24 Ağustos 2016 Çarşamba

Afacan Gençlik Evi


Size bugün çok sevdiğim bir mekandan bahsedeceğim: Afacan Gençlik Evi.

Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın düzenlediği bir eğitimde gittim Afacan Gençlik Evi'ne. Eğitimin konaklamalı olması nedeniyle iki gece kaldık. İzmir-Bergama üzerinde Yenişakran'da bulunuyor gençlik evi. Merkezden biraz uzak.

Pek çok kitleye ev sahipliği yapan mekan daha çok kültürlerarası buluşmalar ve eğitim grupları için oldukça tercih edilesi bir yer.

Size bu merkezi en iyi şekilde anlatabilmek için web sitesinden şu paragrafı aktarıyorum:

''Afacan Buluşma Merkezi, uzun yıllardır kültürlerarası gençlik buluşmaları düzenleyen Berlinli ve İstanbullu sosyal girişimcilerin yaşama geçirdiği, kar amacı gütmeyen bir düşüncenin ürünüdür.''


Farklı ülkelerden gruplar da geliyor, özellikle çocuklar. Biz gittiğimizde -yanlış hatırlamıyorsam- Almanların bulunduğu bir çocuk grubu vardı. Biz de 30 kişilik bir grup olmamıza rağmen eğitim sırasında hiçbir sıkıntı, çakışma yaşamadık.

Ekim ayında gittiğimiz için yine de oldukça sakindi merkez. Böylece hem manzaranın hem mekanın tadını çıkarttık. Manzara demişken hem denize gireyim hem de oturup saatlerce izleyeyim diyorsanız tam öyle bir yer. Dilerseniz havuz da var bu arada. Bir de oyun alanı var, langırt ve masa tenisi bulunan. Kitapseverler için bir güzellik de pek çok kitabın bulunduğu bir okuma odası olması. Eğitim ve toplantılar için düzenlenmiş bir de salon bulunuyor.



Geniş deniz manzarasının yanında merkezin yeşil alanı da oldukça büyük. Odalardan bahsedersek sade ve kullanışlı. Bizim kaldığım oda da çok temizdi. Odalarda duş da bulunuyor. Fakat güneş enerjisi kullanıldığı için gün içinde sürekli sıcak su bulma konusunda sıkıntı olabiliyor.

İşletme sahibi de çok sıcak. Sizi bir misafir gibi ağırlamaktan çok oralı gibi hissettiriyor. Alışılmışın biraz dışında bir tarzı da var bu konuda. Mesela yemeğinizi siz alıp masaya taşıyorsunuz, sonunda ise tekrar içeri taşıyorsunuz. Onların da belirttiği gibi ticari bir kaygıları yok. Bu nedenle herkesin, ziyaretçilerinin de, bu oluşumda bir payı bulunuyor.

Yemek demişken sabahları açık büfe kahvaltı var. Akşam ve öğle yemeklerinde ise mis gibi ev yemekleri çıkıyor. Çok fazla bir çeşit beklemeyin, fakat lezzetlerine diyecek yoktu.

Gittiğimiz ekibin de harika olması sebebiyle çok güzel iz bıraktı bende Afacan Gençlik Evi.

Eğer daha çok bilgi sahibi olmak isterseniz web sitesine göz atabilirsiniz.

Fotoğraflar Afacan Gençlik Evi sitesinden alıntıdır.


2 Ağustos 2016 Salı

Ayvalık - Cunda Adası

Balıkesir tatilini bitirmişken arayı soğutmadan bir yazı hazırlamak istedim :)

Bu yıl ilk defa Balıkesir'e gitme şansı buldum. Hal böyle olunca nerelere gidilir, nerede denize girilir, ne yemeden dönülmez gibi bir sürü şey araştırdık tatile başlamadan önce. 

Merkezde kaldığımız için tatil yerlerine ulaşım biraz sıkıntı oldu. Eğer kendi aracınız varsa benim önerim Balıkesir'e mutlaka arabayla gelmeniz. Pek çok yer görmek istiyorsanız bu önemli bir nokta. Çünkü tatil yerlerinin hepsi ilçelerde ve en az 150 km merkezden uzak diyebilirim.






