30 Aralık 2014 Salı

Yeni Yıl Dilekleri

2014'ün bitmesine saatler kala bir 'Yeni Yıl Dilekleri' yazısı da benden :)


2015'ten isteklerim,

- Öncelikle dopdolu bir yıl olsun. Bittiğinde ne çok şey yapmışım diyebileyim.

- Bol bol kitap okuyayım. Kitaplığımdaki okumadığım tüm kitapları bitireyim.

- 2-3 yıldır sabitlenip kalmış, fazla olduğunu düşündüğüm o 5 kiloyu artık vereyim.

- Sporu düzenli hale getireyim.

- Bir de okul hayatı var tabii. Bol A'lı bir transkript gelsin.

- İçerisinde olduğum, olacağım, hiç aklımda olmayan bir sürü projeyi başarıyla bitireyim.

- Bu yaz hayatımın en harika tatilini yapayım.

- Arkadaşlarıma daha çok vakit ayırabileyim.

- Bu yılın tembelliğini üstümden atıp her işimi günü gününe yapabileyim.

- İç huzurumun hiç eksilmediği, sağlıklı, neşe dolu, musmutlu bir 2015 olsun :)


Benim 2015'ten dileklerim şimdilik bu kadar. Seviyorum böyle bir kenara yazmayı. Yıl bittiğinde dönüp neleri başarabildiğime bakmak hoşuma gidiyor :)

Herkese bol gülümsemeli Mutlu Yıllar !

18 Aralık 2014 Perşembe

Mart Menekşeleri ~ Sarah Jio

Sımsıcak bir kitap. Bir o kadar sıcak da yazarı. Henüz Sarah Jio ve kitapları ile tanışmadıysanız en yakın kitapçıya gidip bir kitabını edinin :)

Kitaplarını okumadan önce bir ön yargım vardı. Her kitapçıda, avm de bulunan popüler romanlardan, kapağı süslü, içi boş kitaplardan olmasından korkuyordum. O yüzden pek ilgilenmemiştim. Sonra okuduğum kitap yorumları fikrimi değiştirmeye başladı ve yazarın üç kitabını birden aldım ve hepsi de bir çırpıda bitiverdi.

Kitabın konusuna gelirsek;
Yazar Emily, kocasının kendisini aldattığını öğrenince yengesi Bee'nin yanına, Bainbridge Adası'na gider. Mart ayını orada geçirmeye karar verir. Yengesinin evinde, kaldığı odanın çekmecesinde 1943 yılına ait bir günlük bulur. Kendini tutamayıp gizlice okumaya başlar ve bir aşk hikayesiyle ailesinin sırlarına tanık olur.

Kitapta geçmişe dönüşlerle dokunaklı bir aşk hikayesini, bir ailenin gizemli öyküsünü, Emily'nin yeniden başlayan hayatını okuyorsunuz. En güzel yanlarından biri de geçmişe dönüşlerle bugünkü kişiler arasında bağlantı kurma. En çok bu özellik sayesinde, kitap son ana kadar okurunu ayakta tutuyor bence. Aynı anda iki farklı kuşağı düşünüyor, ikisinin aşkını okuyor, her biri için ayrı sevinip üzülüyorsunuz.

Sade dili, sürükleyici anlatımı ve kurgusuyla beğendiğim bir kitap oldu.

Sarah Jio ile tanışmanız için iyi bir karar Mart Menekşeleri :)

11 Aralık 2014 Perşembe

Sonuncu ~ Tahsin Yücel

Büyüklüğü nedeniyle kimsenin dikkatinden kaçmayan bir kitap 'Serencam'. Selami Bey'in hayattaki tek amacı. Yazılması yaklaşık kırk yıl sürmüş, baskısı tek olan, 27 bin sayfa, kimsenin başından sonuna okuyamadığı kitap. Bazen birileri sadece kitabın boyutunu görmek için geliyor, bazen de kitabı bitirmek için başına ciddiyetle geçenler oluyor.

'Sonuncu' aslında Serencam'ın yazılış öyküsü diyebiliriz. Sadece yazarını da değil tüm aileyi etkiliyor yazılış öyküsü. Hatta sonraki kuşakları bile. Bazıları Serencam'ı Selami Bey'in için oyalanacağı bir oyuncak olarak görüyor. Bazıları ise yazın dünyasının en önemli yapıtı olacağını.

Serencam'ın yazılış serüveni pek kolay olmuyor tabii. Selami Bey yeri geliyor günlerce odasına kapanıyor. Ailesinin yanına bir dakika olsun çıkmıyor. Bazen takım elbiselerini giyip sabahın en erken saatinde Serencam'ının başına geçiyor.

Okurken belki siz de de aynı his oluşur. Kitabı neden okuduğunuzu, nereye varmak istediğini çözemiyorsunuz bazen. Sürekli bir beklenti hali. Bu kitap saçma mı yoksa çok mu derin, soruları arasında gidip gelmeler. Bu yüzden şöyle düşünüyorum ki, 'Sonuncu' okurken değil asıl okuduktan sonra oldukça tartışılacak bir eleştiri romanı aynı zamanda.

Tahsin Yücel'in dili ise kusursuz. Aynı zamanda kitabı bitirdiğinizde bazı sözcükler de kazandırıyor size. Ancak romanı okurken beni rahatsız eden tek şey sık tekrarlara başvurulması oldu.

İlginç konusuyla bazı kitapseverlerin dikkatini çekebilir 'Sonuncu'.

8 Aralık 2014 Pazartesi

Yedi Sekiz ~ Deniz İrfan

Deniz İrfan ile tanışmam Kitap Ağacı sayesinde oldu. Gittiğim buluşmaya konuk yazar olarak katılmıştı yazar. Henüz kitabını okuyamamış, ama imzalatmıştım. Buluşmada henüz kitabı okumadığıma da, yazarı yeni tanıdığıma da hayıflanmıştım oldukça. Keyifli sohbetini dinleyince kitabı okumak daha zevkli oldu. Deniz İrfan kitaplarının farklı bir dili, kurgusu olan ve kesinlikle daha fazla tanınması gereken bir yazar.

Yedi Sekiz, doğu ve batı arasında ilerleyen bir roman. Deniz İrfan özellikle doğuyu, sanki o topraklardan biriymişçesine anlatmış. Halid, Alina ve Jason'ın ilginç hikayesinden bahsediyor bize yazar. Üçü de birbirinden tamamen farklı karakterler. Halid'in kötü kaderi, Alina'nın olağanüstü gücü ve Jason'ın masum aşkı. Doğuyla batının, biriyle ötekinin bitmek bilmeyen savaşı...

Kitaba başladığınızda etkileyici olay öyküsüyle sizi hemen içine çekiyor. Dil sade, anlatım akıcı, tempo kitabın sonuna kadar hep yüksek. Sonu ise çarpıcı.

Yedi Sekiz es geçilmemesi gereken bir kitap, hepinize öneririm :)

Alacaklılar


Tiyatro dolu günler devam eder sevgili okurlar :)

'Alacaklılar' August Strindberg'in eseri. Geçmişteki Gustaf ve şimdiki Adolf arasındaki Tekla'yı anlatıyor. Kadın erkek ilişkilerini konu alan eserde Tekla'nın hırsı, beklentileri, Adolf'un intikamı ve Gustaf'ın aşkı var.

