30 Kasım 2014 Pazar

Senden Önce Ben ~ Jojo Moyes

'Senden Önce Ben' çok fazla konuşuldu. Yorumlarda kitabı okurken ağlamayan neredeyse yoktu. Haliyle duygu yoğunluğu yüksek olan bir kitap olacağını öğrenmiştik. Kitaptan beklenti de artmıştı.

Kitap hakkında bilgisi olmayanlar/okumayanlar için konusundan bahsedeyim biraz. Ana karakterlerimiz Will ve Lou.

Will motosiklet kazası geçirmesi ile hayatı tamamen değişir. Hiçbir şeyden zevk almayan, gergin, mutsuz birine dönüşür.

Lou, çok sevdiği işinden ayrılmak zorunda kalır ve yeni bir iş aramaya başlar. Karşısına hiç beklemediği bakıcılık işi çıkar. Fakat bu iş biraz farklıdır. Yapması gereken şey genç, yakışıklı fakat geçirdiği kaza nedeniyle aksi birine dönüşmüş Will'e yeniden yaşama umudu vermeye çalışmaktır.

'Senden Önce Ben' iki kişinin klasik aşk hikayesini anlatan kitaplardan biraz daha farklı. Yani aralarındaki ilişki bakımından daha çok sevgi, fedakarlık, bağlılık, güven üzerinde kurulu bir ilişkiyi anlatıyor.

Empatiyi yaşatma anlamında ise oldukça başarılı. Bir an olsun kendinizi Will'in yerine koyup 'Böyle bir şey yaşarsam ne yaparım, birine güvenebilir miyim, hayattan zevk almaya devam eder miyim?' sorularını soruyorsunuz kendinize. Bize ne kadar basit, sıradan gelen şeylerin bazıları için ne denli zor olabildiği geliyor aklınıza.

Bir de Lou'nun gözünden bakalım, onun yerinde olsam 'Böyle bir işe başlayabilir miydim, umudumu ne kadar koruyabilirdim, ilk başlarda yeterince sabır gösterir miydim?' gibi pek çok soru yer ediyor zihninizde.

Kitap, kesin bir dille savunduğunuz kararları sorgulatabiliyor, özellikle de son bölümlerinde.

Yorumlarda da bahsedildiği gibi duygu yüklü, aşka farklı bir açıdan bakan bir kitap 'Senden Önce Ben'. Okurken ben de pek çok düşüncemi sorguladım, üzüldüm, gülümsedim. Yalnız içime sinmeyen bir nokta vardı kitapta. Okurken sıkılmadım elbette, ama yazarın konuyu uzatmaya çalıştığı hissine kapıldım. Pek çok yerde kendini tekrarladığını fark ettim. Bu beni biraz rahatsız etti okurken.

Çok büyük beklentilere girmeden okursanız daha fazla seveceğiniz, size pek çok düşüncenizi sorgulatacak, pek çok duyguyu yaşatacak bir kitap 'Senden Önce Ben'.







29 Kasım 2014 Cumartesi

The Ultimate Book Tag



Kalemşörlük tarafından mim'lenmişim.
Hem de en keyiflilerinden :)


1)Arabada kitap okurken rahatsızlanır mısınız?

Aslında evet. Her zaman hadi kitap okuyayım der, 5-10 sayfadan sonra -gariptir ki- mide bulantısı yaşarım. Artık araba mı tutuyor nedir. O yüzden pek tercih etmiyorum.


2) Hangi yazarın tarzı tamamen senlik ve neden?

Ahmet Ümit. Bunun öncelikli nedeni tarz derken sadece polisiyeyi kastetmem değil. Pek çok polisiye yazar daha var. Ama Ahmet Ümit'in kendine has dili, üslubu her zaman sarıveriyor beni. Yeni bir kitabı çıktığında uzun zamandır görüşmediğim birine kavuşmuş gibi  hissediyorum kendimi. Yani tamamen yazara hayranlığıma bağlı benimki.


3) Harry Potter serisi mi yoksa Alacakaranlık Efsanesi mi? Cevabını desteklemek için 3 sebep belirt.

