24 Nisan 2016 Pazar

İstanbul Oyuncak Müzesi

Baharın neredeyse yazı hatırlatan bu sıcak günlerinde çocuğunuzla gidebileceğiniz bir yer önerisi var bu kez blogda :)

İstanbul Oyuncak Müzesi !

2005 yılında Sunay Akın tarafından kurulmuş müze. Öyle çok uğraşmış ki bu müze için, pek çok ülkeden tarihini yansıtan oyuncaklar getirmiş. Her katta geçmişten günümüze pek çok oyuncak var. Ziyaret eden her kişinin çocukluğunda mutlaka bir kısmını gördüğü oyuncaklar... Bebekler, dolgu oyuncaklar, uzay araçları, askerler... Benim en çok dikkatimi çeken minyatür oyuncaklar oldu. Öyle küçük detaylara sahip ki, örneğin bir mutfak tüm ayrıntılara sahip ve hepsi çok küçük. Resmen ince ince işlenmiş üzerine. Katları sırasıyla gezerken zamanda yolculuğa çıkmış hissine kapılıyorsunuz.

Bir de alt katta tatlı mı tatlı bir Müze Cafe var. Buraya girdiğinizde sanki evcilik oynarken misafirinize çay içmeye gitmiş gibi hissedebilirsiniz. Öyle şirin ki rengi, dekoru... Müzeye gitmişken uğrayıp bir çaylarını içebilirsiniz, ki bu esnada orada Sunay Akın ile karşılaşmanız da mümkün :)

Müzede aynı zamanda bazı tarihlerde etkinlik ve atölyeler de düzenleniyor. Web sitesine girdiğinizde bu detaylara ulaşmanız mümkün.

İster yetişkin olun ister çocuk bu geziden keyif alacağınıza emin olabilirsiniz.

Biz üşenmedik Ankara'dan gezi düzenledik oyuncak müzesine. Siz de İstanbul'a yolunuz düşerse
mutlaka uğrayın. Hele ki İstanbul'daysanız hiç kaçırmayın :)

Ben sizi en iyisi geziden müzeye ait bazı fotoğraflarla baş başa bırakayım
(:




















21 Nisan 2016 Perşembe

Hacettepe Üniversitesi Sağlık ve Sanat Şenliği


Ulaşmamız gereken öyle çok çocuk var ki

Sosyoekonomik durumu iyi olmayanlar, adalet sisteminde yer alanlar, ihmal ve istismar mağduru olanlar, ülkesinden göç etmek zorunda kalanlar, özel gereksinimli çocuklar...

Bunlardan biri de hastanede yatan çocuklar.

23 Nisan yaklaşmışken, bir yandan da bu yılki etkinliğimizin hazırlıkları sürerken size geçen yılki etkinliğimizden bahsetmek istedim: Hacettepe Üniversitesi Sağlık ve Sanat Şenliği

Çocukların yüzündeki gülümsemeyi görmek, onlara hastanede de olsa oyunun varlığını unutturmamak adına düzenledik etkinliği. Gönüllü ekibinde Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencileri olarak biz de vardık.

Önce konferans salonunda bir açılış yapıldı. Yataklarından kalkabilen çocuklar katıldılar ve çocuk şarkıları söylendi. Sonra iki gruba ayrıldık. Servisten çıkabilen çocuklar oyun odalarında hazırladığımız atölyelere geldi. Ebru, resim, kukla, origami gibi pek çok şey yaptık birlikte. Bir de serviste kalan çocuklar vardı. Risk grubunda bulunmayan çocukların yanlarında birebir etkinlik yaptık. Etkileşimli kitap okuma, kuklalarla oyun, parmak oyunları...

Bir de hazırlık süreci vardı tabii. Kısa bir ön eğitim aldık önce hastane sistemi ile ilgili. Sonrasında iki gün uyumadık onlara küçük hediyeler hazırladık. Etkinliğimizde kullanacağımız materyalleri oluşturduk. Yorgunluğumuza da değdi elbette.

Etkinlik sırasında fark ettiğim en güzel şey çocuk ve oyunun ayrılmaz olduğuydu. Oyuna daldığı an içinde bulunduğu durumu unutup mutlu olmaları öyle güzel ki. Burada da ebeveynlerin tutumu giriyor devreye. Çocuğunu ortama alıştırmak, kaygısını gidermek için yapabilecekleri en güzel şey aslında onlarla keyifli vakit geçirmek, sağlık durumunu göz ardı etmeden oyun oynamak.

Siz de bu 23 Nisan'da bir çocuğu sevindirin ve yüzündeki gülümsemeyi kaçırmayın :)

19 Nisan 2016 Salı

Sevdalinka ~ Ayşe Kulin

'Sevdalinka' listemdeki kitaplar arasındaydı. Ayşe Kulin'in yeni kitabı için Ankara'da düzenlenen bir imza gününde bu kitabı almaya karar verdim ben de. Uzun zamandır Ayşe Kulin okumamış bir okur olarak dilinden biraz uzak kalmıştım.

Kitabın ana konusu Bosna katliamı. Tarihi pek çok bilginin yanı sıra gazeteci olan Nimeta ve ailesi, kocası ile olan ilişkileri ve gazeteci olan Stefan ile arasındaki ilişkiyi anlatıyor kitap. 'Sevdalinka' kelimesi de Boşnak dilinde aşk şarkıları anlamında. 

Nimeta'nın hayatını okurken Boşnakların yıllarca yaşadığı zulme, en sevdiklerini kaybetmelerine tanık oluyoruz. Bir gazeteci gözüyle Nimeta ve Stefan yaşadıklarını aktarıyor. Şehirlerinin yağmalanışı, eşleri ve çocukları gözlerinin önünde öldürülenler, iş yerlerinin harabeye dönüşü, yiyecek ve içecek pek çok şeyi bulamama... Kitabın bir bölümünde de kamplardan bahsediliyor. Okuması gerçekten zor sayfalar. Yaşananların çarpıcılığı, şiddeti burada daha bir güçlü çarpıyor yüzümüze.

Kitabın anlatımı çok gerçekçi geldi bana. Yaşananlar bir bir canlandı sanki gözümde. Fakat kitabın yaklaşık ilk yarısı, devletin liderleri, aralarındaki politik ilişkilerin anlatıldığı bölüm ilgimi çekse de okumakta zorlandım. Bazen isim karmaşası yaşadım, bazen olaylar arasındaki bağlantıyı kurmada zorluk çektim. Fakat özellikle ilk yarıdan sonra çok hızlı ilerledi kitap ve kendimi daha çok kurgunun içinde hissettim. 

Olayların anlatımı hızlanmışken ve sonunu merakla beklerken bitti kitap. Sonu pek içime sinmedi benim. Sanki Nimeta'nın hikayesi yarıda kalmış gibi hissettim. Belki başka bir sonla bitse daha da severdim kitabı.

Özellikle Boşnakların yaşadıklarını anlamaya çalışmak için okunası bir kitap Sevdalinka.