Gelelim oyunun bende yarattığı izlenimlere,
Öncelikle koltuğa oturur oturmaz karşımda bulduğum dekor çok hoştu. O boydan boya pencereler, deniz manzarası, martılar, zevkle döşenmiş oda. Sonra Adolf (Çağrı Turan)'un sesi beni gerçekten çok etkiledi. Nasıl duru, akıcı, sakin bir ses tonu. Oyun ilerledikçe Gustaf (Boğaçhan Sözmen)'in mükemmel oyunculuğunun devreye girdiğini gördük. Sesindeki iniş çıkışlar, jest mimikler... Tekla (Gaye Alacacı) ise tam anlamıyla rolünü yansıttı bize.


Oyun bittiğinde kadın erkek ilişkilerine dair pek çok şey kaldı aklımda. Hatta izlediğim arkadaşımla oyun üzerinde iki gün arada bir konuştuk ve bahsedilenlerin günlük yaşamla ne k
adar çakıştığını fark ettik. Abla-küçük kardeş ilişkisi, kadının bazen erkeğin söylediği şeyi sırf o söyledi diye kabul etmeyişi... Pek çok ortak nokta takıldı kafamıza.

Konusuyla, oyuncularıyla gerçekten zevkle izledim 'Alacaklılar'ı. Sizlere de öneririm :)



''Bir türlü kapanmayan hesaplar soğuk yenen intikam yemekleri koyar masaya. Alacaklılar kapıya dayanır.''

30 Kasım 2014 Pazar

Senden Önce Ben ~ Jojo Moyes

'Senden Önce Ben' çok fazla konuşuldu. Yorumlarda kitabı okurken ağlamayan neredeyse yoktu. Haliyle duygu yoğunluğu yüksek olan bir kitap olacağını öğrenmiştik. Kitaptan beklenti de artmıştı.

Kitap hakkında bilgisi olmayanlar/okumayanlar için konusundan bahsedeyim biraz. Ana karakterlerimiz Will ve Lou.

Will motosiklet kazası geçirmesi ile hayatı tamamen değişir. Hiçbir şeyden zevk almayan, gergin, mutsuz birine dönüşür.

Lou, çok sevdiği işinden ayrılmak zorunda kalır ve yeni bir iş aramaya başlar. Karşısına hiç beklemediği bakıcılık işi çıkar. Fakat bu iş biraz farklıdır. Yapması gereken şey genç, yakışıklı fakat geçirdiği kaza nedeniyle aksi birine dönüşmüş Will'e yeniden yaşama umudu vermeye çalışmaktır.

'Senden Önce Ben' iki kişinin klasik aşk hikayesini anlatan kitaplardan biraz daha farklı. Yani aralarındaki ilişki bakımından daha çok sevgi, fedakarlık, bağlılık, güven üzerinde kurulu bir ilişkiyi anlatıyor.

Empatiyi yaşatma anlamında ise oldukça başarılı. Bir an olsun kendinizi Will'in yerine koyup 'Böyle bir şey yaşarsam ne yaparım, birine güvenebilir miyim, hayattan zevk almaya devam eder miyim?' sorularını soruyorsunuz kendinize. Bize ne kadar basit, sıradan gelen şeylerin bazıları için ne denli zor olabildiği geliyor aklınıza.

Bir de Lou'nun gözünden bakalım, onun yerinde olsam 'Böyle bir işe başlayabilir miydim, umudumu ne kadar koruyabilirdim, ilk başlarda yeterince sabır gösterir miydim?' gibi pek çok soru yer ediyor zihninizde.

Kitap, kesin bir dille savunduğunuz kararları sorgulatabiliyor, özellikle de son bölümlerinde.

Yorumlarda da bahsedildiği gibi duygu yüklü, aşka farklı bir açıdan bakan bir kitap 'Senden Önce Ben'. Okurken ben de pek çok düşüncemi sorguladım, üzüldüm, gülümsedim. Yalnız içime sinmeyen bir nokta vardı kitapta. Okurken sıkılmadım elbette, ama yazarın konuyu uzatmaya çalıştığı hissine kapıldım. Pek çok yerde kendini tekrarladığını fark ettim. Bu beni biraz rahatsız etti okurken.

Çok büyük beklentilere girmeden okursanız daha fazla seveceğiniz, size pek çok düşüncenizi sorgulatacak, pek çok duyguyu yaşatacak bir kitap 'Senden Önce Ben'.







29 Kasım 2014 Cumartesi

The Ultimate Book Tag



Kalemşörlük tarafından mim'lenmişim.
Hem de en keyiflilerinden :)


1)Arabada kitap okurken rahatsızlanır mısınız?

Aslında evet. Her zaman hadi kitap okuyayım der, 5-10 sayfadan sonra -gariptir ki- mide bulantısı yaşarım. Artık araba mı tutuyor nedir. O yüzden pek tercih etmiyorum.


2) Hangi yazarın tarzı tamamen senlik ve neden?

Ahmet Ümit. Bunun öncelikli nedeni tarz derken sadece polisiyeyi kastetmem değil. Pek çok polisiye yazar daha var. Ama Ahmet Ümit'in kendine has dili, üslubu her zaman sarıveriyor beni. Yeni bir kitabı çıktığında uzun zamandır görüşmediğim birine kavuşmuş gibi  hissediyorum kendimi. Yani tamamen yazara hayranlığıma bağlı benimki.


3) Harry Potter serisi mi yoksa Alacakaranlık Efsanesi mi? Cevabını desteklemek için 3 sebep belirt.

Alacakaranlık serisinden o zamanlar çok popüler oldu diye soğudum. Ne kitabını okuyabildim ne de filmlerini izleyebildim. Hala da sürüyor bu takıntım. Bilmiyorum okusam yorumlarım ne olur.

Harry Potter ise tabii aşina olduğum ama kitaplarını tamamen hakkıyla okuyamadığım bir seri. Ne zamandır içimde, mutlaka başından okuyup bitireceğim seriyi. Beğeni konusunda ise hiç kuşkum yok şimdiden.

Alacakaranlık konusunda bilgim olmadığı, Harry Potter'ın ise hakkını daha veremediğim için pek yorum yapamadım. Ama diyecek olursanız ki seç birini, şüphesiz Harry Potter.


4) Kitaplarını koklar mısın?

Hem de her elime aldığımda. Sadece kendi kitaplarımı da değil, kitapçılardakini, kütüphanedekini, arkadaşımın kitabını... En güzel koku bence kendisi. Tabii hepsi de aynı kokmuyor artık. Nerde o eski kitaplar. Hem de sarı sayfalı olanları.


5) Kitaplığındaki en ince kitap hangisi?

Kar Kelebekleri ~ Nusret Özcan
(68 sayfa)


6) Kitaplığındaki en kalın kitap hangisi?

Unutulan Kraliçe ~ Vanora Bennett
(782 sayfa)


7) İyi bir okuyucu olduğun kadar iyi bir yazar mısın? Geleceğinde yazarlık görüyor musun?

İyi bir yazarım diyemem kendime. Ama okumayı sevdiğim kadar yazmayı da çok seviyorum. Yazdıkça daha iyi hissediyorum kendimi. Geleceğimde yazarlık görüyorum da diyemem ama olsun çok isterim.


