9 Temmuz 2015 Perşembe

Ulucanlar Cezaevi Müzesi

2 yıldır Ankara'da olup da bir türlü gidemediğim bir yerdi Ulucanlar Cezaevi Müzesi. İçinde olduğum bir proje sayesinde bir gün ekip arkadaşlarıyla gitmeye karar verdik. Sonra da hepimiz niye şimdiye kadar gelmemişiz dedik tabii.

Şimdi biraz cezaevinin tarihinden bahsedeyim çok kısaca. Sonra da sizi fotoğraflarla baş başa bırakayım.
Ulucanlar Cezaevi, 1925 yılında ülkenin ilk cezaevi olarak inşa edilmiş. 2006 yılında kapatılmış ve 2009'da restore edilmek amacıyla Altındağ Belediyesi'ne devredilmiş. 15 Haziran 2011 tarihinde de müze olarak yeniden kapılarını açmış.

Müze Pazartesi günleri dışında açık. Tam bilet 5, öğrenci ve öğretmen ise 2 TL. Ulaşım ve müze hakkındaki pek çok bilgi web sitesinde mevcut.


Turumuza başlayalım o halde;

İlk Hilton Koğusu karşılıyor bizi. Bu koğuşta pek çok ünlü isim kalmış. Diğer koğuşlara kıyasla daha iyi durumda, o zamanlar için oldukça boş bir arazi de olsa manzarası var.



                    






Sırada Tek Kişilik Hücreler kısmı var ki bizi en çok etkileyen yer. Bir insanın geçebileceği darlıkta bir koridor düşünün. Oldukça loş, neredeyse karanlık bir aydınlatma var. Sağlı sollu hücreler. Koridora girdiğinizde sizi türkü, çığlık, isyan pek çok ses karşılıyor. Sonra eğilip bir hücrenin parmaklıklarından içeri bakıyorsunuz. Seslerin de etkisiyle ürpermenizi arttıracak bir ortam. Bazı hücrelerin kapısı açık. İçeri girip o atmosferi daha yakından hissedelim diye. Bir arkadaşımla bile zar zor girebiliyorum tedirginlikten. Küçük bir mekan, dört duvar. Köşede ihtiyacını gidermek için düz, alçak bir taş ve küçük bir çeşme. Hepsi bu.






Bir diğer bölüm ise koğuşlar. Pek çok kişinin kaldığı bu yerde, ünlü isimlerin bazı bilgilerinin yazılı olduğu levhalar var.








Avluda ve bazı koridorlarda ise geçmişe ait bazı fotoğraf ve haberler sergileniyor.




 

       

      





Bir diğer koğuşta ise tanınmış kişilerin özel eşyaları sergileniyor.












Ve en son da çekilen acıların tanıklığını yüzümüze vururcasına duran dar ağacı ve infazı gerçekleştirilen kişilerin listesi var.







Gezerken içimde taşıdığım sıkıntıyı bu yazıyı hazırlarken de hissettim. Neler yaşanmış meğer bu topraklarda. Bunu biraz olsun hissedebilmek adına güzel bir gezi oldu bu. 

Müze hakkında bahsedilecek birkaç yer, yayınlanacak pek çok fotoğraf ve konuşulacak onca konu daha var aslında. Ama yazıyı fazla uzatmak istemedim. İyisi mi imkanınız varsa gidin yerinde görün. 

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Sefiller ~ Victor Hugo

Bir kitapsever olmama rağmen dünya klasiklerine karşı hep önyargım oldu. Sanırım bunun sebebi ilk klasik kitaplarımı yanlış seçmemdi. Sonra bu ön yargı 'İki Şehrin Hikayesi' ile kırılır gibi oldu. Ben de ikinci şansı yıllardır kitaplığımda duran ve çok merak ettiğim Sefiller'e verdim.

Kitabın en çok dikkatimi çeken yönü dilinin sade olması oldu. Klasiklere has uzun cümleler, abartılı betimlemeler yok. Sanıyorum bunda en büyük rol çevirinin. Zira dört ciltlik olanı da var kitabın. Diğer yayınlarda da incelemek gerek.

Kitabı okuma zamanımın sosyoloji çalışmalarından hemen sonra olması da güzel bir tesadüf oldu. Günlerce yoksulluğun ortaya çıkışı ve nedenleri, zenginlik konularına çalışıp dünya üzerindeki örneklerine baktık. Sefiller ise klasik de olması yönüyle konunun bazı yönlerini taçlandırmış oldu.

Gelelim kitabın konusuna;
1800'lü yılların Fransa'sı. 19 yıl kürek mahkumluğu yapmış Jean Valjean. Hapis hayatı onu bambaşka birine çevirir. Dışarı çıktığında Madeleine Baba ile karşılaşır ve hayatının akışı değişir.

