22 Aralık 2015 Salı

Bana İkimizi Anlat ~ Ahmet Batman

Kitabı okumadan önce pek çok yerde Ahmet Batman'ın eserlerini görüyordum. Fakat Bana İkimizi Anlat'ı almaya karar vermem oldukça farklı oldu. Yolda yürürken bir kız arkadaşına kitaptan bazı cümleler okuyordu. Şu an hangi cümleler olduğunu hatırlamasam da o an çok dikkatimi çekti. Sonra kitabın kapağına bakıp en yakın zamanda almaya karar verdim.

Oldukça da kısa sürede bitirdim. Fakat bu demek değil ki kitap beklentimi karşıladı. Ne yazık ki beklediğimin çok altındaydı. Anlatım güzel, oldukça akıcı. Fakat konu resmen aklımı karıştırdı. Bendeki izlenimi sanki filmlerde insanların başına gelen olayların hepsinin bu kitapta tek bir kişinin başına gelmesiydi. 

Biraz daha ayrıntılı konusuna değinecek olursak,
Kitap Rüzgar'ın karşılıksız aşkı ile başlıyor. Çocukluktan başlayıp yıllarca süren bir aşk. Sevdiği kızdan karşılık bulamayınca da inzivaya çekilip Mecaz Adam olarak yeni bir isimle ortaya çıkıyor. Bu yeni haliyle internet üzerinden insanların sorunlarını dinliyor, onlara çözümler üretiyor. Devamı ise tam da filmlerdeki tüm olayların aynı kişinin başına gelmesi öyküsü. Açıklamayayım ki içerik hakkında net bilgiler vermiş olmayayım.

Okuduğuma pişman değilim elbette. Zaten çok kısa sürede biten bir kitap oldu. Yazarın dilini de beğendim. Belki olaylar bu kadar kalabalık olmasa yani yazar 'bu kadar da olmaz artık' diye düşündüğüm olaylara daha az değinse Bana İkimizi Anlat'ı daha çok sevebilirdim.

20 Aralık 2015 Pazar

Küçük Prens ~ Antoine de Saint-Exupery

Okunacaklar listesinde uzun süre sırasını beklemiş bir kitap daha. Son zamanlardaki Küçük Prens 'çılgınlığını' da eklersek sanırım pek çok kişi okumuştur bu kitabı. Sinema filmi, sergileri, basılı ürünler derken Küçük Prens şimdi her yerde :)

Çocukluğunda kitabı okuyamamış olanlardanım ben. Bu nedenle ilk kez Can Yayınları'ndan çıkan Cemal Süreya ve Tomris Uyar çevirisi ile okuma şansını buldum.

Kitap her ne kadar çocuk kitaplarından çıksa da her yaşın kitabı bence. Bunu ise şu cümle oldukça güzel özetlemiş:

Küçük Prens bir yaşam tarzı, hayat felsefesidir.
Her ne kadar bir çocuk kitabı olsa da, aslında büyüklere de dersler verir.
Boa yılanının içindeki fili görebiliyorsanız ya da “Acaba koyun çiçeği yemiş midir?” diye merak ediyorsanız, içinizdeki çocuk hala oradadır.


Küçük Prens'i her okuyan farklı anlamlar çıkarabilir. Hayal gücünün üst seviyelerde kullanıldığı bir kitap benim için Küçük Prens. Biraz konusundan bahsedecek olursak da Küçük Prens'in çiçeği ile anlaşamayarak gezegeninin dışına çıkması ve Dünya'da karşılaştığı pilotun bize anlattıklarından oluşur kitap.

Çok fazla içeriğinden bahsetmek istemiyorum ki kitabın büyüsü bozulmasın.

En kısa zamanda okuyun, okutturun.
Filmini izleyin.
Koleksiyonunu yapın.
Her şeyiyle hissedin Küçük Prens'i.

19 Aralık 2015 Cumartesi

İnsan İsterse - Azmin Zaferi Öyküleri 1 ~ Mümin Sekman

İnsanın isterse pek çok şeyi başarabileceği gücünü veren kitap. Okuduktan sonra önümüzdeki engellere takılıp durmanın, küçük şeyleri bahane etmenin ne kadar boş olduğunu göreceksiniz. Çünkü gerçekten azimle yola çıkarsanız o engeller sizi bir üst basamağa taşımak için önünüzde sadece.

Pek çok kişinin hikayesi var kitapta ve çoğunu tanıyoruz. İsim vermeyeyim de okurken heyecanı kaçmasın. Hepsi farklı yollardan farklı hedeflere varmak için yürüyorlar. Hepsinin önündeki engel başka. Ama ortak bir yanları var, hepsi de hedeflerine varmak için azimle devam ediyorlar yollarına. Okurken bazen bu kadar da zor olmamalı diyorsunuz ya da nasıl başarabilmiş bunu diye soruyorsunuz ister istemez.

Bir şeyleri başarmak istiyor ve bir türlü yolunuza devam edemiyorsanız tam da o anların kitabı Azmin Zaferi Öyküleri. Size gereken enerji ve azmi vereceğini düşünüyorum. Sınav zamanlarında da tercih edilebilir motive olmak için. Size metotlar vermiyor ama devam etmek için teşvik ediyor kitap.

Öykülerin kısa olması kitabın okunmasını kolaylaştıran yanlarından. Başucu kitabı olarak seçip ihtiyaç hissettiğiniz anlarda ara ara okuyabilirsiniz.

Kitabı özetleyecek bir cümle olabilir belki
''Buket Uzuner'in kitabından alıntı bu söz'' :

'Her şey üstüne gelip seni dayanamayacağın noktaya getirdiğinde sakın vazgeçme! Çünkü orası, gidişatın değişeceği yerdir!'

18 Aralık 2015 Cuma

Kendine Ait Bir Oda ~ Virginia Woolf

Okuduğum ilk Virginia Woolf kitabı ve açıkça belirtmeliyim ki son olmayacağına eminim. Öncelikle kitabın anlatımı çok sade bu yüzden çok kolay okunuyor. Konusu ise ''kadın ve edebiyat''.

Yazarın şu cümlesi kitabı açıkça özetliyor aslında:

 “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!..”

Woolf yeterince kadın sanatçı olmamasını koşullara bağlıyor. Ve kadına 'kendine ait bir oda' verildiğinde olacak değişimi anlatıyor. 1928 yılında oluşmaya başlayan bu kitabın günümüzü yansıtmaya devam ettiğini de fark edeceksiniz okuduğunuzda.

Üzerinde durduğu konu ve anlatımı nedeniyle ikinci kez okuyabileceğim kitaplar arasında 'Kendine Ait Bir Oda'. Diğer Virginia Woolf kitaplarını da bir o kadar merak ediyorum.

17 Aralık 2015 Perşembe

Köpek Düşleri ~ Markus Zusak

Köpek Düşleri, 3 kitaptan oluşan serinin ilk kitabı. Kitabı okuduktan sonra öğrendim ben de seri olduğunu. Cameron Wolfe'un hayatını anlatıyor kitap. Ergenlik çağındaki Cameron hayatından pek memnun değil aslında. Anne ve babası ile ilişkisi pek iyi değil, abisiyle tartışarak devam eden tuhaf bir ilişkisi var, ablası ise kendi aşk hayatına dalmış durumda. Kızlarla arasına gelecek olursak o konuda da başarısız. Kitap boyunca Cameron'un diğerleriyle bir düzelip bir bozulan ilişkisini okuyoruz.

Bölümlerden oluşan kitapta her bölümün sonunda Cameron'un bir rüyası yer alıyor. Kitabın edebi yönünü çok yüksek bulmasam da akıcı bir anlatımı var. Vakit geçsin, okurken yormasın istiyorsanız bu isteğinizi karşılayabilir belki.

Kitabı bitirdikten sonra ikinci kitabı hemen okuma isteği gelmedi bana. Akıcı da olsa beklediğim kadar sürükleyici değildi. Belki ilerleyen zamanlarda serinin diğer kitaplarına bir şans veririm.

16 Aralık 2015 Çarşamba

Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları 'Su' ~ Buket Uzuner

Hem yazarı hem de konusuyla okuduğum farklı bir kitap oldu Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları. Buket Uzuner'in dilini de akıcı anlatımını da sevdim ben. Ankara'ya geldiğinde nasıl kaçırdım diye üzülüyorum şimdi. Sıra serinin diğer kitaplarında.

'Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları' bir seri ve ilk kitabı 'Su'. Kutadgu Bilig'den alıntılar içeren kitapta Şamanlık hakkında da birçok bilgi var. Benim için romanın 3 ana karakteri var. Üçünü de birbirinden daha üst yere koyamıyorum çünkü hepsinin hayatından kesitler önemli. İlki Gazeteci Defne Kaman. Onun kaybolmasıyla başlıyor bütün olaylar. İkinci karakter ise onun peşine düşen Komiser Ümit Kaman. Bir de Komiser Ümit'e Defne'yi bulmasında yardım eden Sahaf Semahat var. Üçünün öyküsünü birden okuyoruz kitapta.

Komiser Ümit ve Sahaf Semahat, Defne Kaman'ı aramak için çıktıkları yolda Kutadgu Bilig'den mesajlar içeren şifrelerle karşılaşırlar. Bu mesajlar ikisinin de Kamanlık(şamanlık) ile ilgili bilgilerini sorgulamalarını sağlarken bir yandan da Defne Kaman'a ulaşmaları için birer ipucudur. Çıktıkları yolda karşılaştıkları olaylar kendi hayatlarını sorgulamalarına da neden olur.

Kamanlık geleneğinin yanı sıra ekolojik duyarlılık, kadına şiddet, yazarın diliyle 'erkek cinayetleri' de işlenmiş kitapta. Bir de farklı bir yanı var ki Buket Uzuner, romanın anlatıcısı, aralarda akışın içine girerek okuyucuyla konuşuyor.

Özellikle yarısından sonra hızla bitirdim kitabı. Son sayfalarını merakla okurken bittiğine sevinemedim bile. Tam işler çözülürken bir sürpriz daha çıktı. Yazar kitabı öyle bir yerinde bırakmış ki. Serinin ikinci kitabı da yanınızda mutlaka olmalı bu yüzden.

İkinci kitabı da mutlaka okumalıyım dedikten bir gün sonra da okulun kütüphanesinde kitapla karşılaştım. Elimdeki kitap biter bitmez sıra 'Toprak'ta.

15 Aralık 2015 Salı

Yeni Yıl Gelmeden


Yeni yıl gelmeden yeni istekler, planlar başladı bile. Son yazımdan tam 3 ay sonra elimde okumayı yeni bitirdiğim kitabım yeni kararlarımdan biriyle karşınızdayım ben de. 

Son okuduğum kitapla birlikte yorumu yazılmayı bekleyen tam tamına 16 kitap olmuş. Hem yeniden başlamak hem de yeni yıla temiz bir sayfayla girmek adına kalan 16 günde tüm kitap yorumlarını paylaşmaya karar verdim. Böylece yeni yılda yeni kitaplar yeni yorumlar...  

Yakında bir de klasikleşmiş yeni yıl dilek listesi gelecek :)

15 Eylül 2015 Salı

Blog Taşıma ve Google Plus Hakkında

Pek çok kişi Google Plus kullanmaya başladı. Google ürünlerinin hayatımızdaki yeri gün geçtikçe artıyor. Ben de akıma uyup Goggle Plus'a geçiş yaptım.

Bu yenilikle birlikte bir kısmınızın fark ettiği bir değişiklik oldu blogumda. Önceden 'birkitapsever' olarak yayınladığım yazı ve yorumlar artık kendi ismimle yayınlanacak.

Bir diğer konu ise çok uzun zamandır düşündüğüm, blogumu diğer gmail adresime taşımak. Bu yüzden Google Reader larınızda bir süre görünmeyebilirim ya da isim değişiklikleri olabilir. Beni yeni izleyici olarak görürseniz kafanız karışmasın.

Daha verimli ve yoğun çalışmalı postlar için birkaç değişiklik yapmış oldum böylece.
Eski gmail hesabımı sildiğim için tüm fotoğraflar silindi malesef. Çok kısa süre içerisinde tüm yayınlar fotoğraflarıyla güncellenmiş olacak. Umarım bu taşıma, değişim esnasında başka bir kayıp olmamıştır.

'Merve Tayız' ismiyle yeni post ve yorumlarda görüşürüz,
Google Plus hesabımı da takibe almayı unutmayın
(:


14 Eylül 2015 Pazartesi

Küçük Arkadaşım 'Bir Kalem Bir Silgi' Projesi


Siz de bir zarf yaparak küçük arkadaşınızı sevindirin...

Projeye destek vermek için ihtiyacınız olan tek şey zarf içine koyulacak şeyler. Ne eksik ne fazla. Proje kapsamında istenenlerin dışında başka hiçbir şey kabul edilmiyor. Fakat istediğimiz sayıda zarf göndermek serbest.

Çocukların gülümsemesini bir kat daha arttırmak için zarfınıza mektup da ekleyebilirsiniz :)

Toplanan zarflar ihtiyacı olan köy okullarına gönderiliyor. Siz de destek olmak isterseniz yapmanız gerekenler basit. Ayrıca çevrenizde desteğe ihtiyacı olan okul varsa da iletişime geçerek yardım isteyebilirsiniz.

Projenin görünürlüğü ne kadar artarsa zarf sayısı da o kadar artar.
Destek için bloglarınızda projeyi duyurabilirsiniz :)

Detaylar proje afişinde.

1 Eylül 2015 Salı

Dönüşüm ~ Franz Kafka

Pinuccia' nın #kısakitaplarfestivali sayesinde Dönüşüm'ü okumaya karar verdim ve böylece tanıştım sonunda Kafka'yla.

Dönüşüm; yıllardıır adından çokça söz ettiren, hakkında uzun uzun yazılar, eleştiriler, derinlemesine incelemeler yazılan kitap.

1915'te yazılan eser Değişim adıyla biliniyor aslında. Fakat sonradan, benim de okuduğum çevirinin sahibi, Ahmet Cemal, 'Dönüşüm' başlığının eseri daha iyi açıkladığı gerçeğiyle çeviriyi bu isimde yayınlıyor. Dış kaynaklara bakıldığında da bu düzeltmenin yerinde olduğu bir gerçek.

"Gregor Samsa'nın bir sabah kendini yatağında bir böcek olarak bulması, salt bir değişim değil fakat 'başkalaşım'dır O, insanlığını koruyarak bazı değişiklikler geçirmemiştir; artık farklı bir canlı türü olmuştur."

Bu paragraf da neden 'Değişim' değil de 'Dönüşüm' kelimesinin kullanıldığının bir açıklaması aslında.

Kitabın ana karakteri Gregor Samsa, ailesinin geçimini büyük ölçüde üstlenmektedir. Bir sabah yatağında büyük bir böcek olarak uyanır. Fakat değişen yalnızca dış görünüşüdür. Duyguları, düşünceleri hala eski Gregor'a aittir. Önce bunun bir rüya olduğunu düşünür, fakat sonra gerçeği fark eder.

İletişim kurmak isteyen Gregor'un yapabildiği tek şey anlamsız sesler çıkartmaktır. İlk zamanlarda sorumluluğunu kız kardeşi Grete üstlenir. Fakat Grete zamanla bu durumdan bunalır. Dönüşüm öncesi oğluyla ilgilenen annesi ise odasına bile giremez olmuştur. Gregor'un babası Bay Samsa'ya gelince, o da dönüşümden sonra geçimlerini sağlamak için çalışmak zorunda kalır.

Gregor'un dönüşümüyle başlayan bu olay aslında bütün aileyi değiştirmiştir. Kitap hakkında yazılan bazı incelemelerde asıl dönüşümü geçirenin Grete olduğundan da bahsedilmekte.

Kitap bittiğinde Dönüşüm'e dair çözümlemelerin en azından birkaçını incelemeyi unutmayın. Böylece Kafka'nın mesajını daha iyi anlayacak, karakterleri daha iyi analiz edeceksiniz.

Biraz karmaış göründüyse de korkmayın, çok çabuk biten, yazarın sade bir dil kullandığı bir kitap Dönüşüm.


27 Ağustos 2015 Perşembe

Bepantholle Gücünü Göster


Geçtiğimiz hafta, içi dolu dolu bir paket ulaştı elime. Trnd Türkiye ve Bayer ortaklığında #bepanthollegücünügöster projesi başladı. Bana da kendim ve çevremdekilerin deneyimlemesi için bu güzel paket geldi.

Paketin içinde;
- 1 adet büyük boy Bepanthol krem
- 40 adet deneme boy Bepanthol krem
- 20 adet önemli bilgiler kitapçığı
- Pazar araştırması anketleri
- Proje kitapçığı
bulunuyor.

Biraz üründen bahsedelim şimdi:

6o yıllık geçmişe sahip Bepanthol Cilt Bakım Kremi içeriğide pro-vitamin B5 barındırıyor. Yani cildi yumuşak, pürüzsüz ve nemli tutuyor. Hızlı emilen bir yapısı var ve paraben içermiyor. Ürün tanıtımında yer alan bilgiler bunlar.