8) Daha önce okuyup nefret ettiğin bir kitabı verecek olsaydın hangisi olurdu?

Nefret ettiğin deyince bilemedim şimdi. Ama beni çok bunaltan kitaplar olmaz olur mu tabii. İlk aklıma gelen Fransız Süiti oldu. Bitirememiştim bile. Bir diğeri de yorumunu yeni yazdığım Zar Adam.


9) Harry Potter ya da Açlık Oyunları'na benzeyen ama daha az bilinen bir seri var mı?

Seri kitaplar konusuna çok hakim olmadığım için benim bildiğim yok.
(Açlık Oyunları'nı ise ayrı bir severim.)


10) Zombiler mi vampirler mi?

İkisini de seçemeyeeğim. Ne kitaplarda ne filmlerde ilgi duydum. Pas geçiyorum bu soruyu :)


11) Komple aşk romanı mı yoksa biraz aşk sahneleri karıştırılmış aksiyon romanları mı?

Popüler kitaplar sağolsun kaliteli aşk romanı bulmak zorlaştı. Aksiyonu ise her zaman severim zaten. Bu yüzden biraz aşk sahneleri karıştırılmış aksiyon romanları diyorum.



Ben de bu postu okuyan tüm kitapseverleri mimliyorum, Çok keyifliydi çünkü :)

Teşekkürler Kalemşor 
(:



28 Kasım 2014 Cuma

Aşk-ı Sükun & Her Kadın Hacer'dir ~ Nuriye Çeleğen


Nuriye Çeleğen ile bu kitap sayesinde tanıştım. Kitap, Hz.Hacer ekseninde Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'i de anlatıyor. Bir de Hz. İbrahim ve Hz. Sare'nin birbirlerine duydukları sevgi, fakat çocuksuzluk ile imtihan edilişleri. Sade, roman tadında ve öğretici bir anlatımı var Aşk-ı Sükun'un. Oldukça akıcı, bir günde bitirebilirsiniz.

Kitapta yüzeysel olarak bildiğim pek çok şeyi öğrenme fırsatım oldu. Hem de bilgiye boğmayan, akademik değil doğal bir dille. Zemzem'in hikayesi, Safa ve Merve tepelerine 7 kez gidip gelinmesinin nedeni, kurban ve ilk öğle namazının kılınması...

Bu bilgileri roman tadında öğrenerek hem daha çok his yaşadım hem de daha akılda kalıcı oldu.

Tam anlamıyla içime işleyen bir kitaptı Aşk-ı Sükun.

27 Kasım 2014 Perşembe

Canım Aliye Ruhum Filiz ~ Sabahattin Ali

Geç tanıştığım Sabahattin Ali'nin kitapları kısa sürede içine çekti beni. Canım Aliye Ruhum Filiz önce ismi, sonra kitap kapağıyla dikkatimi çekti hemen. İçinde anlatılanlarsa hepsinden güzel. Bu kez karşımızda daha sıcak bir Sabahattin Ali anlatımı var.

Kitapta karşımıza bir eş ve baba olarak çıkıyor Sabahattin Ali. Önce nişanlı, sonra eş olarak yazdığı mektuplar var. Biraz daha ilerlediğimizde de kızına yazdığı mektuplar. Kitabın güzel yanlarından biri de Sabahattin Ali'nin kaleminden çıkan mektuplara olduğu gibi, yazarın kendi yazısıyla da yer verilmesi. Böylece daha bir sıcak, daha içten olmuş kitap.

İyi ki hazırlanmış böyle bir kitap. Yazar olarak tanıdığımız Sabahattin Ali'nin aşka dair hislerine, kızına olan sevgisine birinci ağızdan tanık oluyoruz.

''Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku. Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz.''

Hızımı almışken yeni Sabahattin Ali kitaplarına o zaman :)

Pek Yakında!




Söz konusu Cem Yılmaz filmi olunca gitmemek olmaz. Hazır bayram tatili de varken bayramın son günü gittik 'Pek Yakında'ya. Cem Yılmaz denince aklıma ilk komedi filmi geliyor. Sanırım en çok da Fundamentals'de o kadar kahkaha attıktan sonra. Fakat 'Pek Yakında' fragmanını izledikten sonra biraz daha farklı bir film olacağı mesajını vermişti.

Biraz konusundan bahsedelim filmin. Zafer (Cem Yılmaz) önce filmlerde küçük rollerde görev alır. Fakat oyunculukta dikiş tutturamayınca korsan DVD işine girer. Bu iş aile hayatını etkiler ve karısı Zafer'den ayrılmaya karar verir. Her ne kadar iş hayatında başarılı olamasa da ailesini seven ve kaybetmek istemeyen Zafer, eski bir film projesini hayata geçirmeye karar verir. Böylece film hayatına yeniden geri dönecek ve ailesini geri kazanacaktır. Filmin projesinin ortaya çıkmasıyla başlıyor bütün hikaye.

Konusuyla, oyuncularıyla bende sıcak duygular uyandıran bir film oldu 'Pek Yakında'. Rolleriyle en dikkatle izlediğim kişiler ise Zafer Algöz ve Özkan Uğur'du. Çok yakıştırdım ikisini de oynadığı karaktere. Çok sevdiğim Ozan Güven'in dizi de oynaması da ayrı bir güzellik oldu benim için. Diğer hoşuma giden nokta ise oyuncuların filmde gerçek hayattaki kimliklerine gönderme yapmalarıydı. Bir ara da Yılmaz Erdoğan geldi kameranın karşısına küçük bir sürprizle. Gelelim filmde en aklımda kalan bölüme. 'Hatırla Sevgili' yıllarından beri bayılarak dinlediğim Mehmet Güreli'nin 'Kimse Bilmez' şarkısı çaldı filmde.

Tabii Cem Yılmaz olunca beklenti de bir o kadar yüksek oluyor. Daha tanıtımlarının çıkmaya başladığı zaman merak başlamıştı zaten. Durum böyle olunca filmden biraz eksik çıktım. Tam tatmin olamadım sanırım. Bir filmi aylarca bekleyip Cem Yılmaz'dan dram komedi arası bir film izleyince böyle oldu sanırım.

Cem Yılmaz seviyorsanız gidin izleyin tabi bu filmini de ama öyle çok büyük beklentilere de girmeyin derim.

Yüksek beklentiyle izlemeyince çok daha keyif alacağınız bir film 'Pek Yakında'.

25 Kasım 2014 Salı

Nereye

Ankara'ya geldiğimden beri kendime kızıyorum tiyatro alışkanlığı edinemedim diye. Sürekli programa bakıp hangisine gitsek diye düşünüyoruz arkadaşlarla. Sonra bakıyoruz başka bir plan yapılmış. Geçen günlerde (geçen dediğime bakmayın neredeyse 1 ay olmuş) son dakika kararıyla Şinasi Sahnesi'nde oynayan Ankara Devlet Tiyatrosundan 'Nereye' yi izlemeye gittik.

Nereye; savaş, ekonomik kriz nedenleriyle toprağını bırakıp kaçan mültecilerin hikayesini anlatıyor. Olay bir kamyonun arkasında geçiyor. Uzun süreli bekleyiş, azalan oksijen, tükenen sabır... Her birinin umudu, farklı beklentileri var. Kimi ticarete atılıp zengin olacak, kimi çocuğuna ölüm korkusunun olmadığı bir hayat sunacak, kimiyse sadece rahat nefes almak istiyor. Bu yüzden o dar kamyon arkasındaki tüm bekleyişleri. Tek tek hepsinin hayalini izliyoruz. Aynı zamanda yaşadıkları zülmü, çaresizliklerini. 

Tiyatronun en güzel yanı olayları tüm canlılığıyla, içinden izlemek. Oyuncular için zor bir yanı ise seyirciyi oyunun içine çekebilmek bence. Oyunda ben kendimi gerçekten olayların içinde hissedebildim. Dramı, çaresizliği yaşadım bir nevi. 

İnsana yaşadığı dünyayı sorgulatan bir oyundu 'Nereye'.

24 Kasım 2014 Pazartesi

Zar Adam ~ Luke Rhinehart


Uzun zaman kitaplığımda durdu Zar Adam ve okumaya başlayana kadar da hakkında hiç olumsuz yorum duymamıştım. Farklı bir kurgusu olduğu belliydi. Sürükleyici olacağı izlenimi vermişti bana. Güzel şeyler bekliyordum kitaptan.

Sayfalar gitgide ilerlemeye başladı. 50... 100... 150... Ben hala kitaba dair umudumu yitirmedim, şimdi olacak bir şeyler diyorum. Sonra bu umut yerini sıkıntıya bıraktı. Yarıda bırakmayayım diye savaştım resmen kitapla. Zar Adam fikrini bulmuşsun tamam süper, ama bir konu bu kadar mu sıkıcı işlenir, bir kitap kendini bu kadar mı tekrar eder.

Psikiyatrist olan Luke Rhinehart Zar Kuramı'nı geliştirir ve bunu kendinde, sonra da hastalarında uygulamaya başlar. Hiçbir etik ilkeye uymayan bu kuram gün geçtikçe daha çok ses getirmeye başlar. Zar Kuramı'nın mantığı, zarın her sayısı için seçenekler sunulması üzerine kuruludur. Bu seçenekler içinde yapmaktan hoşlandığımız şeyler olduğu gibi, hiç istemediğimiz şeyler de olabilir. Zar atılır ve gelen sayıdaki seçenek uygulanır. Zar Kuramını kullanan kişiler ileride bağımlı olarak her türlü kararını zara danışarak vermeye başlarlar. Zar onlar için artık bir meta değil, güç simgesidir.

Luke Rhinehart zarlara danışmasının bedelini ailesi, işi ve tüm hayatıyla öder. Buna rağmen Zar Kuramı'nı uygulamaktan vazgeçmez ve Zar Merkezleri açar. Bu merkezlerdeki kişiler her seferinde farklı bir kişiliğin rolüne girerler.

İçerikten bahsettikten sonra konunun farklı olduğu açık. Fikir gerçekten ilgi çekici ama kitap boyunca bir sonuç bekliyor ama cevap alamıyorsunuz. Zar Adam mükemmel olabilecekken kurgusuyla daha çok düşüş yaşamış bir roman oldu benim gözümde. Bitirene kadar deyimi yerindeyse canım çıktı. Benim önerim okumadan önce bir kez daha düşünün.

23 Kasım 2014 Pazar

Fincan Teyze'den Blogger Haritası





Fincan Teyze, birbirimize daha kolay ulaşabilmek, özellikle de aynı şehirdeki bloggerların buluşmalarını kolaylaştırmak amacıyla bir 'Blogger Haritası' oluşturmuş.

Sizin de listede olmak için yapmanız gereken tek şey 'Blogger Tanıtım Formu'nu doldurmak.

Katılmak isteyenler buraya o halde :)

22 Kasım 2014 Cumartesi

İncir Reçeli 2



İncir Reçeli'nin ilk filmi için beğeniler daha fazlaydı çevremde. İkinci filmine gidenler ise yine ilk filmi daha başarılı bulduklarını söyledi.

Benim içinse durum daha farklı. İlk filmde etkilendiğim yerler olsa da çok da beğenmemiştim. Madem ilkini izledik, ikinciye de gidelim dedik. Fragmanı izlediğimde bu sefer bizi farklı bir filmin beklediği belliydi. Yine de fazla bir beklenti içinde değildim.

Sonra film başlar başlamaz beni etkisi altına aldı. Öncelikle müzikler gerçekten çok güzeldi. Filmin unutulmaz replikleri vardı bir de. Tek başına bakınca belki sırıtıyor, her ne kadar anlamlı, farklı da olsa. Ama filmin içerisinde o sözler yerine öyle bir oturuyor ki. Daha ne denir ki deyip kalakalıyorsunuz. Ah bir de film çıkışı herkeste dövmeciye gitme isteği uyandıran o dövmeler. 

Film her duyguyu tattırdı bana. Acı, çaresizlik, aşk, huzur, mutluluk... Halil Sezai'yi daha çok beğendim ben bu filmde. Playlistim de hiç bulunmayan Halil Sezai'nin, tüm şarkılarını dinlemeye başladım hatta. Şafak Pekdemir'den de beklentimin üzerinde etkilendim. 

İlk filmden çok etkilenip beklentiyle ikinci filme gidenler belki pek memnun olmayabilir. Bir devam filmi gibi olmamış çünkü bence. Zaten bu ilk filmi izledikten sonra da anlaşılıyor.

Özetle, sevdiğim bir film oldu İncir Reçeli 2

21 Kasım 2014 Cuma

Ah Bu Ben


Blogger'a girmediğim gün yok belki. Hiçbir şey okumasam da mutlaka bir girip çıkıyorum. Ama ben şu sıralar yazamıyorum sevgili dostlar. Çok istiyorum, hep aklımda ama yazamıyorum. İçimde birikenler, okunan kitaplar, izlenen filmler, gidilen etkinlikler... Hepsi yığıldı bir yerde.

Bir yerinden başlamak lazım. Son zamanlarda neler yapıyorum, nasılım biraz ondan bahsedeyim o halde.

Ankara'daki en verimli dönemimi geçiriyorum. Hatta bir ara kendimi çok kaptırdım, yetişemedim bile hızıma.


 - Bu dönemin en güzel olayı olarak bir projeye kabul edildim, harika insanlarda tanıştım. Detayları yakın zamanda blogda.

 - Vizeleri atlattım geldim :)

 - En büyük isteklerimden biri olan işaret dili kursuna yazıldım, ama her seferinde bir şey çıktı, üst üste 4 derse giremedim. Yani yattı bu dönem de kurs işi.

 - Bu dönem ilk kez staj yapıyorum hayatımda. Ders kapsamında haftada yarım gün. Acemiliğimi üstümden atamasam da çok keyifli geçiyor :)

 - Şu sıralar olan en kötü şey ise bir hastalığa yakalandım ki sormayın. Neredeyse 3 hafta oluyor kurtulamadım gitti. Grip, öksürük derken ne ara bu kadar ilerledi. Doktor kontrolü, antibiyotikler, ilaçlar... Bir yandan sınavlar, etkinlikler derken iyice yorgun düştüm. Kolumu kıpırdatacak halim kalmadı. Sınavlarım da bittiğine göre bu hafta sonu kendime tatil verdim. 2 gün yatmayı planlıyorum.

 - Vizeler bittiğine göre staj çıkışı bir şehir dışı planım da var bir haftalığına.


