr
Gül Mumcu Mutlay  /  Tel: 0212 337 51 79 / GSM: 0532 251 83 30 /  gulm@bersay.com.tr

DenizBank 3. Kısa Film Fest Yarışması
Bir boomads advertorial içeriğidir.

16 Aralık 2013 Pazartesi

Yılbaşı Kartpostal Etkinliği 'Eşleşmeler'

Kartpostallaşmayı yeniden canlandırmak ve bazılarımız için de nostalji yaşamak için başlattığım Yılbaşı Kartpostal Etkinliği'nin katılım süresi dün bitti. Toplamda 10 katılımcı olduk. Umarım ileriki etkinliklerde bu sayıyı artırarak devam ederiz :)

Gelelim eşleşmelerimize,

Müge Ç.  (obiranne@yandex.com) - Elif Sevim Ceyhan

arwensfashion  (arwensfashion@gmail.com) - Aylin Nesipoğlu  (aylnnspoglu@gmail.com)

Özlem Alp  (oezlemkeskinalp@hotmail.com) - mirayalty  (Miray-altay@hotmail.com)

iç ses (birkitapsever)  (birkitapseveringunlugu@hotmail.com) - Çiili Porsuk

Cessie  (asteroidc777@hotmail.com) - Boş Defter  (h.hazan@gmail.com)


Blogu olan katılımcıların bloglarını, instagram sahibi katılımcıların da instagram hesaplarını bağlantı olarak ekledim. 
Eşleştiğiniz kişiyle iletişim kurup kartpostallarınızı gönderebilirsiniz.
Eğer eşleştiğiniz kişiye ulaşamaz ya da farklı bir sorun yaşarsanız dilediğiniz zaman bana mail yoluyla ulaşabilirsiniz.

Umarım katılan herkes için keyifli bir etkinlik olur :)

11 Aralık 2013 Çarşamba

Açlık Oyunları ~ Suzanne Collins

Açlık Oyunları serisinin ilk kitabını okumayan bir ben kalmıştım sanırım :) İş zaten kitaba başlayana kadar. Çünkü kitapların her biri neredeyse bir günde bitiyor.

Kitapla ilgili yorumlarıma geçmeden önce birkaç tavsiyem var. Birincisi serinin tamamını almanız. Çünkü kitabın birini bitirdiğinizde diğerine başlamak için sabırsızlanıyorsunuz. Bir diğer tavsiyem ise kitaba işinizden kalmamak için boş bir zamanınızda başlayın.

Kitabın içeriğinden bahsedecek olursak; Panem 13 mıntıkadan oluşan bir bölge. Bir isyan sonucu mıntıkalar Capitol'e karşı ayaklanır. 13. mıntıka yok edilir, diğer 12 mıntıka ise Açlık Oyunları ile cezalandırılır. Oyuna her mıntıkadan 12-18 yaşları arasında bir kız ve erkek çocuk alınır. Bu 24 haraç arenada hayatta kalma yarışı verir, kazanansa sadece biri olacaktır. 

O yılki oyunun 12. mıntıkadaki toplama gününde kurada adı çıkan Katniss'in kız kardeşi Prim ve fırıncının oğlu Peeta'dır. Katniss oyunlarda kardeşinin yerine gönüllü olur. Kitapta karşımıza sık çıkan diğer bir karakter ise 12. mıntıka haraçlarının akıl hocası Haymitch'tir.

Yarışmalar her yılkinde seyrinde başlar. Pek çok sahne mıntıkalara büyük ekranlardan izletilmektedir. Fakat bu yılki yarışmalarda bir şeyler değişmeye başlar. Peeta'nın Katniss'e aşkını itiraf etmesi, ikisinin Capitol'e karşı tutumları, isyanın ve alaycı kuşun simgesi Katniss... Tüm bunlar yarışmaların olağan seyrini değiştirir. Hepsinin yanı sıra bir de Katniss'i seven ve 12. mıntıkada kalan Gale vardır.

Pek fazla bu tarzda kitaplar okumuyor olmama rağmen kurgusuyla oldukça etkiledi beni Açlık Oyunları.
Öneririm :)



30 Kasım 2013 Cumartesi

Yılbaşı Kartpostal Etkinliği



Yılbaşının gelmesine bir ay kaldı. Şimdiden yılbaşı alışverişlerini, etkinliklerini görmeye başladım. Ben de ne zamandır istediğim bir etkinliği başlatmaya karar verdim :)

Çocukluktan beri kartpostallara merakım vardı. Daha okumayı yeni öğrendiğimde akrabalarıma yılbaşında, bayramlarda kart yazmaya başlamıştım. Sonra hepimizin bildiği gibi kartpostal, mektupların yerini e-mailler, smsler almaya başladı. Yine de hala devam edenler var kartpostallaşmaya. Bunlardan bir örnek de postcrossing olayı mesela.

Hem kartpostal olayını canlandırmak hem de biraz nostalji olsun diye yılbaşında böyle bir etkinliğe ne dersiniz :)

Katılım için son gün 15 Aralık.
16 Aralık tarihinde de eşleştirmeleri yapar, kartpostal göndereceğimiz kişileri belirleriz.

Katılmak için yapmanız gereken tek şey bu yazının altına katılmak istediğinize dair yorumunuzu bırakmak.
Dilerseniz etkinliğe katılımın artması için etkinliği
blogunuzda da paylaşabilirsiniz.

(:


Etkinliğe instagramdan da katılımlar olduğu için blogu olmayıp instagram kullanıcısı olan katılımcılarımız da var. Eşleşeceğiniz kişinin özellikle blog sahibi olmasını isterseniz belirtebilirsiniz. Kura çekerken bu isimleri kuraya ayrı şekilde ekleyebilirim :)

26 Kasım 2013 Salı

Beyaz Diş ~ Jack London

Yıllardır okumayı düşündüğünüz ama başka kitaplardan sıra gelmeyen kitaplarınız vardır ya hani. İşte Beyaz Diş de onlardan biriydi benim için. Jack London bu kitapta bir kurt köpeğinin gözünden yaşamı, onun hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. İnsanların hayvanlara olan yaklaşımı, onlara çektirdiği işkenceler, gösterdiği büyük sevgiler... Hem en vahşi hem de sevgi dolu yönleriyle.

Yarı kurt yarı köpek olan Beyaz Diş doğanın vahşi ortamından ayrılarak insanların hayatına karışıp onlarla birlikte yaşamaya başlıyor. Karşılaştığı sevgisizlik yüzünden vahşi bir yaratığa dönüşünce kendisinden başka kimseye güvenmemeye başlıyor. Ta ki ona sevgiyle yaklaşıp içinde yatan uysallığı, sevgiye olan açlığı ortaya çıkaran sahibiyle tanışana kadar. Beyaz Diş'in tüm hırçınlığına rağmen büyük dostluğuna da tanık oluyoruz.

Kitaba başladığımda çok hızlı ilerleyemedim. Anlatıcı yönünden farklı bir kitap olmasıydı en büyük etken de. İlerledikçe daha içine çeken bir roman oldu. Anlatımın canlılığını, doğallığını, etkileyiciliğini fark ediyorsunuz çünkü.

Her yaşa, kitleye hitap eden bir eser Beyaz Diş. Zaten kitap klasikler arasında. Siz de henüz okumadıysanız kitaplığınızda yer verebilirsiniz.

15 Kasım 2013 Cuma

Benim Dünyam



Çoğunuz duymuşsunuzdur Benim Dünyam filminin Black filminden uyarlama olduğunu. Black uzun süredir izlemek istediğim bir filmdi. Ama onu izleyemeden Benim Dünyam'ın fragmanıyla karşılaştım. Bilmiyorum belki de bizim oyuncularımız olduğu için daha sıcak geldi bana. Eminim filmin orijinalini izlesem karşı da çıkabilirdim bu olaya. Pek çok eleştiri var bu konuda ama ben oyuncuları sayesinde izlemeye değer buldum Benim Dünyam'ı.

Öncelikle şunu belirteyim, film bittiğinde neredeyse herkes ağlamış halde çıktı sinemadan. Buna ben de dahilim.

Filmin konusuna gelirsek, Ela hem görme hem işitme engellidir. 8 yaşına kadar hiçbir şeyden haberi olmamıştır. Fakat ablasının da aynı geçmişe sahip olduğu Mahir Hoca ile tanıştığında hayat onun için yeni başlar. Mahir Hoca, Ela'ya en basit kelimeleri öğretmekten başlayıp onu üniversite hayatı ile tanıştırır. Film imkansız denen şeyin var olmadığını anlatıyor bize. Mahir Hocanın Ela'ya öğretmediği tek sözcük 'imkansız'.
Filmi izlerken içiniz burkuluyor, yüzünüzde hüzünlü bir tebessüm oluşuyor, boğazınız düğümleniyor.

Konunun çok iyi olduğu elbette tartışılmaz ama insanı en çok büyüleyen oyuncuların performansları. Özellikle Melis Mutluç, Uğur Yücel, Beren Saat.



Film, bittiğinde şunu sorgulatıyor size; Hayata hangi pencereden bakıyoruz? En ufak şeyleri büyütüyoruz,
hayattan tat almamak için birbirimizle uğraşıyoruz neredeyse. Oysa ki sahip olduğumuz her şey bizim için paha biçilemez mutluluklar. Bilsek ki görme ve işitme yetisi olmayan biri için tek bir kelimeyi öğrenebilmek bile büyük mutluluk. Her şeyi gözümüzde büyütüyoruz. Halbuki imkansız uzak bir kavram. İnandığımız zaman -başkaları inanmasa bile- başında bize zor görünen şeyleri bir bakmışız başarmışız bile.

Size vakit geçirtmenin yanı sıra düşündürmeye de sevk eden filmi ben beğendim :)

14 Kasım 2013 Perşembe

1. Çocuk ve Bilgi Güvenliği Kongresi


7-9 Kasım tarihleri arasında Çocuk ve Bilgi Güvenliği Derneği'nin düzenlediği Ankara Üniversitesi'ndeki kongrenin son oturumuna katılma şansım oldu.