Peki nasıl mı kullanılıyor?
Önce yüzümüzü ya da uygulayacağımız bölgeyi yıkıyoruz. Temiz bölgeye ince tabaka halinde sürüp emilene kadar masaj uyguluyoruz. Cildi nemlendirmek için her gün bir kere; dökülme, kızarma veya çatlaklara uygularken de günde birden fazla uygulanabiliyor.

Gelelim benim ürün hakkındaki yorumlarıma:
Bepanthol cilt bakım kreminin en sevdiğim özelliği günlük nemlendirici olarak kullanılması oldu. Yağlı bir cilde sahip olmama rağmen yaz, deniz derken cildim kurumaya başladı. Ürünü daha çok deniz sonrası kullandım ve cildimin nem ihtiyacını karşıladı.

Kremin yapısı fazla yoğun değil. Bu da hem uygulamayı kolaylaştırıyor hem de emildikten sonra yüzümde tabaka halinde bir his bırakmıyor.

Bepanthol Cilt Bakım kremi günlük nemlendirici olarak kullanmaya devam edebileceğim ve cildimin nem ihtiyacını karşılayabilecek bir ürün oldu.

Ürünü sadece yaz sezonunda kullandığım için kışın soğuk günlerinde etkisi ne olur bilmiyorum tabi. Yine de mevsime göre ek ürünlerle her sezon kullanılabilir diye düşünüyorum. Denemeye devam edip görelim :)

+ Bepanthol aynı zamanda Bebekler için ekstra koruma pişik kremi ve 3 ayrı cilt tipine göre vücut losyonuna da sahip.


Ürünün fiyatı ise;

Bepanthol Cilt Bakım Kremi (100 gr) : 24,90 TL
Bepanthol Cilt Bakım Kremi (30 gr) : 9,90 TL

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Uçurtmanın Kuyruğu

İşte bir tiyatro yazısı!

Bir proje için çocuklarla sahnelenecek bir tiyatro metnine ihtiyacımız var. Arkadaşlar Oktay Gürsoy'a ulaşıp ondan rica etmişler. Görüşme sonrası bize anlatıyorlar konuşmalarını. Çok ilgili, çocukların yer aldığı projelere destek veren biri. Daha sonra çektikleri fotoğrafı gösteriyorlar. O kadar tanıdık geliyor ki ama çıkaramıyorum. Tiyatro oyunuyla karşılaşmadan önce birden geliyor aklıma. Hatırla Sevgili'nin Salim'i. Ekrana kilitlenir, iki buçuk saat karşısından kalkmazdım. Kaç yıl geçti üzerinden ama hala bazı replikleri aklımda.

Ekipçe oyununa gitmeye karar veriyoruz. Uçurtmanın Kuyruğu. Ankara Kentpark Sahne'de. Öncelikle oyunun konusu bana göre çok çok iyi. Çocukluğunu çocuk olarak yaşayamamış bir adam. Onun baskıcı babası. Babasının sıkı disipliniyle yetişmiş. Bu disiplin öyle bir hal alıyor ki iş intihara kadar varıyor. Arkasında bırakacağı veda mektubunu yazdıktan sonra beklenmedik bir misafir geliyor ve oyun asıl şimdi başlıyor.

Hayatı hakkında pek çok şeyi bilen bu misafir planlanan intiharın önüne geçmiştir. Zamanda bir yolculuğa çıkarlar. Babasının tutumu, çocuğun hissettikleri, vaktin geç olmadığı ve isterse hayatını değiştirebileceği.

Yalnız konu değil oyunculuklar da öyle iyiydi ki. Oktay Gürsoy ve Kadir Tırpan'dan oluşan kardo bize pek çok duyguyu hissettirdi. Otoriter babanın sözleri karşısında bizde gerildik. Hayatı hafife aldığı sahnelerde kahkahalara boğulduk resmen.

Büyük tat alarak izlediğimiz oyunun sonunda Oktay Gürsoy'la kısacık bir konuşmamız oluyor. Onları yormama adına uzun tutmuyoruz. Sahnede de sahne arkasında da hayat dolu, anlayışlı biri olduğunu belli ediyor.

Oktay Gürsoy'u izlemek de onun desteğini almak da çok keyifliydi.
Bir kez daha teşekkürler buradan :)





14 Ağustos 2015 Cuma

Tatile Doyamadım

Son 1 ayın özeti resmen şu cümle: Tatile Doyamadım !

Okulun ders kaydı tarihi açıklanmış: 7 Eylül. Bu da demek oluyor ki tatilde son 1 ay. Bu yıl nasıl yorulmuş, bıkmışsam sürekli tatil yapasım var. Ankara, dersler, soğuk... Tüm o yoğunluk şimdiden gözümde büyüyor.

Biraz tatilden bahsedeyim. Blogla çok sık ilgileneceğim, kütüphanemdeki mesleki kitapları bitireceğim dedim, yine yapamadım. Ama tatilin keyfini çıkartmıyorum desem yalan olur şimdi.

Neler mi yaptım? İlk durak İzmir. Üç dört gün gezmeler. Sonra başlasın asıl tatil: Akyaka. Denizin tadını çıkarmalar, kafa dinlemece. Sonra kız kıza Bodrum tatili. Hareketli mi hareketli. Ardından kuzenlerimin sünnet düğünü için memlekete, oradan da hemen Ankara. Ev taşıdım geldim. Şimdi yine Muğla. Hafta sonu ise en yakın arkadaşım, 15 yıllık dostum bana geliyor tatil için :)

Denizin, kitap okumanın, uyumanın, gezmenin tadını çıkarıyorum ama doyamıyorum yine.
Şimdi ise son bir ay. İyice enerji depolamalı ki Ankara'da yetsin önümüzdeki yaza kadar
(:

9 Temmuz 2015 Perşembe

Ulucanlar Cezaevi Müzesi

2 yıldır Ankara'da olup da bir türlü gidemediğim bir yerdi Ulucanlar Cezaevi Müzesi. İçinde olduğum bir proje sayesinde bir gün ekip arkadaşlarıyla gitmeye karar verdik. Sonra da hepimiz niye şimdiye kadar gelmemişiz dedik tabii.