Ben de durumlar böyle
(:


Bir de bu arada yaz gelsin artık.
Buralar çok soğuk.

23 Ekim 2014 Perşembe

Marcel Broodthaers'ın Sözcükler, Nesneler, Kavramlar sergisi Akbank Sanat'ta!

Belçikalı şair, heykeltraş, film yapımcısı ve sanatçı Marcel Broodthaers’ın işlerinin sergilendiği  Sözcükler, Nesneler, Kavramlar sergisi Akbank Sanat’ta açıldı.
20.yüzyılın en önemli sanatçılarından olan Broodthaers, 40 yaşına kadar sadece şiir ile ilgilenmiştir, satmayan  Pense-Bête şiir kitabının 50 kopyasını alçıyla kaplayarak okunamaz hale getirmiş ve kitabıyla aynı adı taşıyan Pense-Bête (Anımsatıcı) başlıklı ilk sanatsal eserini üretmiştir. Aynı sene, 1964’te; ilk sergisinin kataloğuna şöyle yazmıştır:  “Ben de bir şeyler satıp hayatta başarılı olamaz mıyım, diye düşündüm. Ne vakittir işe yarar, beş para eder bir tek şey yapmamıştım. 40 yaşına gelmiştim ... Ve nihayet aklıma, sahte, samimiyetten uzak bir şey icat etme fikri geldi; hemen işe koyuldum. Üç ay sonra, ortaya çıkan ürünü Galerie St Laurent’in sahibi Philippe Edouard Toussaint’e gösterdim. “İyi de, bu sanat” dedi Toussaint, “ve onu seve seve sergilerim”. “Anlaştık” dedim. Satılan bir eser olursa, Toussaint paranın %30’unu alacaktı. Öyle anlaşılıyor ki bu, standart anlaşma şartlarından biri; %75 alan galeriler bile var. Peki eser nedir, diye sorarsanız: Aslına bakılırsa, nesneler.” 
Marcel Broodthaers’ın  ilk sanat objesi Pense-Bête (Anımsatıcı)’i Akbank Sanat’ta görmeniz mümkün. Kavramsal sanatın en önemli isimlerinden olan Broodthaers, eserlerinde; yazılı dil kullanımı ve kelime oyunlarına sıklıkla yer vermiştir. Belçikalı sanatçı René Magritte ve Fransız şair Stéphane Mallarmé etkisi eserlerinde açıkça hissedilmektedir.
Belçika’nın popüler bir yemeği olan midyeler, yumurta kabukları, süt şişeleri gibi gündelik objelere yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. 289 yumurtadan oluşan 289 Oeufs, 20x13=260, 2x14=28, +1=1, = 289 Oeufs.
Müze, eser, sanatçı ve seyircisi arasındaki ilişkiyi irdeleyen birçok eser vermiş ve bu ilişkiyi derinlemesine sorgulamıştır. 1968 senesinde Brüksel’de kendi evinde, kavramsal bir müze olan Musée d'Art Moderne, Départment des Aigles (Modern Sanat Müzesi, Kartallar Bölümü)’i kurmuş, davetiyeler bastırıp açılış yapmıştır. Eser röprodüksiyonları, eser kutuları, kartpostallar, duvar yazılarının sergilendiği müzeye; 1968-1971 arasında farklı mekanlarda farklı bölümler de eklemiştir. Müzenin herhangi bir koleksiyonu yoktur, belirli bir lokasyonu yoktur. Eserleri, MOMA_New York, TATE Modern_Londra, Stedelijk Van Abbemuseum_ Eindhoven, Centre Pompidou _  Paris and MACBA_Barselona koleksiyonlarında yer almaktadır.
Sergi hakkında daha detaylı bilgi almak için www.akbanksanat.com sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

19 Ekim 2014 Pazar

Book Challenge Tag


Hayallerimde Saklı Gerçekler tarafından mimlendim
Yine kitaplarla ilgili olduğuna göre zevkli bir mim daha :)




1) İlk Hayranlığım

İlkokulun ilk yıllarıydı. Dayım Antalya'dan klasiklerin olduğu bir seri getirmişti. Kül Kedisi, Bremen Mızıkacıları, Yüzyıl Uyuyan Güzel...Rengarenk, çeşit çeşit kitaplar. Sonra nereye gitti o seri bilmiyorum. Ama ne zaman ilk kitaplarım dense o seri aklıma gelir.


2) Favori Serim

Çok fazla seri kitap okumuşluğum yoktur. Ama Açlık Oyunları serisinin bendeki yeri ayrı. Her bir kitabı birer günde okudum. Her ne kadar son kitaba yönelik eleştirilerim olsa da kurgusuyla, sürükleyiciliğiyle etkiledi beni Açlık Oyunları.


3) Favori Kitabım

Aslında beğendiğim pek çok kitap var. Ama diyemiyorum ki tek başına şu kitap en sevdiğim olanı. Ama aklıma 'İki Şehrin Hikayesi' geldi şimdi. Kitabın bendeki önemi, klasiklere olan önyargımı bu sayede kırmam.


4) Favori Erkek Karakterim

Ahmet Ümit hayranlığım ve her kitabında hoşuma giden yönü olarak Başkomiser Nevzat :)


5) Favori Kadın Karakterim

Soruyu okuyunca aklıma ilk Açlık Oyunları'nın baş karakteri Katniss geldi.


6) Favori Okuma Saatim

Okumayı daha çok tercih ettiğim günün belirli bir saati yok. Bu o günkü yoğunluğuma ya da kitabın akışına göre değişiyor. Yani haftasonu tüm gün boyunca kitap okuduğum da oluyor, en yoğun anımda bir yandan kitap okumaya çalıştığım da.



Yanıtlarken çok zevk aldığım bir mim oldu.
Mimi pek çok kişi yaptığı için özellikle birini mimlemiyorum. Görüp de hala yapmayan varsa hiç beklemesin :)

Teşekkürler Hayallerimde Saklı Gerçekler :)

13 Eylül 2014 Cumartesi

Kitaplığınızdaki En İyi 10 Kitap Kapağı





Uzunca bir aradan sonra mimlendim. Hem de Kitap Yorumları tarafından bu kitap dolu mim için :)

Bu mim'i diğer bloggerlarda okuduğumda ne kapaklar gördüm öyle. Sanki hepsi birer tablo. Sonra ben de mimlenip kitaplığıma bir göz atınca içerik olarak zengin bulsam da öyle tablo gibi kitap kapakları bulamadım :)

Elime aldığımda kapağıyla ilgimi çekip hoşuma giden kitaplarımı bu mimde toplamaya çalıştım :)


1) Uçurtma Avcısı


Daha kapağına baktığınızda sizi saran bir kitap Uçurtma Avcısı. Hem ilk gördüğünüzde hem kitabı bitirdikten sonra insanın içinde bazı kıpırdanmalara yol açıyor bu kapak.


2) Beyoğlu'nun En Güzel Abisi


Belki Ahmet Ümit'i çok sevmem belki de diğer kitaplarının kapaklarına kıyasla daha canlı daha sıcak bir kapak o yüzdendir; bu kitap kapağını ayrı bir seviyorum.


3) Bir Nefes İstanbul


Yine canlı bir kapak daha. Her yerden her kesimden insanı barındıran İstanbul. Siz deyin İstanbul hayranlığı, ben diyeyim kompozisyonun güzelliği.