Alacakaranlık serisinden o zamanlar çok popüler oldu diye soğudum. Ne kitabını okuyabildim ne de filmlerini izleyebildim. Hala da sürüyor bu takıntım. Bilmiyorum okusam yorumlarım ne olur.

Harry Potter ise tabii aşina olduğum ama kitaplarını tamamen hakkıyla okuyamadığım bir seri. Ne zamandır içimde, mutlaka başından okuyup bitireceğim seriyi. Beğeni konusunda ise hiç kuşkum yok şimdiden.

Alacakaranlık konusunda bilgim olmadığı, Harry Potter'ın ise hakkını daha veremediğim için pek yorum yapamadım. Ama diyecek olursanız ki seç birini, şüphesiz Harry Potter.


4) Kitaplarını koklar mısın?

Hem de her elime aldığımda. Sadece kendi kitaplarımı da değil, kitapçılardakini, kütüphanedekini, arkadaşımın kitabını... En güzel koku bence kendisi. Tabii hepsi de aynı kokmuyor artık. Nerde o eski kitaplar. Hem de sarı sayfalı olanları.


5) Kitaplığındaki en ince kitap hangisi?

Kar Kelebekleri ~ Nusret Özcan
(68 sayfa)


6) Kitaplığındaki en kalın kitap hangisi?

Unutulan Kraliçe ~ Vanora Bennett
(782 sayfa)


7) İyi bir okuyucu olduğun kadar iyi bir yazar mısın? Geleceğinde yazarlık görüyor musun?

İyi bir yazarım diyemem kendime. Ama okumayı sevdiğim kadar yazmayı da çok seviyorum. Yazdıkça daha iyi hissediyorum kendimi. Geleceğimde yazarlık görüyorum da diyemem ama olsun çok isterim.


8) Daha önce okuyup nefret ettiğin bir kitabı verecek olsaydın hangisi olurdu?

Nefret ettiğin deyince bilemedim şimdi. Ama beni çok bunaltan kitaplar olmaz olur mu tabii. İlk aklıma gelen Fransız Süiti oldu. Bitirememiştim bile. Bir diğeri de yorumunu yeni yazdığım Zar Adam.


9) Harry Potter ya da Açlık Oyunları'na benzeyen ama daha az bilinen bir seri var mı?

Seri kitaplar konusuna çok hakim olmadığım için benim bildiğim yok.
(Açlık Oyunları'nı ise ayrı bir severim.)


10) Zombiler mi vampirler mi?

İkisini de seçemeyeeğim. Ne kitaplarda ne filmlerde ilgi duydum. Pas geçiyorum bu soruyu :)


11) Komple aşk romanı mı yoksa biraz aşk sahneleri karıştırılmış aksiyon romanları mı?

Popüler kitaplar sağolsun kaliteli aşk romanı bulmak zorlaştı. Aksiyonu ise her zaman severim zaten. Bu yüzden biraz aşk sahneleri karıştırılmış aksiyon romanları diyorum.



Ben de bu postu okuyan tüm kitapseverleri mimliyorum, Çok keyifliydi çünkü :)

Teşekkürler Kalemşor 
(:



28 Kasım 2014 Cuma

Aşk-ı Sükun & Her Kadın Hacer'dir ~ Nuriye Çeleğen


Nuriye Çeleğen ile bu kitap sayesinde tanıştım. Kitap, Hz.Hacer ekseninde Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'i de anlatıyor. Bir de Hz. İbrahim ve Hz. Sare'nin birbirlerine duydukları sevgi, fakat çocuksuzluk ile imtihan edilişleri. Sade, roman tadında ve öğretici bir anlatımı var Aşk-ı Sükun'un. Oldukça akıcı, bir günde bitirebilirsiniz.

Kitapta yüzeysel olarak bildiğim pek çok şeyi öğrenme fırsatım oldu. Hem de bilgiye boğmayan, akademik değil doğal bir dille. Zemzem'in hikayesi, Safa ve Merve tepelerine 7 kez gidip gelinmesinin nedeni, kurban ve ilk öğle namazının kılınması...

Bu bilgileri roman tadında öğrenerek hem daha çok his yaşadım hem de daha akılda kalıcı oldu.