Şimdi biraz cezaevinin tarihinden bahsedeyim çok kısaca. Sonra da sizi fotoğraflarla baş başa bırakayım.
Ulucanlar Cezaevi, 1925 yılında ülkenin ilk cezaevi olarak inşa edilmiş. 2006 yılında kapatılmış ve 2009'da restore edilmek amacıyla Altındağ Belediyesi'ne devredilmiş. 15 Haziran 2011 tarihinde de müze olarak yeniden kapılarını açmış.

Müze Pazartesi günleri dışında açık. Tam bilet 5, öğrenci ve öğretmen ise 2 TL. Ulaşım ve müze hakkındaki pek çok bilgi web sitesinde mevcut.


Turumuza başlayalım o halde;

İlk Hilton Koğusu karşılıyor bizi. Bu koğuşta pek çok ünlü isim kalmış. Diğer koğuşlara kıyasla daha iyi durumda, o zamanlar için oldukça boş bir arazi de olsa manzarası var.



                    






Sırada Tek Kişilik Hücreler kısmı var ki bizi en çok etkileyen yer. Bir insanın geçebileceği darlıkta bir koridor düşünün. Oldukça loş, neredeyse karanlık bir aydınlatma var. Sağlı sollu hücreler. Koridora girdiğinizde sizi türkü, çığlık, isyan pek çok ses karşılıyor. Sonra eğilip bir hücrenin parmaklıklarından içeri bakıyorsunuz. Seslerin de etkisiyle ürpermenizi arttıracak bir ortam. Bazı hücrelerin kapısı açık. İçeri girip o atmosferi daha yakından hissedelim diye. Bir arkadaşımla bile zar zor girebiliyorum tedirginlikten. Küçük bir mekan, dört duvar. Köşede ihtiyacını gidermek için düz, alçak bir taş ve küçük bir çeşme. Hepsi bu.






Bir diğer bölüm ise koğuşlar. Pek çok kişinin kaldığı bu yerde, ünlü isimlerin bazı bilgilerinin yazılı olduğu levhalar var.








Avluda ve bazı koridorlarda ise geçmişe ait bazı fotoğraf ve haberler sergileniyor.




 

       

      





Bir diğer koğuşta ise tanınmış kişilerin özel eşyaları sergileniyor.












Ve en son da çekilen acıların tanıklığını yüzümüze vururcasına duran dar ağacı ve infazı gerçekleştirilen kişilerin listesi var.







Gezerken içimde taşıdığım sıkıntıyı bu yazıyı hazırlarken de hissettim. Neler yaşanmış meğer bu topraklarda. Bunu biraz olsun hissedebilmek adına güzel bir gezi oldu bu. 

Müze hakkında bahsedilecek birkaç yer, yayınlanacak pek çok fotoğraf ve konuşulacak onca konu daha var aslında. Ama yazıyı fazla uzatmak istemedim. İyisi mi imkanınız varsa gidin yerinde görün. 

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Sefiller ~ Victor Hugo

Bir kitapsever olmama rağmen dünya klasiklerine karşı hep önyargım oldu. Sanırım bunun sebebi ilk klasik kitaplarımı yanlış seçmemdi. Sonra bu ön yargı 'İki Şehrin Hikayesi' ile kırılır gibi oldu. Ben de ikinci şansı yıllardır kitaplığımda duran ve çok merak ettiğim Sefiller'e verdim.

Kitabın en çok dikkatimi çeken yönü dilinin sade olması oldu. Klasiklere has uzun cümleler, abartılı betimlemeler yok. Sanıyorum bunda en büyük rol çevirinin. Zira dört ciltlik olanı da var kitabın. Diğer yayınlarda da incelemek gerek.

Kitabı okuma zamanımın sosyoloji çalışmalarından hemen sonra olması da güzel bir tesadüf oldu. Günlerce yoksulluğun ortaya çıkışı ve nedenleri, zenginlik konularına çalışıp dünya üzerindeki örneklerine baktık. Sefiller ise klasik de olması yönüyle konunun bazı yönlerini taçlandırmış oldu.

Gelelim kitabın konusuna;
1800'lü yılların Fransa'sı. 19 yıl kürek mahkumluğu yapmış Jean Valjean. Hapis hayatı onu bambaşka birine çevirir. Dışarı çıktığında Madeleine Baba ile karşılaşır ve hayatının akışı değişir.

Jean Valjean, Cosette, Marius üçgeninde geçen romanda pek çok güçlü yan karakter de var. Yoksulluk, adalet, sadakat gibi pek çok kavram derinlemesine işlenmiş.

Kitabın en önemli noktası ise suç kavramı bana göre. Suçun tanımı nedir, koşullara göre değişkenlik gösterir mi, yasaların etkisi nedir? gibi soruları bir kez daha düşündürüyor. Bunun örneği ise, koşulları gereği fırından ekmek çalmak zorunda kalan Jean Valjean'ın durumu. Bu soru oldukça kısıtlı kaldı tabii şu an. Koşulları neydi, başka yollar denedi mi, yaptırımı ne oldu gibi pek çok sorunun cevabı kitapta.

Dram, macera, aşk, polisiye tüm bunları bulabileceğiniz bir klasik Sefiller.
Herkesin kitaplığında bulunması gerekenlerden.
Şimdi sıra filminde.