4) Olasılıksız




Yalnızca iki renkten oluşan ama çizimiyle etkileyici bir kapak Olasılıksız'ın kapağı. 


5) Bir Soru Bir Aşk



Henüz okuyamadığım ama bende romantik/dram film afişi etkisi uyandıran kitap kapağı. 


6) Böğürtlen Kışı



Sarah Jio'nun kitapları daha kapağını gördüğünüzde sizi etkisine alıyor.


7) Tahran'ın Damları



Kurgusuyla, yaşandığı bölgeyle beni etkileyen kitap Tahran'ın Damları. Kapağıysa rengiyle bile güzel.


8) İlk Gece


Rengi bile yeter sevmek için :)


9) Kaç Zil Kaldı Örtmenim?



Bir çocuğun kaleminden gösterilen bu kapaksa kitabı okuduktan sonra içinizde daha buruk duygular bırakıyor.


10) Canım Aliye Ruhum Filiz



Belki çok sade ama özellikle kitabı okuduktan sonra içimde sıcacık duygular uyandıran Sabahattin Ali'nin kitabına ait kapak.


Kitap Yorumlarım'a bu güzel mimi için teşekkürler :)




11 Eylül 2014 Perşembe

Tatilde Son Günler



Bahar günlerinin yeri oldum olası ayrıdır benim için. Hele ki sonbahar. Yazın kavurucu sıcakları biter, tatlı tatlı rüzgar esmeye başlar. Bu yaz da sıcaklardan bunaldıkça eylül ayının gelmesini bekledim durdum.

Sonra ne oldu: Eylül geldi. Bu sefer bende bir telaş, bir stres.

Yaz bitti, tatil de bitmek üzere.
Deniz sezonu kapanıyor.
Yazlıklar yavaş yavaş kalkmaya başlayacak, mevsimlik kıyafetler çıkmaya başlasın.
Okul açılıyor. Yeterinde dinlendik mi, hazır mıyız yeni sezona?

Ankara'yı özledim, okulu da öyle. Ama bir yandan da denizi, bu tatlı havayı bırakıp gitmek istemiyorum.

O halde kalan yaklaşık 10 günü dolu dolu geçirmeli.

Son birkaç kere daha denize gitmeli.
Ankara'ya dönmeden buradaki arkadaşlarla son buluşmalar yapılmalı.
Evin tadı son dakikasına kadar çıkarılmalı.
Anne yemeklerinin tadına doyulmalı.

Mutlu, huzurlu, verimli bir sezon bizi bekler :)

1 Eylül 2014 Pazartesi

Kukla ~ Ahmet Ümit

Önceden de pek çok kez dile getirdiğim gibi Ahmet Ümit'in romanlarını, hikayelerine kıyasla daha çok severim. Yazarı keşfettiğimden beri yeni bir kitabı çıktığında hemen o gün alıp okumak isterim. Fakat daha eski, okumadığım romanları için durum başka. Her seferinde elim gider, ama biraz daha bekletirim daha sonra okuyayım diye. Çünkü her zaman okuyabileceğim bir Ahmet Ümit romanı olsun isterim. Belki tuhaf bu duygu, ama yazarın dilini fazlaca sevdiğimden kaynaklanıyor sanırım. İşte Kukla da bunlardan biriydi. Uzun zaman kitaplığımda bekledikten sonra Ahmet Ümit okuma isteğim sarınca başladım okumaya.

Kitabın başkahramanı Adnan. Sıklıkla söz edilen diğer kişi ise Adnan'ın yıllardır karşılaşmadığı üvey kardeşi Doğan. Adnan başarılı bir gazetecidir, fakat zamanla kendini alkole vererek hem işini hem de ailesini kaybeder. Uzun yıllar görüşmediği üvey kardeşi Doğan'la karşılaşmasıyla hayatı değişir. Yeniden hareketli günlerine dönmeye başlar. Pek çok siyasi ve gizli işlere bulaşan Doğan aracılığıyla, Adnan'da kendini bu entrikaların içinde bulur. Artık istese de eski yaşantısına dönme şansı kalmamıştır.

Doğan'a gelirsek gençliğinden bu yana yasal/yasal olmayan pek çok görevde bulunmuş biri. Gün gelmiş hayatı pahasına savunduğu örgütten vazgeçmiş, çok güvendiği yerlerden büyük tokatlar yemiş, her seferinde başka yerlere savrulmuş. Ama yalnız başına karar vermeyi öğrenmiş. Kararları sonucu birçok hata yapan, bunların sebeplerini bazen kendinde, bazen çocukluğunda yaşadıklarında bulan biri Doğan. Peki Kukla kim? Adnan mı, Doğan mı?

Kitabın arka kapağında ''...Ergenekon'un yıllar önce yazılan romanı.'' ifadesi bulunuyor. Derin devlet, gizli teşkilatlar, mafya, polis... Her birinden bahsedilmiş romanda. Doğan'ın hayatını öğrenirken, yazarın gözüyle bu yapıları da inceliyor okuyucu tek tek.

Ahmet Ümit sadece devleti, siyasi yapıları anlatmıyor kitapta. Aynı zamanda Adnan ve Doğan'ın yııllar öncesine dayanan ortak yaşantılarından da bahsediyor. İki üvey kardeşin birbirlerinin hayatlarına ne şekilde yön verdiklerini, nasıl unutulmaz izler bıraktıklarını okuyoruz romanda.

Yazar kitabın sonlarına kadar yine bir soruyla baş başa bırakıyor bizi polisiye romanında. Kitap bittiğinde yine şaşırtıcı bir sonla açığa kavuşuyor her şey.

Ahmet Ümit'in diğer romanlarıyla kıyaslayınca, Kukla kurgu yönüyle biraz daha yoğun geldi bana. Tek bir cinayetin üzerinde durmamış, daha karmaşık bir olay örgüsü seçmiş bu kez yazar.

Ahmet Ümit severler için okumadan geçmeyin diyeceğim bir roman Kukla :)


27 Ağustos 2014 Çarşamba

Akyaka

Bugün sizleri tatilimi yaptığım Akyaka'nın küçük bir turuna çıkaracağım :)

Muğla'nın merkezine oldukça yakın, küçük, şirin bir tatil yeri Akyaka. Gökova Körfezi'nin ucunda yer alııyor. Bölgeye ulaşmadan önce Sakar geçidinden Gökova Körfezi seriliyor ayaklarınıza. Sonra bu manzara eşliğinde Akyaka'ya ulaşıyorsunuz.

Tek tip mimari zorunluluğu sayesinde doğal güzellik bozulmamış. Büyük ve kalabalık tatil yerlerinden bunalanlar için güzel bir tercih olabilir bu yönüyle Akyaka.




Akyaka'nın merkezinden yürüyüşle ulaşılabilecek olan Çınar ve Akyaka Plajı var. Her iki plaj da oldukça temiz. Akyaka Plajı'ndan biraz daha ayrıntılı bahsedecek olursak, plaj mavi bayrağa sahip. Oldukça güzel bir kumsalı var. Deniz sığ, oldukça uzaklaşsan da bedenini ancak aşmaya başlıyor su. Çocuklu aileler için tercih edilebilir. Yalnız suyu Muğla'daki diğer tatil yerlerine göre daha soğuk.