Tam anlamıyla içime işleyen bir kitaptı Aşk-ı Sükun.

27 Kasım 2014 Perşembe

Canım Aliye Ruhum Filiz ~ Sabahattin Ali

Geç tanıştığım Sabahattin Ali'nin kitapları kısa sürede içine çekti beni. Canım Aliye Ruhum Filiz önce ismi, sonra kitap kapağıyla dikkatimi çekti hemen. İçinde anlatılanlarsa hepsinden güzel. Bu kez karşımızda daha sıcak bir Sabahattin Ali anlatımı var.

Kitapta karşımıza bir eş ve baba olarak çıkıyor Sabahattin Ali. Önce nişanlı, sonra eş olarak yazdığı mektuplar var. Biraz daha ilerlediğimizde de kızına yazdığı mektuplar. Kitabın güzel yanlarından biri de Sabahattin Ali'nin kaleminden çıkan mektuplara olduğu gibi, yazarın kendi yazısıyla da yer verilmesi. Böylece daha bir sıcak, daha içten olmuş kitap.

İyi ki hazırlanmış böyle bir kitap. Yazar olarak tanıdığımız Sabahattin Ali'nin aşka dair hislerine, kızına olan sevgisine birinci ağızdan tanık oluyoruz.

''Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku. Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz.''

Hızımı almışken yeni Sabahattin Ali kitaplarına o zaman :)

Pek Yakında!




Söz konusu Cem Yılmaz filmi olunca gitmemek olmaz. Hazır bayram tatili de varken bayramın son günü gittik 'Pek Yakında'ya. Cem Yılmaz denince aklıma ilk komedi filmi geliyor. Sanırım en çok da Fundamentals'de o kadar kahkaha attıktan sonra. Fakat 'Pek Yakında' fragmanını izledikten sonra biraz daha farklı bir film olacağı mesajını vermişti.

Biraz konusundan bahsedelim filmin. Zafer (Cem Yılmaz) önce filmlerde küçük rollerde görev alır. Fakat oyunculukta dikiş tutturamayınca korsan DVD işine girer. Bu iş aile hayatını etkiler ve karısı Zafer'den ayrılmaya karar verir. Her ne kadar iş hayatında başarılı olamasa da ailesini seven ve kaybetmek istemeyen Zafer, eski bir film projesini hayata geçirmeye karar verir. Böylece film hayatına yeniden geri dönecek ve ailesini geri kazanacaktır. Filmin projesinin ortaya çıkmasıyla başlıyor bütün hikaye.

Konusuyla, oyuncularıyla bende sıcak duygular uyandıran bir film oldu 'Pek Yakında'. Rolleriyle en dikkatle izlediğim kişiler ise Zafer Algöz ve Özkan Uğur'du. Çok yakıştırdım ikisini de oynadığı karaktere. Çok sevdiğim Ozan Güven'in dizi de oynaması da ayrı bir güzellik oldu benim için. Diğer hoşuma giden nokta ise oyuncuların filmde gerçek hayattaki kimliklerine gönderme yapmalarıydı. Bir ara da Yılmaz Erdoğan geldi kameranın karşısına küçük bir sürprizle. Gelelim filmde en aklımda kalan bölüme. 'Hatırla Sevgili' yıllarından beri bayılarak dinlediğim Mehmet Güreli'nin 'Kimse Bilmez' şarkısı çaldı filmde.

Tabii Cem Yılmaz olunca beklenti de bir o kadar yüksek oluyor. Daha tanıtımlarının çıkmaya başladığı zaman merak başlamıştı zaten. Durum böyle olunca filmden biraz eksik çıktım. Tam tatmin olamadım sanırım. Bir filmi aylarca bekleyip Cem Yılmaz'dan dram komedi arası bir film izleyince böyle oldu sanırım.

Cem Yılmaz seviyorsanız gidin izleyin tabi bu filmini de ama öyle çok büyük beklentilere de girmeyin derim.

Yüksek beklentiyle izlemeyince çok daha keyif alacağınız bir film 'Pek Yakında'.