Yazıyı bitirmeden internette karşıma çıkan şu küçük notu paylaşayım sizlerle:

Sefiller, bir nevi toplum aynası görevi görür. Jean Valjean üzerinden ölüm cezasının yanlışlığı gösterilir; Cosette, çocuk işçileri eleştirmek için yaratılmış bir karakterdir; Fantine ise kadınların yaşayışını, ahlaksızlığa itilişini insanlara gösteren karakterdir.

7 Temmuz 2015 Salı

Ebay İlk Alışveriş

Uzun süredir takip ettiğim bir siteydi Ebay. Pek çok blog ve sitede alışveriş ile ilgili detayları okuyunca ben de alışveriş yapmaya karar verdim.




En güzel özelliği pek çok ürünün ücretsiz kargo ile gelmesi. Fiyatlar ise oldukça uygun. Pek çok ürünün Türkiye'de üç katına satıldığını gördüm. Hem de birebir aynısı. Tek dezavantajı ürünün gelmesi 2-3 hafta sürüyor. Eğer aceleniz yoksa bu da o kadar önemli değil.

İlk alışverişim kırtasiye aşkımın yansıması :)
10 tane renkli pilot kalem. Desenleri birbirinden harika hem de ince uçlu. Fiyatı ise yaklaşık 6-7 tl'ydi.

Bir de yanında intersportta dikkatimi çeken bobble su şişesinden aldım. O da sanırım 5-6 tl'ydi. Martha Stewart'ta bu üründen kullanıyormuş :) 300 kullanımlık karbon filtreye sahip. Benim için cam şişenin yerini tutmasa da dışarı çıkarken yanıma alabileceğim kullanışlı bir ürün.

Alışverişimde hiç sıkıntı yaşamadım. 15-20 gün arasında da elime ulaştı. Darısı ikinci alışverişe :)

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Kürk Mantolu Madonna ~ Sabahattin Ali

'Seninle şöyle bir oturup konuşamadık' diyor Sabahattin Ali.

Kürk Mantolu Madonna hepimizin hakkında bir şeyler duyduğu bir klasik. Kitaplarla arası pek iyi olmayanların bile bildiği bir roman. Hal böyle olunca, bir de bu eser Sabahattin Ali'nin ise büyük bir beklenti ile başlıyorsunuz kitaba.

Konusundan bahsedecek olursak, kitap Maria Puder ve Raif Efendi'nin ilişkisini anlatır. Raif Efendi'nin Berlin'deki bir sanat galerisinde gördüğü tabloyla başlar her şey. Tablonun sahibi Maria Puder ile tanıştığında hayatı değişir. Biraz daha derin anlatmak istiyorum aslında kitabın konusunu. Ama ne kadar çok anlatırsak o kadar eksilecek gibi hissediyorum anlamı. O yüzden siz en iyisi alın okuyun.

Roman sadece bir aşk hikayesini anlatmıyor, aynı zamanda Sabahattin Ali'nin ustalığıyla dönemin eleştirisini de barındırıyor. Karakterlerin özelliği, aile yaşantısı, toplumun düşünceleri... Dili ve anlatımı ise bir o kadar akıcı, içten. Yazarın diliyle karakterlerin duygularını içinizde hissediyorsunuz.

Her kitabın altı çizilmesi gereken cümleleri olur ya hani. Emin olun bu kitapta onlara fazlaca rastlayacaksınız.

Herkesin tadına bakması gerekenlerden Sabahattin Ali kitapları
Ve bir klasik Kürk Mantolu Madonna
Sıra diğer kitaplarında 
(:


12 Haziran 2015 Cuma

Başlasın Tatil

1 haftadır evimdeyim !

Ders notlarımın da açıklanmasıyla tam anlamıyla tatil başladı. Bana bile sürpriz olan yüksek notlarla enerjim tavan yaptı desem yeridir.

İlk yıl Ankara'ya iyice bağlanıp burada yaşarım ben okul bitince de derken, bu dönem resmen soğudum Ankara'dan. Sınavların bitmesiyle arkama bakmadan kaçtım evime. Siz düşünün artık nasıl yoğun geçti.

Bir haftadır ise evimin, tatilin, Muğla'nın tadını çıkarmaktayım.

Tatil için ilk planım resmen aylaklık yapmaktı. Yaptım da. Ama bir hafta yetti sanırım bunun için. Yavaştan sıkılmaya, kendime meşguliyet aramaya başladım.

Öyle hissediyorum ki bu yaz harika geçecek.

Yapmak istediğim pek çok şey var. Bunlardan ilki blog hakkında. Bu dönemi nasıl bitirdim, çalıştığım projeler, yazın neler yapıyorum... Dopdolu yazılar paylaşmak, bir yandan da blogu düzenlemek istiyorum.

Evimi, tatili, blogu, sizleri çok özlemişim :)


28 Mayıs 2015 Perşembe

Patricia Kuhl: The linguistic genius of babies

Patricia Kuhl: Bebeklerin dilbilimsel dehası

Dil Gelişimi dersi için araştırma yaparken Patricia Kuhl ile karşılaştım internette. Sonrada bu güzel TED konferansı ile.

Daha önce de TED ile ilgili bir yazı yayınlamıştım ve izlediklerimi burada paylaşacağımı yazmıştım.

Gelelim bu konferansın konusuna,

Dil edinimi ve ikinci dil konusunu anlatan konferansın en güzel özelliklerinden biri Türkçe alt yazı seçeneğinin bulunması.

Konferansta, dilin kritik öğrenme sürecinden bahsediliyor. Seslerin öğrenimi ile ilgili deneyler ve çalışmalar anlatılıyor. Bebeklerin tüm dünyadaki tüm sesleri ayırt edebildiği, fakat yaklaşık 8. aydan sonra dile bağlı dinleyicilere dönüştüğü de çalışmalarla kanıtlanan bir bilgi.