Jean Valjean, Cosette, Marius üçgeninde geçen romanda pek çok güçlü yan karakter de var. Yoksulluk, adalet, sadakat gibi pek çok kavram derinlemesine işlenmiş.

Kitabın en önemli noktası ise suç kavramı bana göre. Suçun tanımı nedir, koşullara göre değişkenlik gösterir mi, yasaların etkisi nedir? gibi soruları bir kez daha düşündürüyor. Bunun örneği ise, koşulları gereği fırından ekmek çalmak zorunda kalan Jean Valjean'ın durumu. Bu soru oldukça kısıtlı kaldı tabii şu an. Koşulları neydi, başka yollar denedi mi, yaptırımı ne oldu gibi pek çok sorunun cevabı kitapta.

Dram, macera, aşk, polisiye tüm bunları bulabileceğiniz bir klasik Sefiller.
Herkesin kitaplığında bulunması gerekenlerden.
Şimdi sıra filminde.

Yazıyı bitirmeden internette karşıma çıkan şu küçük notu paylaşayım sizlerle:

Sefiller, bir nevi toplum aynası görevi görür. Jean Valjean üzerinden ölüm cezasının yanlışlığı gösterilir; Cosette, çocuk işçileri eleştirmek için yaratılmış bir karakterdir; Fantine ise kadınların yaşayışını, ahlaksızlığa itilişini insanlara gösteren karakterdir.

7 Temmuz 2015 Salı

Ebay İlk Alışveriş

Uzun süredir takip ettiğim bir siteydi Ebay. Pek çok blog ve sitede alışveriş ile ilgili detayları okuyunca ben de alışveriş yapmaya karar verdim.




En güzel özelliği pek çok ürünün ücretsiz kargo ile gelmesi. Fiyatlar ise oldukça uygun. Pek çok ürünün Türkiye'de üç katına satıldığını gördüm. Hem de birebir aynısı. Tek dezavantajı ürünün gelmesi 2-3 hafta sürüyor. Eğer aceleniz yoksa bu da o kadar önemli değil.

İlk alışverişim kırtasiye aşkımın yansıması :)
10 tane renkli pilot kalem. Desenleri birbirinden harika hem de ince uçlu. Fiyatı ise yaklaşık 6-7 tl'ydi.

Bir de yanında intersportta dikkatimi çeken bobble su şişesinden aldım. O da sanırım 5-6 tl'ydi. Martha Stewart'ta bu üründen kullanıyormuş :) 300 kullanımlık karbon filtreye sahip. Benim için cam şişenin yerini tutmasa da dışarı çıkarken yanıma alabileceğim kullanışlı bir ürün.

Alışverişimde hiç sıkıntı yaşamadım. 15-20 gün arasında da elime ulaştı. Darısı ikinci alışverişe :)

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Kürk Mantolu Madonna ~ Sabahattin Ali

'Seninle şöyle bir oturup konuşamadık' diyor Sabahattin Ali.

Kürk Mantolu Madonna hepimizin hakkında bir şeyler duyduğu bir klasik. Kitaplarla arası pek iyi olmayanların bile bildiği bir roman. Hal böyle olunca, bir de bu eser Sabahattin Ali'nin ise büyük bir beklenti ile başlıyorsunuz kitaba.

Konusundan bahsedecek olursak, kitap Maria Puder ve Raif Efendi'nin ilişkisini anlatır. Raif Efendi'nin Berlin'deki bir sanat galerisinde gördüğü tabloyla başlar her şey. Tablonun sahibi Maria Puder ile tanıştığında hayatı değişir. Biraz daha derin anlatmak istiyorum aslında kitabın konusunu. Ama ne kadar çok anlatırsak o kadar eksilecek gibi hissediyorum anlamı. O yüzden siz en iyisi alın okuyun.

Roman sadece bir aşk hikayesini anlatmıyor, aynı zamanda Sabahattin Ali'nin ustalığıyla dönemin eleştirisini de barındırıyor. Karakterlerin özelliği, aile yaşantısı, toplumun düşünceleri... Dili ve anlatımı ise bir o kadar akıcı, içten. Yazarın diliyle karakterlerin duygularını içinizde hissediyorsunuz.

Her kitabın altı çizilmesi gereken cümleleri olur ya hani. Emin olun bu kitapta onlara fazlaca rastlayacaksınız.

Herkesin tadına bakması gerekenlerden Sabahattin Ali kitapları
Ve bir klasik Kürk Mantolu Madonna
Sıra diğer kitaplarında 
(: