30 Kasım 2013 Cumartesi

Yılbaşı Kartpostal Etkinliği



Yılbaşının gelmesine bir ay kaldı. Şimdiden yılbaşı alışverişlerini, etkinliklerini görmeye başladım. Ben de ne zamandır istediğim bir etkinliği başlatmaya karar verdim :)

Çocukluktan beri kartpostallara merakım vardı. Daha okumayı yeni öğrendiğimde akrabalarıma yılbaşında, bayramlarda kart yazmaya başlamıştım. Sonra hepimizin bildiği gibi kartpostal, mektupların yerini e-mailler, smsler almaya başladı. Yine de hala devam edenler var kartpostallaşmaya. Bunlardan bir örnek de postcrossing olayı mesela.

Hem kartpostal olayını canlandırmak hem de biraz nostalji olsun diye yılbaşında böyle bir etkinliğe ne dersiniz :)

Katılım için son gün 15 Aralık.
16 Aralık tarihinde de eşleştirmeleri yapar, kartpostal göndereceğimiz kişileri belirleriz.

Katılmak için yapmanız gereken tek şey bu yazının altına katılmak istediğinize dair yorumunuzu bırakmak.
Dilerseniz etkinliğe katılımın artması için etkinliği
blogunuzda da paylaşabilirsiniz.

(:


Etkinliğe instagramdan da katılımlar olduğu için blogu olmayıp instagram kullanıcısı olan katılımcılarımız da var. Eşleşeceğiniz kişinin özellikle blog sahibi olmasını isterseniz belirtebilirsiniz. Kura çekerken bu isimleri kuraya ayrı şekilde ekleyebilirim :)

26 Kasım 2013 Salı

Beyaz Diş ~ Jack London

Yıllardır okumayı düşündüğünüz ama başka kitaplardan sıra gelmeyen kitaplarınız vardır ya hani. İşte Beyaz Diş de onlardan biriydi benim için. Jack London bu kitapta bir kurt köpeğinin gözünden yaşamı, onun hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. İnsanların hayvanlara olan yaklaşımı, onlara çektirdiği işkenceler, gösterdiği büyük sevgiler... Hem en vahşi hem de sevgi dolu yönleriyle.

Yarı kurt yarı köpek olan Beyaz Diş doğanın vahşi ortamından ayrılarak insanların hayatına karışıp onlarla birlikte yaşamaya başlıyor. Karşılaştığı sevgisizlik yüzünden vahşi bir yaratığa dönüşünce kendisinden başka kimseye güvenmemeye başlıyor. Ta ki ona sevgiyle yaklaşıp içinde yatan uysallığı, sevgiye olan açlığı ortaya çıkaran sahibiyle tanışana kadar. Beyaz Diş'in tüm hırçınlığına rağmen büyük dostluğuna da tanık oluyoruz.

Kitaba başladığımda çok hızlı ilerleyemedim. Anlatıcı yönünden farklı bir kitap olmasıydı en büyük etken de. İlerledikçe daha içine çeken bir roman oldu. Anlatımın canlılığını, doğallığını, etkileyiciliğini fark ediyorsunuz çünkü.

Her yaşa, kitleye hitap eden bir eser Beyaz Diş. Zaten kitap klasikler arasında. Siz de henüz okumadıysanız kitaplığınızda yer verebilirsiniz.

15 Kasım 2013 Cuma

Benim Dünyam



Çoğunuz duymuşsunuzdur Benim Dünyam filminin Black filminden uyarlama olduğunu. Black uzun süredir izlemek istediğim bir filmdi. Ama onu izleyemeden Benim Dünyam'ın fragmanıyla karşılaştım. Bilmiyorum belki de bizim oyuncularımız olduğu için daha sıcak geldi bana. Eminim filmin orijinalini izlesem karşı da çıkabilirdim bu olaya. Pek çok eleştiri var bu konuda ama ben oyuncuları sayesinde izlemeye değer buldum Benim Dünyam'ı.

Öncelikle şunu belirteyim, film bittiğinde neredeyse herkes ağlamış halde çıktı sinemadan. Buna ben de dahilim.