Deney ve kontrol grubu ile yapılan çalışmalar ve manyetoensefalografi (MEG) beyin görüntüleme tekniği ile desteklenen araştırma bizi beyin ve dil gelişimi konusunda pek çok konuda aydınlatıyor.

Dil gelişimi ile ilgilenenler gözden kaçırmamalı:)


14 Mayıs 2015 Perşembe

Hayatın En Yoğun Dönemi

Sonunda masama oturup elimde bitki çayım yazmaya başlıyorum.

Projeler, vizeler, ödevler derken bir dönem bitiyor. Hayatımın en yoğun, en yorucu geçen dönemi. Üniversiteye giriş sınavına hazırlanırken bile tatili bu kadar dört gözle beklememiştim. Her gün tatil gelsin, okul bitsin sözleri dilimde.

Bir yanda gönüllü çalıştığım projeler, bir yanda da beni en çok yoran sorumluluğunu yürüttüğüm işler. Bittiğinde iyi ki burada da bulunmuşum dedirten, çalışırken yorgunluktan bitiren çalışmalar.

En verimli dönemimi yaşadım, çok farklı deneyimlerde bulundum. Ama resmen tükendim arkadaşlar. Buna rağmen daha dinlenmeden yapacaklarım işleri düşünmeye başladım. Yazılmayı bekleyen 12 kitap yorumu gibi mesela. Anlatılacak projeler, dönem sonu raporları...

Tüm bu yoğunluğa rağmen bin tane iş yapacağım diye düşünüp bazılarını bitirebildiğim bir dönem bitmek üzere.

Tam 3 hafta sonra gelsin tatil !

Şu an tek isteğim deniz kıyısında oturup o huzurlu sessizliği dinlemek.

Bu yaz çok güzel olacak :)

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar “Biz Mektup Yazardık” Sergisi’nde!

İş Sanat Kibele Galerisi’ndeki “Biz Mektup Yazardık” Sergisi geçmişi günümüze taşıyor.
Bursa’nın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım burda  yatıyor


İşte mürekkep bu dizelerdeki gibi damlar Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kaleminden… Sanatçı, 64 yıllık hayatına sığdırdığı sanat tutkusunu, aşklarını, sevinçlerini, hüzünlerini, dostluklarını çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Anadolu’nun naifliğiyle yakın dostu Nâzım Hikmet’e yazdığı bu dizelerdeki gibi aktarır kâğıda ve tuvallere… Onun şiirlerindeki ve tablolarındaki narlar, dutlar, ayvalar kimi zaman sevdiği kadına duyduğu özlemi kimi zamansa amansız bir kara sevdayı anlatır. Babasından Batı Edebiyatı’nı, annesinden Yunus Emre’yi, Karacaoğlan’ı öğrenen sanatçı Anadolu’nun toprak damlı evlerinden, İstanbul’un martılarından, köpüren denizinden, Âşık Veysel’in sazından dem vurur…
Bedri Rahmi Eyüboğlu iç dünyasını tuvallere ve şiirlere aktarırken sanat, edebiyat, siyaset ve iş dünyasının önemli isimleriyle gerçekleştirdiği, yaşadığı döneme ışık tutacak mektuplaşmaları da tarih yolculuğundaki yerlerini alıyor.  Güzel Sanatlar Akademisi’nde başlayıp Paris’te süren eğitim hayatından, resim tutkusunun peşinden gittiği Anadolu’daki yurt gezilerine kadar sanatçının yaşamından birçok kesiti yansıtan mektuplar, “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi ile İş Sanat Kibele Galerisi’nde ilk kez gün yüzüne çıkıyor.
Sergi, hem sanatçının kaleme aldığı hem de kendisine gelen yüzlerce mektubun Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından uzun soluklu ve titiz bir çalışma ile kitaplaştırılmasına paralel olarak hayata geçiriliyor. Sanatçının gelini Hughette Eyüboğlu’nun hazırladığı, editörlüğünü Rûken Kızıler’in üstlendiği kitabın ve serginin tasarımı Emre Senan tarafından gerçekleştirildi.
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Avrupa’da öğrenci olduğu günlerden Akademi’de öğretmen olduğu günlere pek çok anıyı barındıran mektuplar, orijinal olarak sahiplerinin kendi ifadeleriyle ve kendi imzalarıyla ziyaretçilere ulaşıyor. Sadece ressam ve şair olarak değil mozaik, seramik, vitray ve yazma sanatçısı, heykeltıraş, öğretmen ve yazar kimlikleriyle de sanatımıza kalıcı eserler bırakan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun pek çok isimle sürdürdüğü yazışmaları aynı zamanda sanatçılar arasındaki kuvvetli bağı da gözler önüne seriyor. Her biri tarihi belge niteliğindeki mektuplar; sanatçıların o dönemde yaşadığı ekonomik sıkıntılara dair fikir verirken, yaşanan zorlu koşullara rağmen gerçekleştirdikleri idealleri ile tarihe not düşürebilmeyi başarmış bu insanların umutlarını yitirmediklerini de en iyi şekilde ortaya koyuyor.
Sanatçının Nâzım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar, Fikret Muallâ, Âşık Veysel, Adalet Cimcoz, Orhan Veli Kanık, Necip Fazıl Kısakürek, İbrahim Çallı, Andre Lhoté, Fahrünisa Zeid, Abidin Dino, Reşat Nuri Güntekin, Cemal Tollu, Nurullah Berk ve Arif Kaptan ile mektuplaşmalarının her biri ziyaretçilerde ayrı bir tat bırakmayı vaat ediyor. İş dünyasının önde gelen isimleri Vehbi Koç ve Nejat Eczacıbaşı’nın mektupları da Eyüboğlu arşivinin önemli parçaları arasında yer alıyor.
Serginin bölümlerinden biri de Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yaşamını şekillendiren iki kadın, eşi ressam Eren Eyüboğlu ve büyük aşk yaşadığı, “Karadutum” dediği Mari Gerekmezyan ile mektuplaşmalarından oluşuyor. Eren Eyüboğlu, büyük aşk yaşadığı Karadut’u sonsuzluğa uğurladıktan sonra eşinin elini bırakmayarak o zor günleri atlatmasına ve resme odaklanmasına yardımcı olacak kadar güçlü iken, diğer taraftan Mari Gerekmezyan ise ölümünün ardından bile gözlerini yaşartacak kadar sevdalı olduğu bir isim.
64 yıllık yaşamına çok şey sığdıran Bedri Rahmi… 
İş Sanat Kibele Galerisi’nde çağdaşlarıyla yazışmalarının ilk kez gün yüzüne çıktığı “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi ile anılan sanatçının hayat hikâyesi Trabzon’da başlar. Takvimler 1911 yılını gösterdiğinde Görele Kaymakamı Mehmet Rahmi Bey ve Lütfiye Hanım’ın ikinci çocuğu olarak hayata merhaba der. Asıl adı olan Ali Bedrettin, zaman içinde önce Bedir’e sonra Bedri’ye dönüşür.  Babasının görevi dolayısıyla yerleştikleri Trabzon’daki lise resim öğretmeni ünlü ressam Zeki Kocamemi tarafından keşfedilir. Sanatçı yine bu dönemde edebiyata da merak salar ve ilk şiirlerini yazmaya başlar.
1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne giren Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı gibi Türk resminin mihenk taşlarının öğrencisi olma şansına erişir. Edebiyata olan ilgisinin üzerine düşer ve Ahmet Haşim’den estetik ve mitoloji dersleri alır. 1930’larda hayat onu bu kez Fransa’ya götürür. Dijon ve Lyon’da bir yandan çalışarak Fransızcasını geliştirmeye çalışırken, bir yandan da Gauguin, El Greco, Cezanne gibi beğendiği ressamların eserlerini kopya eder. Sanatçı, ileride hayatını birleştireceği Ernestine Letoni (Eren Eyüboğlu) ile de Fransa’da tanışır. 1940’lı yıllara gelindiğinde kalbine “kara saplı bir bıçak” gibi saplanan Mari Gerekmezyan girer. Asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelen Mari Gerekmezyan, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapar, sanatçı bu büste duyduğu minneti Mari’nin çeşit çeşit portrelerini yaparak ve ona şiirler yazarak yanıtlar. Artık bütün İstanbul ve elbette Eren Eyüboğlu bu tutkulu aşktan haberdardır. Bedri Rahmi Eyüboğlu 1975 yılındaki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı aşkla, resimle, edebiyatla, dostlarıyla, dönemin önde gelen kültür ve düşünce insanlarıyla bir arada geçirir.
Meraklıları için 5 Mayıs - 20 Haziran arasında İş Sanat Kibele Galerisi’nde ziyaret edilebilecek “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi, sanat ve kültür tarihimizde eşine az rastlanır bir iz bırakmayı vaat ediyor. Sergide orijinal el yazılı mektuplar ve sanatçının çizimleriyle süslediği desenli zarfların yanı sıra mektuplaşılan isimlerin Bedri Rahmi Eyüboğlu tarafından yapılmış portreleri de yer alıyor. Serginin ziyaretçilerini güzel bir sürpriz de bekliyor. İsteyen katılımcılara, sanatçının desenleriyle hazırlanmış mektup ve zarflarla sevdiklerine yazma imkânı sunuluyor. Şimdi özlemle andığımız eski günlerdeki gibi mektup yazma zamanı!

Bir boomads advertorial içeriğidir.

26 Nisan 2015 Pazar

Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!

Soma İçin Bir Olduk:  Anka Küllerinden Yeniden Doğan bir Kuştur...
Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.
Soma’daki faciada 301 işçimizi kaybettik, olaydan yaklaşık 5 bin çocuk etkilendi. “Benim adım Esma, benim adım Sıla, benim adım Dilara, benim adım Abdurrahman… Biz bir robot yaptık. Grubumuzun adı Anka oldu. Anka küllerinden yeniden doğan bir kuştur.” Bilim Kahramanları Derneği’nin projesiyle çocuklar, bilim ve teknolojiyle meşgul oldular, acılarından biraz uzaklaşıp normal hayata döndüler.
Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.
Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

20 Nisan 2015 Pazartesi

Aylak Adam ~ Yusuf Atılgan

'Her şeye ''karşı'' duran, ''karşı'' çıkan, ''karşı'' olan bir adam... Aylak Adam... Bir adı bile yok. ''C'' diyor Yusuf Atılgan kısaca.'

4 mevsimde Aylak Adam'ın bir yılını anlatır kitap. Kendine ait bir işi yoktur. Geçimini sürdürebilir. Zengin değildir ama parası vardır. Kendine bazı işler bulur, bulduğu işler bile aylak adama özgüdür. Sonra bu işi 2-3 gün yapar. Yine eski Aylak Adam olur.

Aşkı arayan C.'nin hayatındaki iki farklı kadın vardır. İlki Güler, ikincisi ise Ayşe. Güler'de aradığı aşkı bulamaz. Ayşe ile daha karmaşık bir aşk serüveni vardır.

Yusuf Atılgan aylaklığı öyle bir anlatmış ki. Düşünün ki kahramana bir isim bile vermemiş.

Kitabın başlarında oldukça sıkıldım, bırakmamak için kendimi zorladım. Ama bir yerlerinde beni yakalayacağını hissettim. Sanırım yakaladı da. Aslında bir yerinde hepimizin kendini bulacağı bir yönü de var Aylak Adam'ın. Hem çok bizden hem de çok farklı bir kitap yazmış bence Yusuf Atılgan. Kitabı bitirdikten sonraki düşüncem, okumadım demeyin :)