Bölgenin bir diğer güzelliği de Azmak Nehri. Akyaka Plajı'nın hemen yanı. Burada tatlı su ve deniz suyunun birbirine karıştığı yeri görebiliyorsunuz. Aynı zamanda Azmak Nehri'nde yüzmeyi tercih edenler de var. Fakat su çivi gibi neredeyse. Ben şimdiye kadar ayaklarımı sokmaktan öteye gidemedim. Fakat cesaret edebilenler için tertemiz, oldukça berrak bir suyu var.





Azmak Nehri ve birçok yere tekne turu var. Kişi başı 7 tl karşılığında kısa bir Azmak Turu yapabilirsiniz. Aynı zamanda Akvaryum diye de geçer, kafanız karışmasın. Tekneyle ilerledikçe suyun berraklığını daha iyi göreceksiniz. Aynı zamanda suyun altındaki canlıları da.








Plajın arka tarafında yemek yiyebileceğiniz mekanlar var. Ama bizim tercihimiz balık ekmek. Plajdan Azmak Nehri'ne doğru yürüdüğünüzde balık ekmek yiyebileceğiniz yerler mevcut. Eğer gelmişken Akyaka'nın restoranlarından birinde yemek isterseniz de Azmak Nehri'ne kıyısı olan oldukça güzel restoranlar da var.





Yolunuz Muğla'ya düşerse Akyaka'ya uğramadan geçmeyin derim :)




25 Ağustos 2014 Pazartesi

Ben Yokken



Ben buralarda yokken bir sürü şey yaptım.

Denizin tadını çıkardım.
Memleketime gittim.
Bol bol kitap okudum.
Arkadaşlarımla hasret giderdim.
Tatilimin bitmesine son 1 ay kaldı.

En önemlisi de ne mi yaptım. Ankara'ya gittim. Ev tuttum :)

9 Ağustos 2014 Cumartesi

David Kwong: Two nerdy obsessions meet -- and it's magic


TED ile tanışmam birkaç yıl önce oldu. İlgilenmeye başlamam ise henüz yeni. Duymamış olanlar için TED pek çok farklı alan barındıran konularıyla ünlü/yeni tanınan birçok bilim insanı, düşünürün konferanslarını içeriyor. Sitede pek çok dil seçeneği de mevcut.

Blogumda da izlediğim bazı TED konferanslarından bahsetmeye karar verdim. Bunlardan ilki bugün konferansıyla karşılaştığım kare bulmacalar hazırlayan sihirbaz David Kwong'a ait.

''Two nerdy obsessions meet -- and it's magic'' ismiyle sunulan konferansta David Kwong kare bulmacalar ve illüzyon arasındaki ortak noktayı gözler önüne seriyor. Doğduğumuzdan itibaren çözmeye programlı olduğumuzu anlatan sihirbaz, yaptığı illüzyonlarla, kendi hazırladığı kare bulmacalar arasındaki benzerlikle pek çok sürpriz yapıyor. Hatta izlediklerinizin bir illüzyondan çok, bulmaca ve illüzyonlar arasındaki büyük ortaklığın ürünü olduğunu gösteriyor.

İzleyicilere hazırladığı küçük ama etkileyici illüzyonda, tamam bitti, dediğiniz her seferde etkileyici bir sürpriz daha sunuyor konuşmacı.

Anlatımı ve anlattıklarıyla ilginiz çekebilecek biri David Kwong.

5 Ağustos 2014 Salı

Kitap Sevdirme Meselesi



Bir kitapsever olarak kitapsever kişileri de ayrı bir severim.
Sadece kendim okumakla kalmaz çevremdeki okumayanları da dert edinirim. Şimdiye kadar birkaç kişiyi de kitapların dünyasına kazandırmışlığım olmuştur.
Her zaman 'kitap sevmeyen değil, sevdiği kitap türünü bilmeyen kişi vardır' felsefesini savunmuşumdur.

Ama gelin görün ki benim için önemli olan birini hala kitap sevdalısı yapamadım.
İstiyorum ki o da benim gibi kitap tutkunu olsun, saatlerce kitabevi gezelim, okuduklarımız üzerine birlikte sohbet edelim.

Var mı acaba bu kişi/ler için önerileriniz?
(:

30 Temmuz 2014 Çarşamba

Sırça Köşk ~ Sabahattin Ali

Mutlaka okumalıyım dediğiniz yazarlar/kitaplar vardır ya hani. Uzar gider bu liste ama akıldan hiç çıkmaz bu yazar/kitaplar. Birçok kişi için olduğu gibi benim listemde de vardı Sabahattin Ali. Tanışmamız Kitap Ağacı etkinliğinde olan Sırça Köşk kitabıyla oldu.

Yazarın okuduğum ilk kitabı olması yönüyle yavaş yavaş Sabahattin Ali hakkında düşüncelerim daha netleşmeye başladı. Bunlardan biri ve benim en çok dikkatimi çekeni 100 yıl öncesinde doğan bir yazarın sözlerinin tıpkı bugünü yansıtması oldu. Okuduğum her cümle sanki dün yazılmış gibiydi. Sabahattin Ali'nin sosyolojik bakışı, tespitleri, hayatın tüm gerçeklerinin karşımıza birden en çarpıcı yönüyle çıkışı...

Yazarın diğer kitaplarını henüz okumamış olduğum için kıyaslama yapamıyorum. Ama özellikle de Sırça Köşk öyküsüyle, aslında düzenin her zaman devam ettiğini, bazı tabuların yüzyıllar geçse de yıkılamayacağını çok güzel anlatmış Sabahattin Ali. Ve bu düzeni yine insanın kendi kendine kurduğunu.

İçeriğinden bahsedersek Sırça Köşk, 13 öykü ve 4 masaldan oluşuyor. Her öyküde kendimizden, çevremizden izler bulabiliyoruz. Sabahattin Ali bizi, teyzemizin kızını, sokağın köşesindeki bakkalı, her sabah karşılaştığımız karşı komşunun oğlunu anlatıyor adeta. Kimi öyküleri yüzümüzde buruk bir gülümsemeye neden oluyor, kimiyse yaşadığımız anı yeniden sorgulamaya.

Akıcı bir kitap olması yönüyle de Sırça Köşk tüm okurlara tavsiye edebileceğim bir kitap.
Sıra diğer Sabahattin Ali kitaplarında :)

27 Temmuz 2014 Pazar

Hedef 48


''Sağlıklı Yaşama İlk Adım'' yazısını yazalı neredeyse 20 gün olmuş. Verilmesi gereken 6 kilo vardı. Ramazan'ın durgun geçmesi sebebiyle sadece 1 kilo verebilmişim. Belim de 1 cm inceldi. O halde başlasın yoğun ve verimli günler !

Yarından itibaren önümüzde 3 günlük bayram var. Fakat kararlıyım kaçamak yok. Hemen başlıyorum programımı uygulamaya.