Çocukların hazırladığı proje sunumlarının birkaçına ve Prof. Dr. Resmiye Oral'ın konuşmasına katılabildim. Sunumlardan bahsedecek olursak oldukça etkileyiciydi benim için. O yaştaki çocukların internet güvenliği denen bir konudan haberdar olması, bu konuda nasıl davranılması ve neler yapılması gerektiğini bilmeleri, topluluk karşısında kendilerini anlatmalarındaki kabiliyetleri... Hepsi oldukça güzeldi ve bir yetişkinin sunumu havasındaydı.

Öğleden sonra ise birkaç kola ayrılan halk oturumları vardı. Prof. Dr. Resmiye Oral'ın konuşmasını dinlemek için genç ve çocuk oturumuna katıldık. Fakat bu konuda küçük bir sıkıntı oldu. 10 yaşındaki çocuğun katılacağı oturum da, bir üniversite öğrencisinin katılacağı oturum da ortaktı. Bu yüzden konuşmanın düzeyi biraz daha basit hale geldi. Yine de ilk defa bir konuşmasına katıldığım Resmiye Oral'ı dinlemek ve ondan bir şeyler öğrenebilmek oldukça keyifliydi.

Kongrenin düzenlenmesi oldukça yararlı olmuş, fakat bir şey fazlasıyla gözüme çarptı. Hem bulunduğum sunumlarda hem de oturumlarda katılım öylesine azdı ki. Salonun neredeyse üçte biri doluydu. Bunda etkinlik duyurusunun geniş bir kitleye yapılmamış olmasının da etkisi olabilir belki.

İnternet güvenliğinden bahsedecek olursak da bunun şu an başlı başına bir konu olduğu herkes tarafından biliniyor artık. Ebeveynler sırf kendileri dinlenebilmek, çocuklarıyla uğraşmamak için onları bilgisayarın başında saatlerce bırakabiliyor. Bu durum öyle bir hale geliyor ki bağımlılık yaratıyor belli bir noktadan sonra. Hatta bu sosyal ortamın içine doğan çocuklar bilgisayar dışında kendilerine vakit geçirtecek şeyler bilmiyorlar, bulamıyorlar.Etrafınıza bir bakın, öyle çok çocuk göreceksiniz ki karşınızda böyle. Tabi durum o kadar da kötü değil. Bunların yanı sıra bilinçli aileler de var.

İleride daha büyük sıkıntılarla karşılaşmamak için hem internet bağımlılığı hem de bilgi güvenliği konusunda daha da geç olmadan tedbirler almalıyız.

28 Ekim 2013 Pazartesi

Çalıkuşu ~ Reşat Nuri Güntekin

Çalıkuşu her yaştan insanın okuması, okurken o atmosferi hissetmesi gereken bir klasik. Lise yıllarında okumayı sürekli erteleyince daha yeni okuyabildim. Şu an kitaplığımda durması bile hoşuma gidiyor.

Okuması hiç sıkmayan bir günlük Çalıkuşu'nun günlüğü. Öyle gerçekçi, çarpıcı, her hissi dolu dolu yaşatan... Hepimiz biraz olsun biliyoruzdur bu hikayeyi. Bu yüzden başlarken tereddüt etmedim değil. Ama endişemin boşa olduğunu kitap ilerledikçe daha iyi anladım. Çok hızlı ilerledi.

Hem inatçı, gururlu bir kız hem de idealist bir öğretmen Feride. Roman tamamen onun hayatı üzerine kurulu. Sevdiği erkeği bırakıp Anadolu'nun en ücra yerlerine giden, her zorluğa göğüs geren ama içindeki acıyı da bir türlü atamayan biri. Her okur eminim Feride'de kendinden bir parça bulacaktır.

Okumadıysanız listenizde ilk yeri alabilecek kitaplardan Çalıkuşu :)

17 Ekim 2013 Perşembe

Şirinler 2 ''Smurfs 2''



'Şirinler 2' küçük çocuklar için keyifli bir animasyon filmi. Genellikle animasyon tarzı filmleri severim ve bazılarını da her yaşa hitap eder bulurum. Fakat serinin ikinci filmi, ilk filme göre büyükler için biraz sıkıcı geldi bana. Tabi 6 yaşındaki kuzenimin oldukça iyi vakit geçirmesini sağladı.

Filmde güven, yardımseverlik, sadakat, kardeşlik gibi duygular işlenmiş ve çocuklara bu duygular aşılanmaya çalışılmış.

Serinin bu filminde Şirinler'de şimdiye dek alışık olmadığımız kahramanlar karşımıza çıkıyor.


Şirinler'in başının belası olan kötü kalpli büyücü Gargamel, Naughties (Yaramazlar) adlı Şirinlere benzer bir grup yaratık yaratır. Yine tek amacı kendisini çok güçlü yapacak Şirin özüne ulaşmaktır. Fakat yapay değil, ancak gerçek bir Şirin'in özünün işine yarayacağını fark eder. Dahası Şirine bu kötü kalpli yaratıkları gerçek şirinlere döndürmeyi başaran kimsenin bilmediği bir büyü bilmektedir. Gargamel bunu öğrenince hemen Şirine'nin peşine düşer ve onu Paris'e kaçırır. Paris'te dünya onu çok başarılı bir sihirbaz olarak tanımıştır, milyonların sevgilisi olmuştur. Şimdi Şirin Baba'nın önderliğindeki Şirinler yine insan dostları Patrick ve Grace ile işbirliği yaparak Şirine'yi kurtarmaya çalışırlar. Peki bakalım Şirine kurtulmak isteyecek midir?


-alıntı-


'Şirinler 2' yetişkinler için aynı derecede öneremeyeceğim (biraz sıkıcı olması yanıyla), fakat çocuğunuzun yabancı olmadığı çizgi film kahramanlarını izlerken eğlenebileceği bir film.

4 Ekim 2013 Cuma

Uzun Aradan Sonra




Bu aranın oldukça uzun sürdüğünü biliyorum. Ama evde son zamanlar, okula alışma dönemi, yurt ortamı, net sorunu derken anca bugün oturup da bir şeyler yazabildim. Ama sürekli olanları, yazacaklarımı planladım durdum. Blog hep aklımın bir köşesindeydi.

Biraz olanlardan bahsedeyim size. Neredeyse 2 haftadır Ankara'dayım. Okulun ilk haftası oryantasyon programıyla geçti ve bu program benim okuduğum kapüste olmadığı için her gün git gel 1 saat yol çekmek, oradan oraya koşturmak beni oldukça yordu ilk haftadan. Yine de kendime bir şeyler katabileceğim, zevkli dakikalar geçirdim bu programda. En keyiflisi ise bölüm tanıtımı ve kampüs turuydu tabii ki. Bölümümün tüm akademik kadrosu, derslikler, kütüphane... Hepsini öğrendik bir gün içerisinde. Bu oldukça yararlı oldu sonradan sıkıntı çekmemek adına. Bu hafta ise derslerim başladı. Oldukça rahat bir programım, ama ağır olduğunu düşünmeye başladığım derslerim var. Programımda fazla boşluklar olması biraz sıkıcı da olsa ders çalışma açısından rahatlatıcı olacak. Dersleri biraz ağır hissetmemin nedeni çoğunlukla fen ağırlıklı olması. Aslında sadece 1-2 dersim böyle sayılır. Ama 9. sınıftan sonra fen dersleriyle alakasını kesmiş biri olarak uzak kalmışım haliyle.

Çok yoğun bir çalışma, kimi zaman stresli bir tercih döneminden sonrası hepsinin geride kaldığını görmek ve mesleki yaşam için ilk adımı attığımı görmek çok rahatlatıcı. Bu hafta en çok dikkatimi çeken şey, artık tercihlerin daha bilinçli yapıldığını görmek oldu. Sınıfta çoğunluk neden bu bölümü seçtiğini, ne hedeflediğini biliyor. Yoğun bir tercih döneminden geçmiş biri olarak bu konuda sıkıntınız varsa istediğiniz zaman destek olmaya çalışırım. Çünkü bu dönemlerde tek bir söz bile bazen insanı çok rahatlatabiliyor.

İlerleyen zamanlarda daha sık sık okuldan, bölümden bahsederim zaten. Artık düzenimi oturttum diyebilirim. Bu arada bundan sonra elimden geldiği, araştırdığım kadarıyla Çocuk Gelişimi üzerine öğrendiğim kitaplar, seminerler, önemli konuları burada da paylaşmaya çalışacağım. Belki böylece konunun deneyimlilerince benim de bir şeyler öğrenme şansım olur, ilgililer için de yeni bir alanımız oluşur blogda.


17 Eylül 2013 Salı

Kolombiyalı: İntikam Meleği ''Colombiana''




Geçenlerde tv'de izleme fırsatı buldum bu filmi. Ağırlıklı olarak aksiyon türünde olan film dram da içeriyor. Başrolde Cataleya rolüyle Zoe Saldana var. Cataleya küçük yaşlardayken anne ve babasının ölümüne tanık olur. Bu katliamdan kurtulmayı başararak gangster olan amcasının yanına gider. Yeteneklerinin üzerine çalışmasını da ekleyen Cataleya büyüdüğünde bir kiralık katile dönüşür ve amcasıyla çalışmaya başlar. Ama onun tek bir amacı vardır: Anne babasının katillerine ulaşmak.

Gerilimi yüksek tutan bir film olmasa da izlerken sıkmayan bir filmdi benim için. Cataleya karakterinin cinayet işlerken ki titizliği, kurduğu zekice planlar... Yine de her ne kadar arkasını amcası koruyor olsa bu kadar büyük işleri sıyrık bile almadan atlatması dikkatimi çekmedi değil. Tabii bu başka zararlar görmediği anlamına gelmiyor.