25 Kasım 2014 Salı

Nereye

Ankara'ya geldiğimden beri kendime kızıyorum tiyatro alışkanlığı edinemedim diye. Sürekli programa bakıp hangisine gitsek diye düşünüyoruz arkadaşlarla. Sonra bakıyoruz başka bir plan yapılmış. Geçen günlerde (geçen dediğime bakmayın neredeyse 1 ay olmuş) son dakika kararıyla Şinasi Sahnesi'nde oynayan Ankara Devlet Tiyatrosundan 'Nereye' yi izlemeye gittik.

Nereye; savaş, ekonomik kriz nedenleriyle toprağını bırakıp kaçan mültecilerin hikayesini anlatıyor. Olay bir kamyonun arkasında geçiyor. Uzun süreli bekleyiş, azalan oksijen, tükenen sabır... Her birinin umudu, farklı beklentileri var. Kimi ticarete atılıp zengin olacak, kimi çocuğuna ölüm korkusunun olmadığı bir hayat sunacak, kimiyse sadece rahat nefes almak istiyor. Bu yüzden o dar kamyon arkasındaki tüm bekleyişleri. Tek tek hepsinin hayalini izliyoruz. Aynı zamanda yaşadıkları zülmü, çaresizliklerini. 

Tiyatronun en güzel yanı olayları tüm canlılığıyla, içinden izlemek. Oyuncular için zor bir yanı ise seyirciyi oyunun içine çekebilmek bence. Oyunda ben kendimi gerçekten olayların içinde hissedebildim. Dramı, çaresizliği yaşadım bir nevi. 

İnsana yaşadığı dünyayı sorgulatan bir oyundu 'Nereye'.

24 Kasım 2014 Pazartesi

Zar Adam ~ Luke Rhinehart


Uzun zaman kitaplığımda durdu Zar Adam ve okumaya başlayana kadar da hakkında hiç olumsuz yorum duymamıştım. Farklı bir kurgusu olduğu belliydi. Sürükleyici olacağı izlenimi vermişti bana. Güzel şeyler bekliyordum kitaptan.

Sayfalar gitgide ilerlemeye başladı. 50... 100... 150... Ben hala kitaba dair umudumu yitirmedim, şimdi olacak bir şeyler diyorum. Sonra bu umut yerini sıkıntıya bıraktı. Yarıda bırakmayayım diye savaştım resmen kitapla. Zar Adam fikrini bulmuşsun tamam süper, ama bir konu bu kadar mu sıkıcı işlenir, bir kitap kendini bu kadar mı tekrar eder.

Psikiyatrist olan Luke Rhinehart Zar Kuramı'nı geliştirir ve bunu kendinde, sonra da hastalarında uygulamaya başlar. Hiçbir etik ilkeye uymayan bu kuram gün geçtikçe daha çok ses getirmeye başlar. Zar Kuramı'nın mantığı, zarın her sayısı için seçenekler sunulması üzerine kuruludur. Bu seçenekler içinde yapmaktan hoşlandığımız şeyler olduğu gibi, hiç istemediğimiz şeyler de olabilir. Zar atılır ve gelen sayıdaki seçenek uygulanır. Zar Kuramını kullanan kişiler ileride bağımlı olarak her türlü kararını zara danışarak vermeye başlarlar. Zar onlar için artık bir meta değil, güç simgesidir.

Luke Rhinehart zarlara danışmasının bedelini ailesi, işi ve tüm hayatıyla öder. Buna rağmen Zar Kuramı'nı uygulamaktan vazgeçmez ve Zar Merkezleri açar. Bu merkezlerdeki kişiler her seferinde farklı bir kişiliğin rolüne girerler.

İçerikten bahsettikten sonra konunun farklı olduğu açık. Fikir gerçekten ilgi çekici ama kitap boyunca bir sonuç bekliyor ama cevap alamıyorsunuz. Zar Adam mükemmel olabilecekken kurgusuyla daha çok düşüş yaşamış bir roman oldu benim gözümde. Bitirene kadar deyimi yerindeyse canım çıktı. Benim önerim okumadan önce bir kez daha düşünün.

23 Kasım 2014 Pazar

Fincan Teyze'den Blogger Haritası





Fincan Teyze, birbirimize daha kolay ulaşabilmek, özellikle de aynı şehirdeki bloggerların buluşmalarını kolaylaştırmak amacıyla bir 'Blogger Haritası' oluşturmuş.

