30 Mart 2013 Cumartesi

Kelebeğin Rüyası

Sınav stresini atmak adına ne zamandır izlemek istediğim Kelebeğin Rüyası'na gittim. Hemen söylemeliyim ki geç bile kalmışım izlemek için. İyi ki vizyondan çıkmadan gitmişim dedim.

İlk olarak filmin konusundan bahsedeyim biraz. Filmde 2. Dünya Savaşı sırasında Zonguldak'ta yaşananlar anlatılıyor. Yönetmenliğini Yılmaz Erdoğan'ın yaptığı filmin başrollerini ise Muzaffer Tayip Uslu karakteri ile Kıvanç Tatlıtuğ ve Rüştü Onur karakteri ile de Mert Fırat paylaşıyor. Bir de rollerini ustalıkla yerine getiren Belçim Bilgin (Suzan Özsoy) ve Farah Zeynep Abdullah (Mediha Sessiz) var.


Bir yanda mükellefiyet kanunu ile madende çalıştırılan işçiler... Yoksulluktan, hastalıktan, açlıktan kırılan... Bir yanda ise zevk, sefa, bolluk içinde eğlenen uçurumun diğer kısmı... Balolar, üst düzey okullar, kıyafetler...





Ve bir de iki genç şair. Hem madende çalışan hem o dönem Zonguldak'ın büyük korkusu veremle savaşan hem de şair...





Öyle içime işleyen bir film oldu ki Kelebeğin Rüyası. Her şeyden önce senaryo. Ve tabii tüm bunu destekleyen oyuncular, dekor, kostümler... Elbette bir de şiirler... Yaşananların gerçek olması insanın içini en çok burkan şey. Ve tüm bunlar öyle güzel, öyle derin yansıtılmış ki.

Fakındayım tüm yazı övgülerle geçti. Ama gerçekten fikir sahibi olabilmeniz için izleyip sizin de o duyguları hissetmeniz gerek.

Bu arada ister istemez bir şiir sevgisi uyandırdı film içimde. Tüm dizeler öyle yerli yerinde ve insanın içine içliyor ki. Yeri geldiğinde gülümseten, yeri geldiğinde iç burkan...

Benim hala etkisinde olduğum bir film oldu Kelebeğin Rüyası. Benden öneri, eğer hala gitmediyseniz elinizi çabuk tutun derim :)

29 Mart 2013 Cuma

Kitap Kurdu Böjük'ten Gelen Hediyelerim




Geçenlerde çok güzel bir çekiliş kazanmıştım. Bu sonuçla çekilişler konusundaki şanssızlığımı da yendiğimi düşünüyorum hatta :) Kitap Kurdu Böjük'ün çekiliş hediyesi en çok satanlar listesinden iki kitaptı. Ben de ne zamandır okumayı isteyip bir türlü alma fırsatı bulamadığım Uçurtma Avcısı ve Bin Muhteşem Güneş'i seçtim.


Dün eve geldiğimde sürpriz bir paketle karşılaştım. Kutuyu açar açmaz çok güzel bir hediye paketi çıktı içinden. Onun içinden de bu güzellikler :) Sadece kitaplarla kalmamış yanına çok şık bir defter, tatlı mı tatlı bir kitap ayracı ve renkli de bir kalem eklemiş Nur. Hepsine ayrı ayrı bayıldım. Kendisine çok çok teşekkür ediyorum bu özenli, çok güzel hediyeler için. Hepsini severek kullanacağım :)





24 Mart 2013 Pazar

Oh Be !

Şu sınavı atlattım ya, yük kalktı üstümden.

Huzurluyum... Ve çalışmak için azimli, moral sahibi :)

16 Mart 2013 Cumartesi

Doğu'dan Uzakta ~ Amin Maalouf

'Kitap Kardeşliği' etkinliğinin mart ayı kitabı ''Doğu'dan Uzakta''ydı. Bir çırpıda biten bir kitap oldu Doğu'dan Uzakta. Keşke dedim Amin Maalouf'un kitaplarıyla daha önce tanışsaymışım. Bu etkinlik özellikle bu ay açısından çok faydalı oldu benim için.