En merak ettiğimiz yer ve ilk durağımız Ayvalık oldu. Merkezde deniz kenarında yürüdük, rastgele sokaklara girip dar yollarda eski evlerin arasında gezindik. Antikacılar, zeytinyağı satışı yapan butik dükkanlar, küçük restoranlar, kahveciler... Sıra geldi yemeğe. Ayvalık'a gelip de Ayvalık tostu yemeden tabi ki olmaz. Sahilin karşısındaki caddede Migros var. Hemen yanında ise Tostçular Çarşısı. Yan yana dizilmiş bir sürü tostçu. Daha gitmeden Avşar Büfe'nin adını duyduğumuz için orayı tercih ettik. Zaten Ayvalık tostunu seven biri olarak lezzetli buldum, fakat önceden yediklerinizden bir farkı var mı derseniz, yoktu. Biz yine de geleneği bozmayalım dedik. Eğer bir yerde dinleneyim, denizin tadını çıkarayım derseniz de sahil kenarında yan yana 3-4 mekan var. Biz Orfanos'u tercih ettik. Birer çay içip yorgunluğumuzu giderdik ve manzaranın keyfini çıkarttık.






Sıra geldi meşhur Cunda Adası'na. Sahilden -yanlış hatırlamıyorsam 15 dakikada bir- tekne kalkıyor adaya. İsterseniz tekne yerine otobüs de var. Otobüsün fiyatı 3, teknenin ise 5 tl. Biz gidiş ve dönüşte tekne tercih ettik. Yaklaşık 10 dk kadar kısa bir sürede adaya varıyorsunuz. İner inmez sahil kenarındaki dondurmacılar, balık restoranları, hediyelik eşya satan yerler karşınıza çıkıyor. 

Sahilde kısa bir yürüyüşün ardından Cunda'nın ara sokaklarına daldık. Renkli restoranlar, cıvıl cıvıl duvarlar, kapı önleri ve canlı renkleriyle pembe zakkumlar... Sonra karşımıza ünlü Karadeniz Pastanesi çıktı. Merak edenler için Vino Şarap Evi de aynı sokakta. Adada en çok bu sokağı sevdim sanırım ben. Çoğu kişi de aynı şeyleri düşünmüş olacak ki, sokakta çok fazla fotoğraf çektiren kişi vardı. Karadeniz Pastanesi'nde kısa bir mola vererek meşhur damla sakızlı kurabiyelerini tattık. Farklı çeşitleri olan kurabiyenin -sade ve fındıklıyı hatırlıyorum şu an- orijinalliğini bozmamak adına sadesini tercih ettim ben. Tadı oldukça yoğun olan bu kurabiyeyi damla sakızı seven biriyseniz denemelisiniz. Pastanenin peynirli dereotlu kurabiyelerini de bayılarak yedim, öneririm. Daha pek çok kurabiye, tatlı ve börek çeşidi de vardı. Önerim sipariş vermeden önce içeri girip tüm lezzetlere bakarak seçim yapmanız.






Kolaylıkla bulabileceğiniz Taş Kahve ise oldukça kalabalıktı. Eğer dilerseniz burada da oturup bir kahvesini içebilirsiniz. Biz buraya uğramadık. İçimde kalan en büyük şey ise adaya gelip balık yiyememek oldu. Adada papalina balığı oldukça ünlü. Pek çok mekanın önündeki menülerde bu ismi görebiliyorsunuz. Fiyatlar genellikle 10-15 tl arasında. Kurabiyeleri fazla kaçırınca balığa yer kalmadı malesef.

Gidemediğimiz ve aklımda kalan bir diğer yer ise Tepedeki Değirmen. Adaya gelirken tekneden de göreceğiniz bu yer Sevim ve Necdet kitaplığı olarak kullanılıyormuş diye duyduk. Eğer adaya yolunuz düşerse burayı da listenize ekleyin derim.