Fazla beklenti içine girmeden, izlerken iyi vakit geçirebileceğiniz bir film Kolombiyalı

15 Eylül 2013 Pazar

Çıplak Ayaklıydı Gece ~ Ahmet Ümit

Çıplak Ayaklıydı Gece siyasi ağırlıkta 9 öyküden oluşuyor. 12 Eylül'ün tanıklarından bahsedilmiş. Bu yönüyle Ahmet Ümit'in diğer öykü kitaplarından ayrılıyor. Kitabı hem inceliği hem akıcılığı sayesinde bir günde bitirebilirsiniz.

Ahmet Ümit'in kitaplarını çok beğenmeme rağmen bu kitabı diğerlerine göre biraz başarısız buldum. Bunda roman türünü daha çok sevmem de etkili olabilir elbette. Eğer siz de yazarın romanlarına alışıksanız bu kitabı farklı bulabilirsiniz.

Ahmet Ümit'in diğer romanları ve hikayelerinde ortaya çıkardığı siyasi ruh bu kitapta daha egemen. Döneme eleştiriler, kişisel yorumlar, dönemin tanıkları -siz veya en yakınlarınız- ... Bu yüzden kitabı okurken kendinizi bir içsel sorgu halinde yakalayabilirsiniz sık sık.

Eğer Ahmet Ümit okuru iseniz okuyun derim, ama yazarın yeni okurlarındansanız ya da henüz hiçbir kitabını okumadıysanız romanlarına ya da diğer hikayelerine öncelik vermelisiniz.

22 Ağustos 2013 Perşembe

Ölümden Daha Derin ~ Tami Hoag

Ölümden Daha Derin okuduğum ilk Tami Hoag kitabı. Hem de uzun süredir kitaplığımda bekleyen bir kitap. Kitabı bitirdikten sonra okumakta neden bu kadar geç kaldığımı düşünmedim değil doğrusu.Kitabın türü polisiye. Bir polisiye romanından beklediğim ilk şey sürükleyicilik ve Ölümden Daha Derin'in bu ihtiyacı fazlasıyla karşıladığını düşünüyorum. 2 günde bitirdim kitabı.

Okul arkadaşı olan üç çocuk bir seri katilin kurbanını buluyor ve hem çocukların hem de ailelerinin hayatları değişiyor. Öğrencilerine büyük ilgi gösteren öğretmen Anne Navarre karakteri kitapta en çok karşımıza çıkan kişilerden. Soruşturmaya ve çocukların yaşadığı ruhsal çöküntüye de en çok yardım eden kişi. Kitapta farklı ailelerin yaşantılarına, küçük yaştaki çocukların yaşadığı travmaya ve bunun etkilerine, bir seri katilin soğukkanlılığına şahit oluyoruz. Bir diğer karakter ise ünlü FBI ajanı Vince Leone. Kitapta onun soruşturmaya yardım etmek için kullandığı katil profili oluşturma gibi yeni yöntemlerle karşılaşıyoruz.Kitabın en yoğun noktasındaysa Anne Navarre ve Vince Leone'un bu cinayet soruşturmasının içine nasıl çekildiklerini görüyoruz. 

Yazar uzun sayfalar boyunca katilin kim olduğu sorusunu akıllarda tutmayı başarmış. Bu da polisiye türündeki bu romanı başarılı kılıyor benim için. 

Kitabı genel olarak değerlendirecek olursak kurgusu aslında çok da mükemmel olmayan ama sürükleyiciliğini uzun süre ayakta tutan akıcı bir kitap. Tami Hoag bundan sonra kitaplarını es geçmeyeceğim bir yazar olabilir. 


16 Ağustos 2013 Cuma

Döndüm Sayılır

Yaklaşık iki haftadır buralarda yoktum. Tatil devam ediyor ama buralardayım artık. Sınavlar, ramazan derken geç başladı bu tatil benim için. Ama okullar açılana kadar tatildeyim artık Bayram sonu tatile çıkacakken izinler değişince bayramdan hemen önce çıktık. Öyle ani oldu ki hem de. Kayıttan sonra geri döneceğimiz için bir gün içinde kayıt için gerekli belgeler, valiz hazırlama derken hepsini halledip yola çıktık. Bayramda memleketinde olmak çok güzel. Önceden sevmezdim hiç bayramları, düğünleri... Ama başka bir şehire çıkınca özler, arar oldum böyle günleri. Ani bir sürprizle bayramda memleketimde olmak çok güzel oldu bu yüzden. Bu sırada bir de Ankara'ya gittim geldim ben. Gider gitmez hemen üniversiteye tabii ki. Okulu, kampüsü, yurtları gördüm. Öyle iyi oldu ki bu. Gidip kendi gözünle görmek rahatlatıyor en çok da sanırım. Bir sürü soru vardı kafamda ama hepsinin cevabını buldum, içimi rahatlattım. Bol bol gezdim, yoruldum. Çok hızlı geçti bu iki hafta.

Şu sıralardaysa biraz dinlenme, tembellik modundayım sanırım. Aslına bakarsanız zaman kavramını unutmaya çalışıyorum biraz ve başardım da galiba. Sınav döneminde sürekli -5 dk oturayım kalkıp derse başlarım, artık yatayım sabah erken kalkıp ödev yapayım, öğle yemeğini hızlı yiyip testleri bitireyim- bu haldeydim. Öyle yormuş ki bu maraton beni. Şimdi çayımı alıp balkona çıkıyorum, saatlerce kitap okuyorum. Sabaha kadar film izleyip öğlene kadar yatıyorum. Saate bakmadan uzun yürüyüşler yapıyorum. Böyle anlattığıma da bakmayın 3 gün sonra sıkılır yine düzenli hayata dönerim ben. Yine de üstümdeki o ağır yükü atmak böyle hafifletti işte sonunda beni.

Bu arada hafif bir diyete ve spora başladım ben :)
5 kilo fazlam var. Belki okul başlayana kadar kurtulabilirim bu fazlalıklardan (:



1 Ağustos 2013 Perşembe

Semerkant ~ Amin Maalouf

Amin Maalouf'la tanışmam yazarın Doğudan Uzakta kitabıyla oldu. O kitaptan sonra da yazarın tüm kitaplarını okumaya karar verdim. Ama en başından beri bildiğim kitabı Semerkant'tı. Fedailerin Kalesi Alamut'u okuduktan sonra pek çok yorumda Semerkant'la karşılaştım.

Kitapta ele alınan konu Ömer Hayyam'ın Rubaiyat adlı el yazması eserinin Semerkant'ta başlayıp Titanic'le son bulan hikayesi. Kitabı iki ana bölümde düşünebiliriz. İlk bölümde dönemine damgasını vurmuş üç isimle karşılaşıyoruz: Ömer Hayyam, Hasan Sabbah, Nizamülmülk. Bu üçlü arasındaki ilişkiler, dostluklar, çekişmeler... El yazmasının bir süre Alamut'ta kaldığı dönemde de Alamut Kalesi ve Hasan Sabbah'la ilgili bilgiler var kitapta. O döneme gidilerek anlatılması yönüyle kitabın ilk bölümünü daha çok sevdim ben.

Eserin ikinci bölümünde ise Benjamin Omer karşımıza çıkıyor. İsminden kaynaklanan Ömer Hayyam hayranlığı onu kendinin bile tahmin edemeyeceği maceralara sürüklüyor. El yazmasını bulmak için İran'a kadar giden Benjamin Omer'in gittiği ülkenin döneminden kaynaklı yaşadığı zorluklar, Şirin'le tanışması, son olarak da Titanic gemisi ile macerası son buluyor.

Yazarın dilini ise Amin Maalouf'un diğer kitaplarını okuyanlar tahmin edecektir. Okuru yormayan, sade, akıcı bir dili var kitabın. Doğu kültürü ve edebiyatına ilgi duyanların daha büyük bir zevkle okuyacaklarını düşünüyorum.

Kitabın ilk bölümündeki sürükleyiciliği devamında yakalayamamış olsam da severek okuduğum bir kitap oldu Semerkant benim için.


Doğudan Uzakta'nın yorumu için buraya ;)

Fedailerin Kalesi Alamut'un yorumu için buraya ;)

28 Temmuz 2013 Pazar

Üniversite, Bölüm, Şehir, Yurt vs. (öneri, yardım)

Sınav stresi, sonuçların açıklanması, yerleştirme heyecanı derken hepsi bitti ve sıra başka şeyleri düşünmeye geldi. Artık yerleştiğime göre gideceğim yeri araştırma vakti. İnternet gerçekten faydalı oluyor bu konuda. Her sorumun cevabını bulamasam da henüz gidip göremediğim yerlerin, soramadığım soruların cevabını bir nebze olsun alabiliyorum. Yerleştirme sonuçları açıklandığından beri sürekli araştırıyorum. Aslında o kadar çok konu var ki. Bunların hepsi tabii ki yerleşen herkesin ortak soru(n)ları.

Tüm bu konularda sizin değerli fikirlerinize de çok ihtiyacım var.

Öncelikle üniversiteye gitmeden önceki önemli bilgiler. Giderken olması gereken şeyler. Yani ilk hazırlıklar...

Bir diğeri Ankara ile ilgili sorular. Ankara'da yaşam şartları nasıldır gibi. Ankara'da yaşayan ya da bilgisi olan herkesin fikrini bekliyorum. Çoğu kişi bu kadar takılma, sonuçta gidince öğreneceksin dese de ben gitmeden de biraz bilgi edinmek istiyorum.

Asıl konu ise Ankara'da üniversite, öğrenci hayatı... Avantajları, dezavantajları. Mutlaka bilinmesi gerekenler.

Bir diğer konu ise Çocuk Gelişimi Bölümü. Tercih döneminde, öncesinde, sonrasında o kadar çok araştırdım ki aslında bu konuyu. Ama her bir fikrin ayrı bir önemi var. Bu bölümle ilgisi olan, okuyan, bu alanda çalışan herkesin fikrine çok ihtiyacım var.