İç savaş yüzünden birbirlerinden kopup dünyanın farklı yerlerine dağılan arkadaşların hikayesini anlatıyor kitap. Her biri farklı bir kişilik. Hepsinin ayrı bir hikayesi var. Tüm bunlar derinliği büyük hikayeler. Adam da bunlardan biri. Amin Maalouf bu karakterle biraz da kendi yaşamından bahsetmiş.

Adam bir gün 'geçmiş arkadaş'ından beklenmedik bir haber alıyor. Ve geri dönüşün hikayesi burada başlıyor. Yıllardır görmediği ülkesine gitme fırsatını yakalıyor bu ani haberle. Bundan sonra da Adam ve arkadaşlarının ülkelerinden kopuşlarını, geçmişle olan yüzleşmelerini okuyoruz.

Gerek konusu gerek kahramanlar, yazarın anlatımı... hepsi güzeldi de içime sinmeyen tek yan kitabın sonu oldu. Sanki beklenmedik bir son yaratmak amacıyla yapılmış izlenimi verdi bana. Şaşırttı, içime sinmedi. Yine de geneliyle ele alındığında okumanızı tavsiye edeceğim bir kitap Doğu'dan Uzakta.

4 Mart 2013 Pazartesi

Yüzyıllık Yalnızlık ~ Gabriel Garcia Marquez

Yüzyıllık Yalnızlık 'Kitap Kardeşliği' etkinliğinin şubat ayı kitabıydı.

Eserin konusu Buendia ailesinin kuşaklar süren çetrefilli yalnızlık hikayesi. Nesiller boyunca bir kısır döngü etrafında devam ediyor bu yalnızlık. İlk başlarda biraz sıkıldım aslında, yani konu yavaş ilerliyormuş gibi geldi. Fakat yarıyı geçtikten sonra olaylar sarmaya başladı. Bu yüzden güzel fakat sabırla okunması gereken bir kitap.

Kitabın başında her ne kadar soy ağacına yer verilmiş olsa da isimler öyle kafa karıştırıyor ki. Fazlaca Arcadio ve Aureliano var çünkü. Ailedeki erkeklere verilen tüm isimler bu iki isimden ibaret. Bu yüzden uzun süre boyunca sürekli soy ağacına bakma gereksinimi duydum. Ailenin bu isimlerle de birlikte gelen değişmez bir kaderi var. İçine kapanık Aurelianolar ve iri yapılı, güçlü Arcadiolar. Bu isimleri alanlar mutlaka bu özellikleri taşıyor.

Tüm bu hikaye Macondo'da geçiyor. Kasabayı Jose Arcadio ve eşi Ursula kuruyor. Bu kasaba, herkesin uyum içinde yaşadığı, ölümün hiç uğramadığı bir yer. Fakat bu tabii ki böyle sürüp gitmiyor ve bir müddet sonra Macondo da diğerlerinin işgaline uğruyor. Kasabanın geçirdiği büyük değişimi okuduğunuzda siz de göreceksiniz.

Eserin dikkatimi çeken bir diğer yanı ise fazlaca ensest ilişkilerin göze çarpması, ailedeki farklı bireylerin aynı kadından(Pilar Ternera) olan çocukları...

Bir de oldukça fantastik olaylar var kitapta yer alan. Ama yazar bunları bile gerçeklikle yansıtmış. Bir diğer özellik ise yazarın bu boyuttaki bir kitaba bu kadar olay ve kişi sığdırması. Bu da eseri oldukça yoğun içerikli hale getirmiş.

Kitabı açıkçası bayılarak okuduğumu söyleyemem fakat yine de okuduğuma pişman değilim :)