Filmin konusuna gelirsek, Ela hem görme hem işitme engellidir. 8 yaşına kadar hiçbir şeyden haberi olmamıştır. Fakat ablasının da aynı geçmişe sahip olduğu Mahir Hoca ile tanıştığında hayat onun için yeni başlar. Mahir Hoca, Ela'ya en basit kelimeleri öğretmekten başlayıp onu üniversite hayatı ile tanıştırır. Film imkansız denen şeyin var olmadığını anlatıyor bize. Mahir Hocanın Ela'ya öğretmediği tek sözcük 'imkansız'.
Filmi izlerken içiniz burkuluyor, yüzünüzde hüzünlü bir tebessüm oluşuyor, boğazınız düğümleniyor.

Konunun çok iyi olduğu elbette tartışılmaz ama insanı en çok büyüleyen oyuncuların performansları. Özellikle Melis Mutluç, Uğur Yücel, Beren Saat.



Film, bittiğinde şunu sorgulatıyor size; Hayata hangi pencereden bakıyoruz? En ufak şeyleri büyütüyoruz,
hayattan tat almamak için birbirimizle uğraşıyoruz neredeyse. Oysa ki sahip olduğumuz her şey bizim için paha biçilemez mutluluklar. Bilsek ki görme ve işitme yetisi olmayan biri için tek bir kelimeyi öğrenebilmek bile büyük mutluluk. Her şeyi gözümüzde büyütüyoruz. Halbuki imkansız uzak bir kavram. İnandığımız zaman -başkaları inanmasa bile- başında bize zor görünen şeyleri bir bakmışız başarmışız bile.

Size vakit geçirtmenin yanı sıra düşündürmeye de sevk eden filmi ben beğendim :)

14 Kasım 2013 Perşembe

1. Çocuk ve Bilgi Güvenliği Kongresi


7-9 Kasım tarihleri arasında Çocuk ve Bilgi Güvenliği Derneği'nin düzenlediği Ankara Üniversitesi'ndeki kongrenin son oturumuna katılma şansım oldu.

Çocukların hazırladığı proje sunumlarının birkaçına ve Prof. Dr. Resmiye Oral'ın konuşmasına katılabildim. Sunumlardan bahsedecek olursak oldukça etkileyiciydi benim için. O yaştaki çocukların internet güvenliği denen bir konudan haberdar olması, bu konuda nasıl davranılması ve neler yapılması gerektiğini bilmeleri, topluluk karşısında kendilerini anlatmalarındaki kabiliyetleri... Hepsi oldukça güzeldi ve bir yetişkinin sunumu havasındaydı.

Öğleden sonra ise birkaç kola ayrılan halk oturumları vardı. Prof. Dr. Resmiye Oral'ın konuşmasını dinlemek için genç ve çocuk oturumuna katıldık. Fakat bu konuda küçük bir sıkıntı oldu. 10 yaşındaki çocuğun katılacağı oturum da, bir üniversite öğrencisinin katılacağı oturum da ortaktı. Bu yüzden konuşmanın düzeyi biraz daha basit hale geldi. Yine de ilk defa bir konuşmasına katıldığım Resmiye Oral'ı dinlemek ve ondan bir şeyler öğrenebilmek oldukça keyifliydi.

Kongrenin düzenlenmesi oldukça yararlı olmuş, fakat bir şey fazlasıyla gözüme çarptı. Hem bulunduğum sunumlarda hem de oturumlarda katılım öylesine azdı ki. Salonun neredeyse üçte biri doluydu. Bunda etkinlik duyurusunun geniş bir kitleye yapılmamış olmasının da etkisi olabilir belki.

İnternet güvenliğinden bahsedecek olursak da bunun şu an başlı başına bir konu olduğu herkes tarafından biliniyor artık. Ebeveynler sırf kendileri dinlenebilmek, çocuklarıyla uğraşmamak için onları bilgisayarın başında saatlerce bırakabiliyor. Bu durum öyle bir hale geliyor ki bağımlılık yaratıyor belli bir noktadan sonra. Hatta bu sosyal ortamın içine doğan çocuklar bilgisayar dışında kendilerine vakit geçirtecek şeyler bilmiyorlar, bulamıyorlar.Etrafınıza bir bakın, öyle çok çocuk göreceksiniz ki karşınızda böyle. Tabi durum o kadar da kötü değil. Bunların yanı sıra bilinçli aileler de var.

İleride daha büyük sıkıntılarla karşılaşmamak için hem internet bağımlılığı hem de bilgi güvenliği konusunda daha da geç olmadan tedbirler almalıyız.