Gelelim yurt konusuna, yani beni en çok düşündüren konuya. Okuyacağım bölüm Sıhhıye'de. O yüzden oraya fazla uzak olmayan, ulaşım sorunu yaşamayacağım yurtlar çok önemli. Yurdun konumu, hizmetleri, ücreti... Eğer yurtta kalan ya da önceden araştırmış, bu konuda bilgisi olanlar varsa düşünceleriniz benim için çok çok önemli.


En küçük bilginin bile benim için çok önemi var O yüzden fikirleriniz ne olursa olsun paylaşmaktan çekinmeyin Hepsi benim için çok değerli :)

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Nice Senelere Blog !




1 saat geciken bir yazı oldu dışarıda olunca, ama en azından gece bitmeden yayınlamak istedim. Blogumu açalı koskoca bir yıl olmuş. Açtığım zamanı hatırlıyorum. Yine tercih dönemleri, çok bunaldığım zamanlar... O zaman da sıkıntımı burada paylaşmıştım. Ve üzerinden bir yıl geçti. Yine yeri geldi sıkıntılı zamanlar ya da yaşanan güzel mutluluklar... Hepsinin sonunda blogumun da bir parçam olduğunu anladım. Sanki yaşadıklarımı burada sizlerle paylaşınca sıkıntılarımı hafifletip mutlu anlarımı ise daha bir güzel kılıyordum.

Bu bir yıl içerisinde beklediğimden de fazla büyüdük. Şu an 243 takipçim var. Ve bu çok güzel bir mutluluk. İlk açtığım zamanlarda kesinlikle tahmin edemezdim bu kadar büyüyeceğini. Ama artan her bir takipçiyle daha da güzel bir hal alıyor bu blog, daha fazla anlam kazanıyor.

Elimden geldiğince yaşadığım zorlukları, sıkıntıları paylaşmamaya çalışıyorum burada. Bu belki de bir kaçış mekanizması, bilemiyorum. Umarım güzel şeyler yaşar, güzel şeyler paylaşırım burada.

Beni takip eden, güzel yorumlarını esirgemeyen, zor zamanlarda destek olan bütün takipçilerime teşekkür ediyorum bu blogu daha değerli kıldıkları için :)


İyi ki varsınız
İyi ki bu blog var 

Nice Senelere Blog !

:)

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Yaz İçin Harika Bir Etkinlik: Okuma Şenliği

Pinuccia harika bir etkinlik düzenlemiş kitap severler için. Kendi adıma en rahat kitap okuyabildiğim dönem yaz. Sınavlar, dersler derken bir kitabın başında saatlerce oturamıyordum. Ama yaz geldiğinden beri bunun acısını çıkarmaya çalışıyorum. Zaten bol bol kitap okuduğumuz bu yaz günleri için de çok güzel bir etkinlik olmuş Okuma Şenliği.

Aslına bakarsanız etkinliği ilk gördüğümde biraz çekinmiştim. 12 farklı madde var ve her bir madde için farklı kitaplar okuyorsunuz. Nasıl olur ki falan derken emin olamadım. Bir de evde okunmayı bekleyen yığılı kitap olunca. Sonra baktım duramayacağım iyice inceledim etkinliği ve kitaplarımın çoğunu da evdeki okunmayı bekleyen kitaplarımdan seçtim. Yazı okuyarak geçirecekseniz mutlaka bir bakın derim.


Katılmak isteyenler için bilgiler ''Pinuccia'nın Kitapları''nda ;)


İşte bu da benim okuma listem :)


5 puan: Yukarıdaki kuralların hepsini boş verip canının istediği herhangi bir kitabı okuyanlara.
Semerkant ~ Amin Maalouf (318 sayfa)

5 puan: Genel kural 200 sayfalık kitap okumak olsa da 150 sayfadan kısa bir kitap okuyanlara.
Çıplak Ayaklıydı Gece ~ Ahmet Ümit (104 sayfa)

10 puan: Okuduğu kitabın adında bir renk olanlara.
Beyaz Diş ~ Jack London (318 sayfa)

10 puan: Bir serinin ilk kitabı dışındaki bir kitabını okuyanlara.
Ateşi Yakalamak ~ Suzanne Collins (407 sayfa)
-Serinin ikinci kitabı-

15 puan: Kendisi dışında herkesin o kitabı okuduğunu düşünüp sonunda o kitabı kendisi de okuyanlara.
Açlık Oyunları ~ Suzanne Collins (384 sayfa)
-Herkes okuyup filmini bile izlemişken ben henüz başlayamadım bile-

15 puan: Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.
Suç ve Ceza ~ Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (600 sayfa)
-Roman Rusya'da gerici olduğu öne sürülerek, Polonya'da ise kötümser olmasına dayandırılarak yasaklanmış-

20 puan: Esas mesleği yazarlık olmayan bir kişinin yazdığı bir kitabı okuyanlara.
Çalıkuşu ~ Reşat Nuri Güntekin (541 sayfa)
-Yazar her ne kadar romanlarıyla ün kazanmış da olsa asıl mesleği öğretmenlik olduğu için bu kitabın olacağınu düşündüm-

20 puan: Türü kurgu olmayan bir kitap okuyanlara.
Şehir Mektupları ~ Ahmet Rasim (388 sayfa)
-Eserin türü denemedir-

20 puan: Hiç görmediği bir ülkede olayların geçtiği bir kitap okuyanlara.
Ölümden Daha Derin ~ Tami Hoag (486 sayfa)

25 puan: 400 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
Kinyas ve Kayra ~ Hakan Günday (567 sayfa)

25 puan: Romanın yazarı veya karakterlerinden birinin adı veya soyadı kendisininkiyle aynı olan bir kitap okuyanlara.
Baba, Oğul ve Kutsal Roman ~ Murat Gülsoy (Alınacak)
-Eserde 'Merve' isminde bir karakter yer alıyormuş. Fakat kitap konusunda emin olamadığım için bu maddeyle ilgili önerilerinize açığım :) -

30 puan: Kendi doğum yılında doğan veya ölen bir yazar tarafından yazılmış bir kitap okuyanlara.
Sineklerin Tanrısı ~ William Golding (Alınacak)


(Semerkant'ı okurken kitabın İstanbul'da da geçen bölümlerini fark ettiğim için Ölümden Daha Derin ve Semerkant'ın yerlerini değiştirdim)

16 Temmuz 2013 Salı

D&R Doğan Yayınları Kampanyası

Hepimizin bildiği Can Yayınları kampanyasını yapan D&R bu sefer de Doğan Kitap'a ait bir kampanya başlatmış. Doğan Kitap'a ait seçili kitaplar 5 tl. Sanırım bu kampanyanın en güzel imkanı da web sitesinden de kampanyadan yararlanabilmemiz. Çok fazla seçenek yok ama yine de bakmanızda yarar var derim. Bu arada pek çok güncel kitap da 9.90 tl. Ayrıca 25 tl üzeri kargo bedava olması da ayrı bir fırsat.


14 Temmuz 2013 Pazar

Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk ~ İskender Pala

İskender Pala, kitaplarını beğeniyle ve her seferinde bir şeyler öğrenerek okuduğum bir yazar. Bu kitabı da uzun zamandır kitaplığımda bekliyordu fakat ben biraz daha bekletmek istedim. İskender Pala'nın kitaplarını her ruh haliyle okuyamıyorum. Sanırım dili, üslubundan olacak ki okuyacağım zaman kafamın dinç olması, kendimi kitaba dikkatle vermem gerekiyor.

Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk Fuzuli'nin kaleminden yazılan ''Leyla ve Mecnun'' mesnevisini anlatıyor, el yazmasının dilinden hem de. Doğrusunu söylemek gerekirse başlarında pek de hızlı ilerlemeyen bir kitap oldu benim için Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk. Sonradan biraz da akıcı olaylar başladı ve daha hızlı ve zevkli ilerledi kitap.

Fuzuli'nin mesneviyi yazmaya başlamasının öncesinden, el yazması mesnevinin en son bulunduğu duruma kadar yüzyıllar süren uzun bir serüvene çıkıyorsunuz. Hem Osmanlı Devleti topraklarında hem de diğer ülkelerde geçen olaylar var kitapta. Mesnevi elden ele geçerek yüzyıllar geçiriyor farklı topraklarda, farklı ellerde. Kitabın en hoşuma giden kısmı ise ünlü divan edebiyatı sanatçılarından bahsedilmesiydi. Hatta onların da kitapta birer kahraman olmaları. Zati, Baki, Ali Şir Nevai, Taşlıcalı Yahya, Nabi, Nedim, Hayali, Şeyh Galip... Bazı bölümlerde onların da eserlerinden bahsedilmesi. Mesela Şeyh Galip'in ünlü Hüsn ü Aşk mesnevisi hakkında bilgiler. Bildiklerimi tekrar okumaktan hoşlanmak, bilmediklerimi merakla ve büyük bir istekle okumak... Kitabın bir diğer hoşuma giden yanı ise her bölümün başında bir şairin beyitine yer verilmesi ve günümüz Türkçesiyle de açıklanması oldu.

Kitaptaki esas konulardan biri de BUAM (Babil Uzay Araştırmaları Merkezi) ve yüzyıllar sonrasına devrettikleri miras. Bu hazinenin açığa çıkması için ''Leyla ve Mecnun''a gizlenen sırlar. Mesnevinin peşindeki hazine avcıları ve bilim insanları...

İskender Pala'nın anlatmakta usta olduğu divan edebiyatından zevk alıyor, bu edebiyata ilgi duyuyorsanız ihmal edilmemesi gereken bir kitap :)

11 Temmuz 2013 Perşembe

Azil ~ Hakan Günday

Deha ve delilik arasında seyreden bir hayat

Azil okuduğum ikinci Hakan Günday kitabı. Bence Hakan Günday'ı seven de çok sevmeyen de. Diğer kitabıyla ilgili yazımda da bahsettiğim gibi farklı bir tarzı var çünkü. Onun kitabını okumaya başladığınızda size çok karmaşık gelip tercih etmeme sebebiniz olabilir, ya da anlatımıyla sizi kendine çekip kitaplarının esiri de olabilirsiniz.