Gelelim geçen yazımda da bazılarından bahsettiğim dikkat edilecekler listeme;

- Sabah Yogası

- Uyanınca bir bardak limonlu su

- Günde 2,5 litre su (yemekten 15 dk önce, 1.5 saat sonra)

- 30 günlük plank

- Aktif Yaşam

- Beyaz Ekmeksiz Günler

- Bisiklet

- Yürüyüş

- Uyku Öncesi Yoga

- 18:00 sonrası yemek yok


1 hafta sonra bu maddelerin hangilerini, ne kadar uygulayabildim, kaç kilo kaybettim burada paylaşacağım. Umarım kaçamaksız bir hafta olur :)

Üniversiteye Başlayacak Olanlara



Üniversite tercih sonuçları açıklandığına göre kayıt telaşı da şimdiden başladı. Kazanan herkese tebrikler. Her şey gönlünüzce olsun :)

Geçen yılki halimi düşününce üniversiteye yeni başlayanların biraz olsun içini rahatlatabilecek bir yazı hazırlamaya karar verdim. Neler hissettiğinizi biliyorum. Kayıt, yurt, bölüm, alınacaklar listesi... Aklınızda bir sürü soru var.

Öncelikle derin bir nefes alın. Zor olan kısmı atlattınız. Onca bekleyiş, sınav stresi sona erdi. Lise günleri geride kaldı ve artık üniversitelisiniz. Bundan sonrası işin zevkli kısmı.




Şehir/Üniversite/Bölüm:

Kiminiz hayallerindeki şehri kazandı, kiminiz de tamamen yabancı olduğu bir yeri. Öncelikler hiçbir şehre ön yargıyla yaklaşmayın. Yakın bir arkadaşımdan örnek vereyim size. Annesinden şimdiye kadar 1 gün bile ayrıl(a)mamış, yaşadığı şehri, en fazla da komşu şehirleri yazmayı düşünüyor. Fakat ani bir karar değişikliği ile hiç bilmediği bir yeri yazıyor ve kazanıyor. Türkiye'nin güney ucundan kuzey ucuna. 2 yıldır orada yaşıyor, tatillerde eve zor geliyor artık kız. Eski halinden eser yok :)

Kazandığınız bölüm çevrenizdekilerin beğenisini karşılamıyor olabilir. Ama önemli olan komşunuzun kızıyla, yurt dışındaki dayınızın ne düşündüğü değil sizin ne istediğiniz. 4 yıl sonra o mesleği yapacak kişi sizsiniz. Kendi içinize sindiyse başkaları ne demiş hiç önemli değil. Bu sizin hayatınız. Çok bunalıyorsanız bile merak etmeyin 2 gün sonra gündem değişecektir :)





Kayıt:

Acele edip de üniversitelerin kayıt sistemlerini ilk günden bozmaya gerek yok. Zaten resmi tarihler okulunuz tarafından yayınlanacak. Bu tarihte ön kaydınızı yaptıktan sonra yine verilen tarihte okulunuza gider kaydınızı yaptırırsınız. Bir sıkıntı çıkarsa okulun web sitesinden ilgili yerin numarası veya mail adresini alarak bilgi alabilirsiniz. Merak etmeyin siz artık o üniversiteyi kazandınız :)








Yabancı Dil Hazırlık:

Bazı bölümlerde isteğe bağlı hazırlık var. Tercihinizi yaparken bölümünüzü göz önünde bulundurmanız önemli. İlk etapta yabancı dilin ne kadar önemli olduğunu. Tabii bir de okulunuzun yabancı dilde verdiği eğitim. Bir yılı vakit kaybetmek olarak görüyorsanız sonradan yabancı dil kurslarıyla bu açığınızı kapatabilirsiniz.






Yurt:


Bana kalırsa en önemli aşama. O kadar ince eleyip sık dokumama rağmen sütten ağzı yanmış biri olarak iyice dikkat ediyorum artık.

Öncelikli kararınız devlet yurdu mu yoksa özel yurtta mı kalacağınız olmalı. Diyelim devlet yurdu düşünüyorsunuz. Ama sonucu bilmediğiniz için özel yurt konusu da aklınızda. Hiç acele etmeyin. Devlet yurdu sonuçları açıklandıktan sonra özel yurtlarda boşluk oldukça fazla oluyor genellikle.

Bir de okulların kendine ait yurtları var. Özeller kadar pahalı olmayan bu yurtlar, genellikle rahat oluyor. İsterseniz bu yerlere de başvurarak şansınızı deneyebilirsiniz. Bazı okulların yurtlarına ait görseller ve ücretleri web sitelerinde bulunuyor.

Devlet yurdu ve okula ait yurtların çıkma şansı kişiden kişiye değişiyor. Ama durumunuz fazla kötü değil ve torpiliniz yoksa yavaştan özel yurtları araştırma zamanı.

En önemli noktalardan biri kampüse yakınlık. Hele bir de erken saatlerde dersiniz varsa yol sizin için işkence olmasın.

Eğer o bölgede yurtta kalan  tanıdığınız varsa mutlaka onlarla görüşün. Yurt müdürü size yurdun eksiklerini tabi ki söylemeyecek. Olabildiğince fazla yurt araştırın. Ücretleri, temizliği, odaları arasında karşılaştırma yapın.

Yemekhanesini, (odada çalışma imkanı yoksa) çalışma salonunu, çamaşırhanesini mutlaka görün.
Şayet imkanınız varsa senet imzalarken yıllık imzalamamaya çalışın. Bir sorun olduğunda yurt idaresi elindeki senete güvenerek sizi önemsemeyebiliyor.

Eğer Ankara'da Hacettepe Sıhhıye ya da Ankara Cebeci kampüsünde olacaksanız ya da o bölgede yurt düşünüyorsanız bana mail atabilirsiniz. Kararınızı vermeden önce size yardımcı olurum :)



Alınacaklar Listesi:

Beni en çok meşgul eden konulardan biri olmuştu bu. Keşke geçen yıl hazırladığım listeyi bulabilsem de sizinle paylaşsam. Neredeyse her şeyi düşünmüş, orada hiçbir şeye ihtiyacım olmamıştı.

Gideceğiniz yere de bağlı olarak fazla yazlık kıyafet götürmeye gerek yok. Zaten kısa bir süre sonra havalar soğuyacak. Aynı zamanda evde elinizi sürmediğiniz, ama bir türlü de atmadığınız o kıyafetleri götürmeyin derim. Orada da bir kez bile giyilmiyor, sadece fazladan yer işgali.

Sadece okulu düşünüp özel günleri unutmayın. Belki birinin doğum günü, bölüm yemeği ya da bir partiye gidebilirsiniz. Bu yüzden birkaç parça da olsa bu tarz kıyafet, ayakkabı, çanta ekleyebilirsiniz valize.

Elinize bir kağıt kalem alıp evdeki ihtiyaç duyacağınız size ait eşyaların listesini çıkarabilirsiniz.

Gittiğiniz yerde marketlerden edinebileceğiniz (şampuan, bakım kremi, diş macunu vb.) pek çok maddeyi yanınıza yük etmeyin.

Eşyalarınızı toplarken orada yaşayacağınız alanı unutmayın. Sonra o eşyalar başınıza dert olabilir.

Benim iyi ki almışım dediğim kapı arkası ya da dolap içi organizerlerini kullanarak pek çok eşyanıza da yer açabilirsiniz.


Benim aklıma gelenler bunlar.
Bir de Ankara'yı kazananlar için ayrı bir yazı hazırlamayı düşünüyorum.

Umarım yardımcı olmuşumdur.
Aklınıza takılan herhangi bir şey olursa seve seve yanıtlarım :)