Ama dondurma yemeden dönmedik elbette. Birbirinden farklı birçok çeşit mevcut. Benim en çok ilgimi çeken ise Santa Maria oldu. İçerisinde tarçın ve bisküvi parçaları var. Her ne kadar tereddüt etsem de tadına bakmadan geçemedim. Sonrası mı, dayanamayıp bir top daha istedim. Yediğim en farklı dondurmaydı diyebilirim, ben aromasını çok beğendim. Tadı ise hala damağımda. Eğer yeni lezzetlere açıksanız denemenizi öneririm. Mekanın ismini hatırlamıyorum fakat sahilde yan yana iki dondurmacı var. Bizim tercihimiz arkasında geniş bir yeri de bulunan bir işletmeydi ve oldukça kalabalıktı.

Cunda ile ilgili önemli bir nokta ise arnavut kaldırımları bence. Adanın yapısını koruyan bu güzel sokaklar yanlış ayakkabı tercih ettiyseniz sizin için biraz sıkıntı olabilir. O yüzden bence spor ayakkabı, hiç olmadı rahat bir sandalet giymeyi tercih edin, terlikten kaçının derim.

Adadan merkeze yarım saatte bir -çeyrek geçe ve çeyrek kala- tekne kalkıyor. Dönmeden önce hediyelik eşya satan yerleri yeniden gezdik. Bu yerlerden biri de sahilin hemen karşısındaki Tarihi Çarşı denen yer. Magnetlerimizi almayı unutmadan teknenin yolunu tuttuk.



Sıradaki rota ise Sarımsaklı Plajı. Ayvalık Migros'un karşısındaki duraklardan Sarımsaklı'ya giden minibüsler var. Upuzun bir kumsalı var Sarımsaklı Plajı'nın. Duyduğumuza göre plajın uzunluğu 8 km. Denizi ise tertemiz. İki şezlong ve bir şemsiye 25 tl. Fakat kendi şezlongu ve şemsiyesini getiren de oldukça fazla kişi vardı. Hatta plajın en ön sırası tamamen böyle diyebilirim. Benim için denizin en güzel yanı ise kum olmasıydı. Aynı zamanda hemen derinleşmiyor da. Bir de deniz suyu sıcaklığı tam benlikti diyebilirim. Girer girmez suyun sıcaklığına alışıyorsunuz. Çok yakında bir de Badavut plajı varmış. Biz gidemedik, fakat oranın da oldukça güzel olduğu söyleniyor. Sarımsaklı için tek olumsuz eleştirim sahil kenarında yürüyememekti sanırım. İnsanlar denize o kadar yakın yerlemişler ki kumsala. Denize girmek için bile onları aşmanız gerekiyor. Durum böyle olunca da uzun sahilde rahatlıkla yürüme şansı olmuyor.

Gitmek istediğimiz yerlerden biri de Şeytan Sofrası idi. Gün batımını izlemek için gitmeye karar verdik, fakat sonradan değişen planlarla Edremit'e geçmemiz gerektiği için Ayvalık'tan ayrılmak zorunda kaldık. Eğer bu tepeye gitme imkanı bulursanız gün batımına denk getirmeye çalışın. Manzaranın çok güzel olduğunu söylemeyen yok. 

Gezi boyunca en çok dikkatimi çeken şey ise yerlerin yabancılaşmamış olmasıydı. Yerli halk daha fazla, tabelaların neredeyse tamamı türkçe, fiyatlar da gözlediğim kadarıyla uygun. Böyle bir yerde tatil yapmak bana kendimi daha iyi hissettirdi. Sonuçta kendi ülkende farklı bir dile bu kadar maruz kalmayı, pek çok şeye 3-4 katı ücret ödemeyi kim tercih eder.

Gördüğümüz yeni yerler, tattığımız farklı lezzetler ve doğasıyla güzel bir anı oldu bizim için Ayvalık tatili. Her ne kadar aklımızda yapmak istediğimiz başka şeyler kalsa da tadını çıkarttık bence Ayvalık ve Cunda'nın. Özellikle hiç gitmeyenler için yeni bir rota olabilir Ayvalık.