Son zamanlarda okuduğum en yoğun kitaptı. Eğer etkilendiğiniz yerlerin altını çizmeye kalkarsanız neredeyse tüm sözlerin altını çizebilirsiniz. Okurken çelişkiler olmuyor değil kafanızda. Asil kimine göre deli, kimine göre dahi.

Bu kitabı anlamaya çalışmak zor, en iyisi bir de kitaptan alıntıları okuyun siz.


''Asil Yaşayan, Adil Ölmez.''

''Asil yaşayan bir delidir. Anımsamadığı için geçmişi, umursamadığı için geleceği yoktur.''

''Sahip olduğun her bilgi, içinde çürüdüğün bir hücredir.''

''Ve delilerin canı, diğer insanlarınkinden farklı yanardı. Onlar, yanan canlarıyla ısınırlardı.''

''İnsanlık teorisinde, zararsızlık için ilk şart, bir meslek sahibi olmaktı.''

''Asla yalan söylemeyiz. Gerekirse, gerçeği değiştiririz. Söylediklerimize uysun diye!''


Umarım alıntılar biraz da olsa ipucu oluşturmuştur sizin için. Eğer hala Hakan Günday'ın kitaplarıyla tanışmadıysanız aklınızda bulunsun derim :)

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Önce Kendini Dinle




Malum şu sıralar tercih döneminde olunca yine tercihle ilgili bir postla karşınızdayım. Bence tercih döneminde olan herkes okumalı bu yazıyı, belki biraz olsun sizi rahatlatabilirim. Çünkü bu süreçte hepimizin gergin, endişeli, telaşlı, stresli olduğu anlar olabiliyor. Hele ki bugün öyle sıkıntılı geçti ki benim için. Size dün de bahsettiğim gibi aslında kararımı vermiş olduğumu düşünüyordum. Ama öyle büyük sıkıntıya girdim ki bugün.

Dershaneye gittim, sonuçlar açıklandığından beri ilk defa. Şu an anlatırken bile gerildiğimi hissediyorum. İlk konuştuğum kişi rehber hocamdı. Kararın bana ait olduğunu söylemekle beraber kılavuzdaki başarı sırasına göre bölüm sıralaması yaptı hemen. Yani en yüksekten başlayıp düşüğe doğru giden bölümler. Bence bu son adımda yapılması gereken bir şey. Önemli olan dershanenin adını duyurmak olunca en yüksek yerlerden başlıyorlar, reklam amaçlı düşünüyorlar çoğu şeyi. En azından kendi çevremde tercih işlemlerinin bölümler hakkında bilgi vermek, tavsiyelerde bulunmaktan ziyade tamamen bir sıralama yapmak üzerine olduğunu söyleyebilirim.

Daha sonra yine dershaneden bir hocamla konuştum. Dershanede fikirlerine en değer verdiğim hocalardan biri. Daha yüksek yerler olabilecekken neden başka bölümler düşünüyorsun ki dedi. Ve diğer bölümler üzerinde de hiç mi hiç durmadı benim düşüncelerime rağmen. Üzerinde durmamayı da geçin bilmediği bir bölüm hakkında kendince olumsuz eleştiriler üretmeye başladı. Ne yazık ki bunun tek nedeni de bahsettiğim bölümlerin o alanda ilk ikiye girememiş olması.

Dershaneden keyifsiz, gergin, düşünceli bir şekilde çıktım. Sonra bir kapı daha çıktı karşıma. Tercih hizmeti de veren bir dernek. Her fikrin bir değeri olduğunu, duyacağım bir şeyin bile yararı dokunabileceğini düşününce hemen gittik. Sanırım günün hatası da buydu. Üniversite tercihi yapmak isteyen birine yardımcı olacak kişi Türkçe öğretmeni. Şimdi tercih hizmeti yapan bir yerde branş öğretmeni seni ne kadar yönlendirip, sana ne kadar yardımcı olabilir sorusu giriyor devreye. Zaten konuşmalarımız sırasında da fark ettim, 1 hafta içerisinde yaptığım araştırmalarla bile o bayandan daha bilgili olduğum aşikardı. Sonra geldik en sinir olduğum noktaya. Birden belli bir kesimin özel üniversitelerinden bahsetmeye başladı. Yok efendim diğerleri çok riskliymiş ama o üniversiteler çok rahat çok avantajlıymış falan falan. Zaten orada bitti konuşma benim için. Şu ülkede olaya tarafsız gözle bakabilecek bilgili insanlar yok mu, hiç mi denk gelmez bana. Tamam reklamını yaparsın ona itirazım yok benim. Ama sen binana kocaman tercih hizmeti veriyoruz yazmışsın. Oraya herhangi bir hoca oturtmuşsun. Kendisinin beni bilgilendirme konusunda hiçbir yapabildiği yok. Eminim bunu kendisi dahi fark etti. Bunların hiçbiri olmadan kalkıp bana reklamını yapmaya çalışıyorsun. Sen önce vadettiğin hizmeti ver, sonra oraya geç. Siz tahmin edin işte ne kadar gerildiğimi.

Son yerden de çıktığımda kendimi bıkmış, stresli hissediyordum ki üzerinde düşündüğüm bölümün mezunu bir çalışanla konuşma fırsatını yakaladım. Karşıma çıkan kişi hem düşündüğüm bölümü, hem de aynı üniversiteyi bitirmiş çalışan bir bayan. O an aklıma gelen ne varsa sordum. Sağolsun o da tatmin edici cevaplar verdi. En sonunda gerçekten bilen biriyle konuşmanın rahatlığını yaşayarak eve döndüm.

Şu an için dershaneye de tekrar gitmeyi düşünmüyorum. Evden yapacağım sanırım tercihimi de. Ve ben artık kararımı verdiğimi hissediyorum. Yine de hala araştırmaya devam edeceğim, önemli bir karar çünkü bu. İstediğim olur ve kazanırsam o bölüme içim rahat gitmeliyim.

Diyeceğim o ki, siz siz olun kendi kararınızı kendiniz verin Önce Kendinizi Dinleyin
Eğer gerçekten istiyorsanız ne dershanedeki hocanızın ne rehber öğretmeninizin ne de ailenizin, çevrenizin ne düşündüğünün bir önemi yok. Mutlaka onları da dinleyin, tavsiyeler alın. Ama unutmayın ki bazen, hele ki bu ülkenin şartlarında danışmanlık hizmeti adı altında çalışan kişiler gerçek anlamıyla bu işi yapamayabiliyor, her söylediği doğru olmayabiliyor.

Elinizdeki tüm fırsatları değerlendirin. O alanda çalışan yakınlarınız varsa onlarla görüşün, istediğiniz üniversite size yakınsa tanıtım günlerine katılın, okulların web sitelerini inceleyin, mezunlarına ulaşmaya çalışın. Size en büyük yardımı kendiniz yapacaksınız.

Ve önemli olan okuyacağınız yeri ekranda gördüğünüz an siz'in hissedeceğiniz mutluluk, başkalarının değil

7 Temmuz 2013 Pazar

Tercih Dönemi

Sonuçların açıklanmasının üstünden 1 hafta geçti, ben daha yeni yazmaya fırsat bulabiliyorum. O kadar çok şey birikti ki yazacağım. Aslında sürekli pc başındaydım. Ama her açtığımda tercih kılavuzuna bakıyordum, daha çok da istediğim bölümle ilgili bilgiler vs.

Sınava 2. kez girmeme rağmen asıl tercih dönemini bu yıl geçiriyorum diyebilirim. Sadece tercih de değil çoğu şey. Geçen yıl YGS'den sonra her şeyi bırakınca neyin nasıl geçtiğini anlamamış, ciddiyetinin farkına varamamıştım. İlk tercihlerde hiçbir tercih yapmamama rağmen ek tercihlerde gitme derdine düşmüş bölüm arıyordum. Sonra neyse ki bunun ne kadar yanlış olduğunun farkına vardım. Öylece de üstünden bir yıl geçti işte.

Güzel bir yıldı bu benim için. En azından şu an elimden geleni yaptığımı hissediyorum. Daha sağlıklı düşünebiliyorum. Sonuçların açıklandığı günkü heyecanımı anlatamam. O anı düşündükçe tercih sonuçları açıklandığında ne yapacağımı düşünüyorum :) Öyle üzüleceğim, canımı sıkacak bir sonuç gelmedi neyse ki de. Zaten ortalama tahmin ediyordum neler yapabileceğimi. Gelen sonuç da düşüncelerime yakın olunca her şey güzel geçti.

Ve geldik tercih dönemine. Sonuçların açıklandığı günden itibaren düşünürsek 18 gün. Belki uzun bir süreç bile. Gerçi önemli bir tercih bu. Belki de sağlıklı kararlar verebilmemiz, iyice düşünebilmemiz için iyi bir süre. Şimdiye kadar birkaç kişiyle konuştum, çok çok araştırma yaptım. En çok da tam da tercih dönemimde şehir dışından gelen psikolojik danışmanlık yapan bir ablam yardımcı oldu. Bu konuları bilen biriyle konuşmak gerçekten rahatlatıyor insanı. O kadar endişeliydim ki çünkü, oldukça da kararsız. Ve bunları yaşayan tek kişinin ben olduğumu sanıyordum. Ama konuştukça anladım ki ben kararımı vermişim aslında.

Şimdi önümde 10 günüm daha var. Bir yandan tam anlamıyla tercih listemi oluşturmaya çalışıyorum bir yandan da hala araştırıyorum. Bu dönemde de sizlere o kadar ihtiyacım var ki. İnsan her ne kadar kararlı olduğunu düşünse de bazen umutsuzluğa kapılabiliyor, kafası karışıyor. Ama birisiyle dertleşmek, birinin tek bir sözü seni rahatlatabiliyor. Umarım bu 10 gün de stressiz, huzurlu geçer.