Sizin de listede olmak için yapmanız gereken tek şey 'Blogger Tanıtım Formu'nu doldurmak.

Katılmak isteyenler buraya o halde :)

22 Kasım 2014 Cumartesi

İncir Reçeli 2



İncir Reçeli'nin ilk filmi için beğeniler daha fazlaydı çevremde. İkinci filmine gidenler ise yine ilk filmi daha başarılı bulduklarını söyledi.

Benim içinse durum daha farklı. İlk filmde etkilendiğim yerler olsa da çok da beğenmemiştim. Madem ilkini izledik, ikinciye de gidelim dedik. Fragmanı izlediğimde bu sefer bizi farklı bir filmin beklediği belliydi. Yine de fazla bir beklenti içinde değildim.

Sonra film başlar başlamaz beni etkisi altına aldı. Öncelikle müzikler gerçekten çok güzeldi. Filmin unutulmaz replikleri vardı bir de. Tek başına bakınca belki sırıtıyor, her ne kadar anlamlı, farklı da olsa. Ama filmin içerisinde o sözler yerine öyle bir oturuyor ki. Daha ne denir ki deyip kalakalıyorsunuz. Ah bir de film çıkışı herkeste dövmeciye gitme isteği uyandıran o dövmeler. 

Film her duyguyu tattırdı bana. Acı, çaresizlik, aşk, huzur, mutluluk... Halil Sezai'yi daha çok beğendim ben bu filmde. Playlistim de hiç bulunmayan Halil Sezai'nin, tüm şarkılarını dinlemeye başladım hatta. Şafak Pekdemir'den de beklentimin üzerinde etkilendim. 

İlk filmden çok etkilenip beklentiyle ikinci filme gidenler belki pek memnun olmayabilir. Bir devam filmi gibi olmamış çünkü bence. Zaten bu ilk filmi izledikten sonra da anlaşılıyor.

Özetle, sevdiğim bir film oldu İncir Reçeli 2

21 Kasım 2014 Cuma

Ah Bu Ben


Blogger'a girmediğim gün yok belki. Hiçbir şey okumasam da mutlaka bir girip çıkıyorum. Ama ben şu sıralar yazamıyorum sevgili dostlar. Çok istiyorum, hep aklımda ama yazamıyorum. İçimde birikenler, okunan kitaplar, izlenen filmler, gidilen etkinlikler... Hepsi yığıldı bir yerde.

Bir yerinden başlamak lazım. Son zamanlarda neler yapıyorum, nasılım biraz ondan bahsedeyim o halde.

Ankara'daki en verimli dönemimi geçiriyorum. Hatta bir ara kendimi çok kaptırdım, yetişemedim bile hızıma.


 - Bu dönemin en güzel olayı olarak bir projeye kabul edildim, harika insanlarda tanıştım. Detayları yakın zamanda blogda.

 - Vizeleri atlattım geldim :)

 - En büyük isteklerimden biri olan işaret dili kursuna yazıldım, ama her seferinde bir şey çıktı, üst üste 4 derse giremedim. Yani yattı bu dönem de kurs işi.

 - Bu dönem ilk kez staj yapıyorum hayatımda. Ders kapsamında haftada yarım gün. Acemiliğimi üstümden atamasam da çok keyifli geçiyor :)

 - Şu sıralar olan en kötü şey ise bir hastalığa yakalandım ki sormayın. Neredeyse 3 hafta oluyor kurtulamadım gitti. Grip, öksürük derken ne ara bu kadar ilerledi. Doktor kontrolü, antibiyotikler, ilaçlar... Bir yandan sınavlar, etkinlikler derken iyice yorgun düştüm. Kolumu kıpırdatacak halim kalmadı. Sınavlarım da bittiğine göre bu hafta sonu kendime tatil verdim. 2 gün yatmayı planlıyorum.

 - Vizeler bittiğine göre staj çıkışı bir şehir dışı planım da var bir haftalığına.


Ben de durumlar böyle
(:


Bir de bu arada yaz gelsin artık.
Buralar çok soğuk.