Sonra da bekle bakalım tercih sonuçları açıklansın diye :)


30 Haziran 2013 Pazar

Bisiklet Kazası




Tatile bisikletle başlamak isteyen iç ses'in hazin sonunu anlatacağım şimdi sizlere..

Yazın yapılacak en güzel şeylerden biri de bisiklete binmek bence. Hele ki akşam serinliğinde.

İşte bugün de böyle bir gündü. 1 saat boyunca bisiklete bindim hiçbir sorun yok. Eve girmeme kalmış 10 metre. Arabalar geliyor diye iyice kaldırıma yaklaştım öyle gidiyorum. Yolun ortasında da bir köpek. Arabadan ürküp kaçayım derken benim önüme çıktı birden. Öyle ani oldu ki. Hem o anki şaşkınlıkla hem de hiç vakit olmaması yüzünden fren sıkamadım. Bir tarafta araba, bir tarafta köpek, diğer yanım desen kaldırıma iyice yanaşmışım. Şimdi böyle uzun uzadıya anlatıyorum ama o kadar anlık oldu ki o an. Bendeki tepki bisikletten kendimi kaldırıma atmak gibi bir şey oldu ne yapacağımı bilemeyince. O an bisikletin ağırlığını kaldıramayınca bisiklette üzerime geldi. Nasıl olduysa o sırada dizim mahvoldu işte. Kanayan dizimle çocukluk günlerime döndüm resmen :)) Yerde ben ve bisikletim, bir yandan da kendisi de korkmuş köpek. Neyse ki dizim dışında ciddi bir sorun olmadı.

Eve geldiğimdeki acıyı unuttum, iyiyim şimdi. Hatta dizim düzelene kadar bisiklete binemeyeceğime üzülüyorum :))


27 Haziran 2013 Perşembe

Başlangıç 'Inception'

Çok uzun zamandır izlemek istediğim filmi sınavların bitmesiyle izleyebildim sonunda. Daha izlemeden sürekli övgülerini alıyordum Inception'ın. İzledikten sonra da farkına vardım ki tüm bu övgüleri fazlasıyla hak ediyor.

Bilimkurgu türündeki filmin konusu rüya, bilinçaltı üzerine. Bu da benim ilgimi çeken bir diğer yön. Yorumları biraz daha netleştirmek için bir alıntıyla konusunu okuyalım filmin önce.

'Dom Cobb (Leonardo Di Caprio) çok yetenekli bir hırsızdır. Uzmanlık alanı, zihnin en savunmasız olduğu rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmaktır. Cobb’un bu ender mahareti, onu kurumsal casusluğun tehlikeli yeni dünyasında aranan bir oyuncu yapmıştır. Ancak, aynı zamanda bu durum onu uluslararası bir kaçak yapmış ve sevdiği her şeye malolmuştur.
Cobb’a içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını sağlayacak bir fırsat sunulur. Ona hayatını geri verebilecek son bir iş; tabi eğer imkânsız “başlangıç”ı tamamlayabilirse. Mükemmel soygun yerine, Cobb ve takımındaki profesyoneller bu sefer tam tersini yapmak zorundadır; görevleri bir fikri çalmak değil onu yerleştirmektir. Eğer başarırlarsa, mükemmel suç bu olacaktır.
Ama ne dikkatle yapılan planlamalar, ne de uzmanlıkları onları, her hareketlerini önceden tahmin ettiği anlaşılan tehlikeli düşmanlarına karşı hazırlıklı kılabilir. Bu, gelişini sadece Cobb’un görebildiği bir düşmandır.
Olay yeri ise zihniniz.''




Sanırım bir şeyler oluşmaya başladı kafanızda. İşte böyle farklı bir kurguya sahip sıradışı bir film Inception. Rüya içinde rüya, zihin mimarisi, rüya paylaşımı... Öncelikle konu, sonrada bunun oldukça gerçekçi şekilde kurgulanması filmi daha etkileyici kıldı benim için. Ve beğendiğim filmler arasında yerini aldı Inception.

Eğer siz de bu türü seviyorsanız ve konusu ilginizi çektiyse vakit kaybetmeden izlemenizi öneririm :)



Bin Muhteşem Güneş ~ Khaled Hosseini (Halit Hüseyni)

Bin Muhteşem Güneş okuduğum en güzel, beni en çok etkileyen kitaplardan biri oldu. Uçurtma Avcısı'nı bitirdikten sonra bu kitaba başladım. Sınav dönemi olmasına rağmen hızla ilerledi, çok çabuk bitti. Kitaba başlamadan önce okuduğum yorumlarda iki kitabın seri halinde olduğunu söyleyenler olunca arka arkaya okudum. Fakat siz henüz okumadıysanız böyle bir şeye pek de gerek yok. Çünkü olaylar birbirini takip etmiyor, sadece dönem aynı. İki kitapta da Kabil'in monarşi yıllarında yaşananlar anlatılmış.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Bin Muhteşem Güneş, Uçurtma Avcısı'nı bir hayli gölgede bırakan bir kitap oldu benim için. Uçurtma Avcısı'da beni oldukça etkileyen bir kitaptı tabii ki de, fakat Bin Muhteşem Güneş ayrı bir etki yarattı bende, daha çok içimi sızlattı.

Gelelim kitapta anlatılanlara. Üzerinde durulan nokta Kabil'in monarşi yıllarını yaşayan Afgan halkı, özellikle de Afgan kadını. Hem yaşanan dönemden kaynaklanan zorluklar hem de kadın olmaktan. Leyla ve Meryem ekseninde gelişiyor olaylar.

Meryem bir harami. Hayatın acımasızlığı daha doğduğu gün yakasına yapışmış küçük bir kız. Kaderine boyun eğmiş, çoğu şeyden habersiz, tek mutluluğu babası.
Leyla ise ülke standartlarına göre daha rahat, eğitime önem veren bir aileye, babaya sahip. Meryem'le arasında oldukça farklılık var.

Kitap öyle güzel bir kurguya sahip ki iki farklı kişi, iki farklı yaşantı bir yerde kesişiyor ve asıl hikaye başlıyor.

O dönemi oldukça etkili yansıtan, kare kare gözler önüne seren bir kitap Bin Muhteşem Güneş. Öyle düşünüyorum ki siz de okuduğunuzda içinizin sızlamasına, öfkenize hakim olamayacaksınız.
Hala okumadıysanız listenize şimdiden eklemenizi öneririm ben :)



''Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma Meryem… Seninle benim gibi kadınlara hayatta yalnızca bir, tek bir marifet gereklidir, o da zaten okulda öğretilmez. O da tahammül. Sabretmek. Katlanmak. Sahip olduğumuz tek şey bu yeteneğimizdir… Bir erkeğin kalbi fesat, habir bir şeydir, Meryem. Bir ananın rahmine hiç benzemez. Kanamaz, sana yer açmak için genişlemez.''

''Daha çok küçüksün, biliyorum ama bunu şimdiden anlamanı ve iyice öğrenmeni istiyorum. Evlilik bekleyebilir, eğitim beklemez. Sen çok, çok zeki bir kızsın. Gerçekten öylesin. İstediğin her şey olabilirsin, Leyla. Seni tanıyorum. Ayrıca, bu savaş bittikten sonra Afganistan’ın erkekler kadar, belki daha da çok, sizlere gereksineceğini biliyorum. Çünkü bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı hiç yoktur, Leyla. Hiç yoktur.''

23 Haziran 2013 Pazar

Artık Huzurluyum




Huzur... Rahatlık... Mutluluk... 

Ve biraz da yorgunluk tabii

Sonunda hepsi bitti. Şu an aklımda ne sınav var ne sorular ne de tercihler...
Sadece büyük bir rahatlatma. Gerçekten koskoca bir yük kalktığını hissediyorum üzerimden.

Geriye dönüp bakınca çok çabuk geçti bu yıl diyorum, ama düşününce ne kadar da yoğun geçtiğini fark ediyorum. Her şeyiyle bitti ve artık bitmesi de gerekiyordu sanırım. Son haftalar herkesin tükendiği zamanlardı. Sürenin iyice uzaması, ısınan havalar, iyice yıpranan biz...

Çok güzel şeyler kazandırdı bu yıl bana. Güzel bir ortam, samimi birkaç arkadaş, hayatımda tanıdığım en iyi öğretmen... Hepsinin de sayesinde zor ama güzel bir yıl bıraktım geride.

Çoğunlukla hepimiz hissederiz ya sınav sonrası; o büyük çalışmanın sonunda bir boşluk, ne yapacağını bilememe, ders çalışmamaktan kaynaklanan suçluluk hissi... İşte bu sefer bunların hiçbiri yok bende. Son zamanlarda tatili resmen iple çektim. Ve aklımda bir sürü yapmak istediğim şey var. Okuyamadığım kitaplar, izleyemediğim filmler, uyuyamadığım saatler, yapamadığım tatil... Tüm bunlar için sabırsızlanıyorum.

Özlediğim bir şey daha var tabii ki: Blog. Özellikle sona bıraktım. Neredeyse 1 aydır yazı yazmamışım. Ama arada da olsa bloggerdan izlediğim blogları takip etmeye, gelişmelerle ilgilenmeye çalıştım. Çok fazla olay, tartışma, sorun... oldu. Her blog yazarı kendi bakış açısıyla tepkisini ortaya koydu. Olaylara sessiz kalmayıp bunu sadece düşünceleriyle belirtenler de vardı, fiilen de. Bir de karşılıklı münakaşalara girenler tabi. Gözlemlediğim kadarıyla (bana göre) oldukça mantıklı (ki burda kast ettiğim benim düşüncelerime uyması değil, karşıdakinin söylediklerinin haklılığından bahsediyorum) konuşanlar da vardı, olayı bir anda kutuplaşmaya çevirenler de. Ve beni en çok üzen tutum insanların ben/öteki kavramına bu kadar çabuk geçebilmeleri oldu. Ben fazla yorum yapmak istemiyorum bu konuda. Belki olayların en hararetli zamanında burada olsam kendimi tutamaz bir iki şey ifade ederdim, fakat hem olaylar hem de insanlar yatışmaya başlamış, sular durulmuşken tekrardan alevlendirmeye niyetim yok. Sonuçta bu blog iyi şeyler paylaşmak için açıldı. Dileğim herkesten bir parça anlayış, empati Hepsi bu

Sınav derdinden kurtulduğuma göre artık buralardayım :)
Blogu da yorumlarınızı da çok özledim :)
Bu arada gerek mailleri gerek yorumlarıyla sınav döneminde bana destek olan herkese çoook teşekkürler :))


26 Mayıs 2013 Pazar

Geri Sayım



Çalıştıkça yorgunluktan tükendiğim, ama huzurlu hissettiğim
Çalışamadığımdaysa gerginlikten tüketen günler...

Ama az kaldı. Şimdi tek isteğim güzel bir yaz ve güzel bir gelecek

Postcrossing -5-


Rusya

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Uçurtma Avcısı ~ Khaled Hosseini (Halit Hüseyni)


Uçurtma Avcısı oldukça uzun süredir okumayı istediğim fakat sürekli ertelediğim bir kitaptı. Kitap Kurdu Böjük'ün hediyesi olan kitap elime geçince vakit kaybetmeden başladım hemen. Bitirdikten sonra şimdiye kadar niye okumamış olduğuma pişman oldum. Açıklıkla söyleyebilirim ki her okuyanın mutlaka bir yerinde etkileneceği, içinizi acıtacak bir kitap Uçurtma Avcısı.

Kabil'in monarşi yıllarını anlatıyor kitap. Ve Emir ile Hasan arasındaki büyük uçurumu. Bu uçuruma rağmen pek çok ortak noktada kesişen hayatlarını. Birçok noktaya değiniyor kitap, gerek tarihi gerek kişisel. Yapılan acımasızlıkları, tarihin içler acısı yüzünü, sevgiyi, bağlılığı, kıskançlığı, korkuyu, pişmanlığı... Yazarın samimi bir dille yazdığı bu kitabı okuyunca eminim siz de beğeneceksiniz.



'' Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışında bütün günahlar hırsızlığın çeşitlemesidir.
  Bir insanı öldürdüğün zaman bir yaşamı çalmış olursun, dedi baba. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı çalmış olursun. Yalan söylediğinde birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. ''

16 Nisan 2013 Salı

Postcrossing -4-



Belarus

Saç Bakımı

Oldum olası uzun saç seven biriyim. Fakat çoğu kişinin de yaşadığı gibi, her seferinde gidip sırf kırıklarını kestireyim diye diye saç belli boydan ilerisine gitmiyor bakımlı halde. İnce telli saç yapısına sahip olmanın dezavantajı.

Geçenlerde Kontesce'nin sitesiyle karşılaştım ve de saçlarına uyguladığı bakım kürüyle. Pek çok sitede, forumda, blogda bu tarz kürler var. Fakat bu kürün ilgimi çeken yanı hem deneyen biri tarafından yazılmış olması hem de kontesce nin bakım öncesi ve sonrası saçlarının fotoğrafını eklemesi oldu. Bir de malzemelerinin kolaylığı. Hem her yerde bulabileceğimiz hem de hesaplı bir kür.

Kürün içeriği,
- Sinameki
- Tatlı Badem Yağı
- Bemiks Ampul

Sinameki ve tatlı badem yağını aktardan, bemiks ampulü de eczaneden kolaylıkla bulabilirsiniz.

Yapmanız gerekenlerse,
- Bir tutam sinamekiyi kaynatıp ılık hale gelene kadar bekletiyorsunuz
- Ilıdıktan sonra bir kaba alıyorsunuz
- Daha sonra üzerine 1 ampul bemiks ve şişesinin kapağı kadar tatlı badem yağını ekliyorsunuz.


Bu karışımı saçlarınıza uygulayıp eğer vaktiniz varsa 4-5 saat saçınızda bekletiyorsunuz. İlk başta 5 saat bana çok uzun bir süre gibi gelmişti, fakat eğer vakit ayırabiliyorsanız mutlaka bekleyin derim

Haftada bir uyguladığınız küre 8 hafta sonunda da 2 hafta ara veriyorsunuz. Ben 4 haftadır uyguluyorum ve oldukça memnun kaldığımı söyleyebilirim.

Eğer daha detaylı bilgi edinmek isterseniz Kontesce'nin uzunca bilgi verdiği yazısı için buraya ;)


30 Mart 2013 Cumartesi

Kelebeğin Rüyası

Sınav stresini atmak adına ne zamandır izlemek istediğim Kelebeğin Rüyası'na gittim. Hemen söylemeliyim ki geç bile kalmışım izlemek için. İyi ki vizyondan çıkmadan gitmişim dedim.

İlk olarak filmin konusundan bahsedeyim biraz. Filmde 2. Dünya Savaşı sırasında Zonguldak'ta yaşananlar anlatılıyor. Yönetmenliğini Yılmaz Erdoğan'ın yaptığı filmin başrollerini ise Muzaffer Tayip Uslu karakteri ile Kıvanç Tatlıtuğ ve Rüştü Onur karakteri ile de Mert Fırat paylaşıyor. Bir de rollerini ustalıkla yerine getiren Belçim Bilgin (Suzan Özsoy) ve Farah Zeynep Abdullah (Mediha Sessiz) var.


Bir yanda mükellefiyet kanunu ile madende çalıştırılan işçiler... Yoksulluktan, hastalıktan, açlıktan kırılan... Bir yanda ise zevk, sefa, bolluk içinde eğlenen uçurumun diğer kısmı... Balolar, üst düzey okullar, kıyafetler...





Ve bir de iki genç şair. Hem madende çalışan hem o dönem Zonguldak'ın büyük korkusu veremle savaşan hem de şair...





Öyle içime işleyen bir film oldu ki Kelebeğin Rüyası. Her şeyden önce senaryo. Ve tabii tüm bunu destekleyen oyuncular, dekor, kostümler... Elbette bir de şiirler... Yaşananların gerçek olması insanın içini en çok burkan şey. Ve tüm bunlar öyle güzel, öyle derin yansıtılmış ki.

Fakındayım tüm yazı övgülerle geçti. Ama gerçekten fikir sahibi olabilmeniz için izleyip sizin de o duyguları hissetmeniz gerek.

Bu arada ister istemez bir şiir sevgisi uyandırdı film içimde. Tüm dizeler öyle yerli yerinde ve insanın içine içliyor ki. Yeri geldiğinde gülümseten, yeri geldiğinde iç burkan...

Benim hala etkisinde olduğum bir film oldu Kelebeğin Rüyası. Benden öneri, eğer hala gitmediyseniz elinizi çabuk tutun derim :)

29 Mart 2013 Cuma

Kitap Kurdu Böjük'ten Gelen Hediyelerim




Geçenlerde çok güzel bir çekiliş kazanmıştım. Bu sonuçla çekilişler konusundaki şanssızlığımı da yendiğimi düşünüyorum hatta :) Kitap Kurdu Böjük'ün çekiliş hediyesi en çok satanlar listesinden iki kitaptı. Ben de ne zamandır okumayı isteyip bir türlü alma fırsatı bulamadığım Uçurtma Avcısı ve Bin Muhteşem Güneş'i seçtim.


Dün eve geldiğimde sürpriz bir paketle karşılaştım. Kutuyu açar açmaz çok güzel bir hediye paketi çıktı içinden. Onun içinden de bu güzellikler :) Sadece kitaplarla kalmamış yanına çok şık bir defter, tatlı mı tatlı bir kitap ayracı ve renkli de bir kalem eklemiş Nur. Hepsine ayrı ayrı bayıldım. Kendisine çok çok teşekkür ediyorum bu özenli, çok güzel hediyeler için. Hepsini severek kullanacağım :)





24 Mart 2013 Pazar

Oh Be !

Şu sınavı atlattım ya, yük kalktı üstümden.

Huzurluyum... Ve çalışmak için azimli, moral sahibi :)

16 Mart 2013 Cumartesi

Doğu'dan Uzakta ~ Amin Maalouf

'Kitap Kardeşliği' etkinliğinin mart ayı kitabı ''Doğu'dan Uzakta''ydı. Bir çırpıda biten bir kitap oldu Doğu'dan Uzakta. Keşke dedim Amin Maalouf'un kitaplarıyla daha önce tanışsaymışım. Bu etkinlik özellikle bu ay açısından çok faydalı oldu benim için.

İç savaş yüzünden birbirlerinden kopup dünyanın farklı yerlerine dağılan arkadaşların hikayesini anlatıyor kitap. Her biri farklı bir kişilik. Hepsinin ayrı bir hikayesi var. Tüm bunlar derinliği büyük hikayeler. Adam da bunlardan biri. Amin Maalouf bu karakterle biraz da kendi yaşamından bahsetmiş.

Adam bir gün 'geçmiş arkadaş'ından beklenmedik bir haber alıyor. Ve geri dönüşün hikayesi burada başlıyor. Yıllardır görmediği ülkesine gitme fırsatını yakalıyor bu ani haberle. Bundan sonra da Adam ve arkadaşlarının ülkelerinden kopuşlarını, geçmişle olan yüzleşmelerini okuyoruz.

Gerek konusu gerek kahramanlar, yazarın anlatımı... hepsi güzeldi de içime sinmeyen tek yan kitabın sonu oldu. Sanki beklenmedik bir son yaratmak amacıyla yapılmış izlenimi verdi bana. Şaşırttı, içime sinmedi. Yine de geneliyle ele alındığında okumanızı tavsiye edeceğim bir kitap Doğu'dan Uzakta.

4 Mart 2013 Pazartesi

Yüzyıllık Yalnızlık ~ Gabriel Garcia Marquez

Yüzyıllık Yalnızlık 'Kitap Kardeşliği' etkinliğinin şubat ayı kitabıydı.

Eserin konusu Buendia ailesinin kuşaklar süren çetrefilli yalnızlık hikayesi. Nesiller boyunca bir kısır döngü etrafında devam ediyor bu yalnızlık. İlk başlarda biraz sıkıldım aslında, yani konu yavaş ilerliyormuş gibi geldi. Fakat yarıyı geçtikten sonra olaylar sarmaya başladı. Bu yüzden güzel fakat sabırla okunması gereken bir kitap.

Kitabın başında her ne kadar soy ağacına yer verilmiş olsa da isimler öyle kafa karıştırıyor ki. Fazlaca Arcadio ve Aureliano var çünkü. Ailedeki erkeklere verilen tüm isimler bu iki isimden ibaret. Bu yüzden uzun süre boyunca sürekli soy ağacına bakma gereksinimi duydum. Ailenin bu isimlerle de birlikte gelen değişmez bir kaderi var. İçine kapanık Aurelianolar ve iri yapılı, güçlü Arcadiolar. Bu isimleri alanlar mutlaka bu özellikleri taşıyor.

Tüm bu hikaye Macondo'da geçiyor. Kasabayı Jose Arcadio ve eşi Ursula kuruyor. Bu kasaba, herkesin uyum içinde yaşadığı, ölümün hiç uğramadığı bir yer. Fakat bu tabii ki böyle sürüp gitmiyor ve bir müddet sonra Macondo da diğerlerinin işgaline uğruyor. Kasabanın geçirdiği büyük değişimi okuduğunuzda siz de göreceksiniz.

Eserin dikkatimi çeken bir diğer yanı ise fazlaca ensest ilişkilerin göze çarpması, ailedeki farklı bireylerin aynı kadından(Pilar Ternera) olan çocukları...

Bir de oldukça fantastik olaylar var kitapta yer alan. Ama yazar bunları bile gerçeklikle yansıtmış. Bir diğer özellik ise yazarın bu boyuttaki bir kitaba bu kadar olay ve kişi sığdırması. Bu da eseri oldukça yoğun içerikli hale getirmiş.

Kitabı açıkçası bayılarak okuduğumu söyleyemem fakat yine de okuduğuma pişman değilim :)

25 Şubat 2013 Pazartesi

Kitap Kardeşliği

''Kitap Kardeşliği ile Her aya Bir Kitap''

Özellikle kitap içerikli etkinliklerden çok hoşlandığım halde bu yılki yoğunluğumdan dolayı, bir kısıtlama hissetmemek için pek katılamıyorum. Fakat bu sefer oldukça güzel bir etkinlik karşıma çıktı karşıma. Ben de katılmadan edemedim. Şimdi biraz bahsedelim bakalım bu etkinlikten.

Stylopunk blogunun sahibi felsedeb okuma tutkunları için harika bir etkinlik başlattı: ''Kitap Kardeşliği''. Her aya bir kitap. Önceden bir kitap belirleniyor. Siz ayın ilk gününe kadar kitabınızı alıp kenara koyuyorsunuz ve ayın ilk günü etkinliğe katılan herkesle birlikte kitabı okumaya başlıyoruz. Kitabı bitirmek için son gün ise ayın 15'i.

Felsedeb in bu etkinlik için özel olarak açtığı bir de Kitap Kardeşliği blogu var. Etkinlik ile ilgili bilgilere buradan da ulaşabilirsiniz.

Instagram üzerinden başlatılmış bir etkinlik aslında bu. Instagram hesabı olanlar için de ayrı bir eğlenceli. Kitabınızı, okuma hallerinizi eklemek hem kendiniz hem diğer etkinliğe katılanlar için oldukça güzel oluyor. Ben instagram kullanmadığım için blogumla katıldım etkinliğe. Siz de isterseniz blogunuz, isterseniz instagram, twitter, facebook hatta vikitap hesabınızla bile katılabilirsiniz etkinliğe.

Aslında mart, etkinliğin ikinci ayı. Fakat ben blogumda paylaşmakta geç kaldım. Ama hiç merak etmeyin. Mart ayı etkinliği sizi bekler :) Geçen ayın kitabı Gabriel Garcia Marquez'in ''Yüzyıllık Yalnızlık'' kitabıydı.
Biraz geç kaldım sanırım ama en yakın zamanda kitap hakkındaki yorumlarımı burada paylaşacağım.

Gelelim mart ayının kitabına: Amin Maalouf'tan Doğu'dan Uzakta. Amin Maalouf sürekli aklımda olmasına rağmen henüz hiçbir kitabını okuyamamış olduğum bir yazar. O yüzden bu çok güzel bir fırsat oldu benim için. Kitabımı aldım 1 Mart'ı bekliyorum.

Siz de katılmak isterseniz elinizi çabuk tutun, Mart ayı etkinliğini kaçırmayın derim :))

20 Şubat 2013 Çarşamba

Colditz

Geçenlerde tv de karşıma çıktı bu film. İlgimi çekince izlemeye başladım. Film 2. Dünya Savaşı konulu toplama kamplarından bahseden filmlerden.

Colditz, 2. Dünya Savaşı'nda Almanların kaçmanın imkansız olduğu bir kampı. Filmde bu kampta esir edilen İngiliz bir genç anlatılıyor. Bir savaş filminin hareketliliğinden ziyade aşk daha ön planda. Jack esir kampına düşüyor ve orada sevgilisinin onun öldüğünü zannettiğini ve arkadaşıyla birlikte olduğunu öğreniyor. Ve bunun üzerine o kamptan kesinlikle kaçması gerektiğini kafasına koyuyor. 


Uzun lafın kısası öneririm, izlemekten pişman olmayacağınızı düşündüğüm bir film..
O değil de bu filmde beni en çok etkileyen sanırım Jason Priestley oldu.



Bu kısımdan sonrası bir miktar spoiler içerir..

-----------------
Jack için zaten diyecek bir şey yok. Filmin çoğu bu çocuğa ne olacak, büyük ihtimal kavuşurlar diyerek geçti.
Bütün film boyunca izleyenlerin çoğu gibi Mc Grade'den nefret edip, Lizzie'nin de bir aptal olduğunu düşündüğümü söylesem kabalık etmiş olacağımı düşünmüyorum. İnsanın sevgilisinin öldüğünü zannedince gidip başkasıyla birlikte olması, üstüne de kısa sürede evlilik kararı alması pek de doğal değil. Hele Mc Grade'in öldüğü sahnede üstüne kapanması, olaydan sonra Jack'le bir süre görüşmemesi. Gerçi sonunda Jack de bu konuda bir şey söylemeyip, üstüne Lizzie'e de söyletmeyip mutlu sonla bağladılar.
------------------

Postcrossing -2-


Rusya

İlk kartın mutluluğunu yaşarken hemen ardından ikincisi geldi :)

18 Şubat 2013 Pazartesi

Postcrossing -1-



Japonya

İlk kartpostalımı aldımmmm :)
Şimdi anladım postcrossing in ne mükemmel bir şey olduğunu.
Kartpostal elime ulaştığında hissettiğim heyecan gerçekten çok güzel :)

28 Ocak 2013 Pazartesi

Uyumamak İçin

Çok uzun zamandır erkenden uyumamak için uğraş veriyorum. Sabah yorulunca geceleri de erkenden uykum geliyor. Hal böyle olunca hem hazırladığım programı yetiştiremiyorum, hem de aşırı geriliyorum bu yüzden. Yine de pes etmeyip her gece uğraş veriyorum. Bunlar da hepinizin bildiği basit uyumama formüllerim :))




Çay en büyük destekçilerimden biri. Bir süre önce günde en fazla bir bardak içen ben, şimdi tiryaki oldum diyebilirim. Özellikle yemekten sonra masanın 
başına oturup arka arkaya 3-4 bardak... İşe yaradığını düşünüyorum kendi adıma.















Enerji içeceğinin pek de faydası olduğunu söyleyemem. Yani 2-3 kez denememe rağmen işe yaradığını hissetmedim şimdiye kadar. Belki psikolojik olarak dersin başında durmamı sağlamıştır :))












Faydasını çok gördüğüm içeceklerden biri de nescafe. Fakat kendisi uykuyu açmaktan ziyade, eğer ortalama saat 11-12 ye kadar uyanık kalabilirsem, o saatten sonra uyanık ve dinç kalmam konusunda işe yarıyor.













Yine en büyük destekçilerimden biri Türk kahvesi. Akşam yemeğinden kısacık bir süre sonra ağırlık çökmesin, uyku basmasın diye. Yenilerde alışkanlık haline getirdim kahveyi. Çok da faydası oldu.










Odanın fazla sıcak olması bağ ağrısı ya da uykuya neden olabiliyor bazen. O zaman hemen pencereyi açıp odaya soğuk havanın girmesini bekliyoruz.


(Son iki resim için google görsellerden idare edeceksiniz artık :)) )








Gözlerinizin kapanmaya başladığını hissettiğiniz an hemen banyoya koşup soğuk suyu yüzünüze çarpıyorsunuz :)








Yazının sonunda çoğunlukla içeceklerden faydalandığımı fark ettim :))
Aslında tüm bunlar kendimiz istemedikten sonra hiçbir fayda sağlamayan şeyler. Son zamanlarda sürekli çok fazla uyumaktan yakınıyordum. Ve tek yaptığım yarım saat uykum geldi diye şikayet edip yatmaktı. Sanırım uykusu gelen tek kişinin ben olduğumu ve gece yarılarına kadar çalışan diğerlerinin özel bir yeteneği olduğunu falan düşünüyordum :D En azından artık zorluyorum kendimi. Her seferinde sınav sonrasını düşünüp motive olmaya falan çalışıyorum. Alışmam lazım yoğun çalışmaya, ilk sınavdan sonra çok kısa bir süre kalacak ve çok daha çabuk geçecek zaman.

Başka bir öneriniz varsa hiç beklemeden yazın sizde :))

27 Ocak 2013 Pazar

Güzel Olmaz Mıydı :)




Sizce de bu masada çalışmak çok güzel olmaz mıydı :)